9 Mart 2012 Cuma

Toplum ve İnsana Attığı Acımasız Yumruklar

              Dikkat bu yazı ağır düşünceler içerir, yazması uzun sürmüştür yazarı yormuştur. Düşünmeye meyilli değilseniz okumayınız

-E ama ben düşünmeye meyilli değilim ne yapmalıyım?
 ne bilim len ben ben de düşünmüyorum bazen mis ne güzel vapurlar martılar kafa boş aynen şu şekilde bakıyorum düşünmediğim zamanlar;

  Mehmet düşünmediği zaman


 Şimdi konuya dönersem, toplum dediğimiz şey bir sürü insanın yanyana oluşturduğu sosyal birlik. Bir askeriye gibi adeta kendi içinde kuralları olan yeri gelince dışlayan yeri gelince bağrına basan canlı bir organizmadır. Çünkü toplumu oluşturan şeyler sen ben o dizide oynayan ünlü kadın adriana lima, beğenmediğin kapıcı, karşı komşu, nasadaki astronot amca... bunların hepsi topluma dahildir.

Toplum bir büyücüdür. Bir jedi edasıyla zihninle oynar seni istemediğin bir şey için delirtir, istediklerini nefret ettirir, sevmediklerini sevdirir, sevdiklerini uzaklaştırır. Bireysel bilincin, onlarca, yüzlerce milyonlarca bilinç ile birleşip paranoyaklaşmasının sonucudur.

Küçük bir hikaye var bu konuda aslında daha iyi açıklayacak buyrunuz;

        Kafese beş maymun koyarlar. Ortaya da bir merdiven konur ve tepesine de iple bir kangal muz asılır. Maymunlar merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan hepsinin üzerine tazyikli soğuk su sıkılır. Bir maymun aynı denemeyi yaparsa, hepsinin üzerine buz gibi tazyikli soğuk su sıkılarak cezalandırılırlar. Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanma cezasından korktuklarından merdivene yaklaşmazlar. Bir süre sonra cezayı unutup merdivene ve muzlara doğru hareketlenen maymunu diğer maymunlar engellemeye başlarlar. Sonunda hiç biri merdivene yaklaşmaz ve beş maymunda merdivene yaklaşmamaları gerektiğini böylece öğrenmiş olurlar. Bu maymunlardan biri dışarı alınır, yerine yeni bir maymun konulur. Yeni maymunun ilk yaptığı iş, koşup muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak ister, fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu çok feci döverler. Daha sonra ıslanmış dört maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir. Yeni gelen maymunda hemen merdivene ilk yaptığı atakta diğer maymunlardan dayak yer. Bu maymunu en şiddetli ve istekli döven de ondan önce kafese giren ve diğerleri tarafından engellenen ve ilk dayağı yiyen birinci yeni maymundur. Islanma cezası verilen maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. Bu da ilk atağında diğerleri tarafından şiddetli dövülerek cezalandırılır. Diğer dört maymundan su cezasından sonra yeni gelen ikisinin yeni gelen üçüncü maymunu niye dövdükleri konusunda hiçbir fikirleri yoktur ama en iştahlı dövenler de onlardır. Sonra en başta ıslanma cezasına uğrayan maymunların dördüncü dışarı alınarak yerine yeni maymun konur. Bu da hemen merdivene ve muzlara koşunca diğer dört maymun tarafından engellenerek şiddetlice dövülür. Fakat üç maymun bu yeni geleni niçin dövdüklerini bilmezler. Nihayet beşinci maymunda kafesten alınarak yerine yeni maymun konur. Tabii ki bu maymunda aç, merdivene koşarken dört maymun onu engelleyerek feci şekilde döverler. Bu beş maymun tazyikli su cezası ile cezalandırılmadıkları hâlde, birbirlerini niçin engellediklerini ve dövdüklerini bilmezler ve tepelerinde o bir kangal muz hâlâ asılı olduğu hâlde, artık hiç biri merdivene yaklaşmamaktadır.
(Tabi ki hikayeyi kopi peyst yazdım benim imlalarım bu kadar düzgün olsaydı nobel edebiyat ödülü alırdım yahu)
        Toplumun size verdiği en büyük zarar budur. Ne yaptığınızı bilmezsiniz o size arkadaşlarınız anneniz babanız sevgiliniz aracılığıyla ince ince yaptırır. Unutma bir kurbağayı kaynar suya direk atarsanız zıplayıp kaçar ama ılık bir suyun içine koyup inceden inceden altını yakarsanız bizim kurbağa mal mal bekler ne olduğunu anlamaz.

Buraya kadar kafayı dağıtmak için ara veriniz bunu izleyiniz bir sigara içip geliyorum;

 Off :) Pandaları cok seviyorum yahu bahçeli evim olsa direk beslemeyi düşünüyorum ama nerden bulacağımı çözemedim hala.

Neyse beyin bedava, kafayı biraz boşalttık. Kaldığım yerden devam ediyorum efenim bu arada şu parçayıda alttan ince ince açınız subliminal mesaj veriyorum. Yok len ne subliminali bildiğin güzel şarkı society mociety konuyla alakalı güzeldir. "Ah toplum umarım bensiz yalnız değilsindir" der eddie vedder...


   Din, hakkında konuşulması tehlikeli bir konudur.  İnsanlar inançları için çılgınca şeyler yapabiliyor daha sonra yarın biri kapıma dayanır beni keser diye tırstığım için çok fazla yorum yapmıyorum bu konuda ancak benim de diyeceklerim var. Her inanışa saygı duyarım ben müslüman, hristiyan, yahudi bana hepsi paris. Budizm var onu daha çok din olarak değilde yaşam felsefesi olarak goruyorum aslında. Neyse sonuçta sokakta bir taşı önüne alıp dua eden bir adam görürsem ne yapıyorsun manyak mısın demem onu kendine bırakırım herkesin inancı ve tuttuğu kendinedir. Toplum din konusunda oldukça baskıcıdır. Eğer siz kaliforniya ya da mişigında her pazar kiliseye giden bir ailenin çocugu olarak doğarsanız buyuk ihtimal katolik olursunuz, türkiyede doğarsanız müslüman, çocukluğunuz evinizden babanızı ağlama duvarında ağlarken seyretmekle geçtiyse yahudi olursunuz.  Hangi dine karşı yatkın olacağınızı aileniz belirler. Aileniz ateist ise ateis bir ortamda yetiştiğinizden dolayı ateizme karşı yatkınlığınız olur. Daha sonra düşünmeye başladğınızda az biraz teolojiye ilginiz dininizi değiştirir yada değiştirmezsiniz. Değinmek istediğim şey ailenin ülkenin ve yetişme şeklinizin toplumun bu konuda ne kadar etkili olduğunu göstermek.

Doğarsınız ve okula başlarsınız ancak her yerde değil sudan da doğsanız okula başlamayabilir toz toprak içinde koşturur durursunuz. Hayat acımasızdır ve kesinlikle ama kesinlikle adaletli değildir. Herkes çeşitli sağlık koşullarının yarattığı istisnalar hariç eşit doğar ancak ailesinin durumu, doğduğu ülke, doğduğu zaman ve daha bir çok kıstasın birleşmesi sonucu oluşan elekten geçerek o masum ve default bebek modundan zengin bebek, apaçi bebek, fakir bebek, yalnız bebek kategorilerine ayrılır. Ve hiç bir şey yapamazsınız. Hayat sizi akan bir dereye atıp arkasını dönmüştür. Sizin elinizde kıyıya yüzüp kendinizi kurtarmak kalmıştır. Ama kimileri o kıyıyı çok uzakta görür, kimisi hiç görmez, kimisi ise derenin akışına kendini bırakır.

-Bir bira almam lazım kaçıyorum geleceğimdir kendi kendine konuşan bir göbeğim var benden ayrı bir cumhuriyet bu arada alkolsüz bira alan insanı anlayabildiğim gün bir level daha atlayacağımı hissediyorum. Ben gelene kadar yeni bir şarkı;

Evet. İlişki konusuna gelelim. Toplum bu konuda genelde tutucudur. Amerika , amsterdam , hono lulu örneği vereceğime Türkiye de nasıl onu konuşmak istiyorum. Gerçi Türkiye de de bölge bölge farklılıklar yaşanıyor tabi ben istanbul u ele alıyorum ki doğuya girersem hiç çıkamam, çocuk yaşta evlendirilen kızlar okutulmayan dövülen vurulan öldürülen kızlar ve erkekler... Toplum tehlikelidir eğer arasında yer almak istemiyorsanız tamam hocam sen gelme demez. Geleceksin lan! der. Vurur, acıtır. İstanbulda orta halli bir ailede yaşayan biri iseniz ilkokula gidersiniz sonra ortaokul sonra lise ve ardından üniversiteye gidersiniz. Sanki bu zoraki olmazsa olmaz bir kaideymişcesine size çocukluğunuzdan beri dayatılır. Aileler kendi veremedikleri kültürü ve eğitimi, hatta aileden cok toplum kendi veremediği vermeye üşendiği eğitimi dikdörtgen binalarda üniformalar içinde askeri düzende senelerce aynı bilgileri ezberleterek verebileceği yer olan okul dediğimiz kurumları kullanırlar. Ama sistem oyle bir hale gelmiştir ki ben bunları dediğimde hadi lan ordan demenizden mütevellit okul gercekten zorunlu bir hale gelmiştir.

E ne yapalım okula gitmeyelim mi?

Gideceksin tabi. Eğer iş bulmak istiyorsan, para kazanmak istiyorsan, o hatun kişiyi arabanla gezdirmek istiyorsan, o cocuga ben ayaklarımın üzerinde durabiliyorum işte demek istiyorsan... Okula gitmek zorundasin. Kültür dediğim o bilgi birikimi ne yazık ki sadece okullarda kaldı.

Neyse okul bitti ne yapacaksın evleneceksin.  Özellikle ailen senden cok ister bunu. Aileler kendi yapamadıklarını çocuklarına yaptırmakla yükümlü bir patron gibidir. Ben doktor olamadım sen ol ben şunu yapamadım sen yap. Evlen.. Size güzel ve az düşünen bir kız bulurlar ve o da hayatı boyunca tek işlevinin çocuk yapmak ve siz eve geldiğinizde yemek yapmak olduğunu zanneder. Ya da size yakışıklı bir çocuk bulur ve tek gorevinin size bakmak oldugunu soyleyen bu adamla bir ev içinde yasarsınız. Evet onu seversiniz, sevişirsiniz. Ama hayat iki kişi yaşanabilecek kadar parçalanabilecek ve uyumlu bir hale getirilebilecek yapıya sahip değildir. Her zaman bir kişinin ödün vermesi gerekir. Önemli değil aşığım dersiniz ödün vermeye hazırım dersiniz ancak yavaş yavaş azalır bitersiniz.

Peki ben bu toplumdan nasıl kurtulurum?
Ahah işte en zevkli kısmı bu. Kurtulamazsın. Sen şu an bu blogu okuyabiliyorsan dahi bu toplumun içindesin, kendini kandırabilirsin evet istediklerimi yaşıyorum istediğim şeyi yapıyorum onu seviyorum lan ben mal herif diyebilirsin. Ama unutma ki toplum senin kendi benliğinin kabul etmeyeceği bir şeyi mutlaka ince ince sana dayatmıştır.

En azından kalıplarınızdan kurtulun, düşünün. Hadi dağa gidelim yalnız yaşayalım demiyorum tabi napıcam len dağbaşında gidin bir bara yeni insanlarla tanışın yeni ilişkiler kurun. Bir insana bağlı kalmayın hayatınızı bir kişiye adamayın sadece tek bir şey yapmayın tek bir şeyde uzmanlaşmayın çok yönlü olun bir ülkede bir şehirde yaşamayın bit ülkede değil dünyada yaşadığınızı düşünün.

Konuyu burada kapıyorum. Ha bu arada dediklerimi farklı bir bakış açısı olarak algılayınız doğru değil yada doğru sadece farklı düşününüz.

Çok uzun sürdü yazı yahu hafifde içkiliyim yoruldum uyuyorum, lütfen en azından bazı konularda düşündürebildiysem yorum yapınız ki ulen ne güzel yazmısım da insanlar düşünmüş diyerek kendimi nutella alarak ödüllendireyim :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder