manşet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
manşet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2013 Pazar

Baraat Kandili Nasıl Değerlendirebiliriz?

Şaban ayının 15. gecesi, Berat Kandili olarak idrak ediliyor. Peygamber Efendimiz (sas), bu gece Allah’ın dünya semasına rahmetiyle tecelli ederek, Kelb kabilesinin koyunlarının tüyü adedinden daha çok günahı affedeceğini beyan ediyor.

İlahiyatçı Prof. Dr. Ali Köse, Berat Gecesi ile Ramazan ayına temizlenmiş olarak girilmiş olacağını belirterek, “Beratımızı yani Ramazan’ı yaşama ehliyetimizi almış olarak oruç ayına başlamış olacağız.” diyor. Efendimiz’in, yakarışların geri çevrilmeyeceğini buyurduğu beş geceden birisi olan Berat Gecesi’ni af, rızık ve maddi-manevi şifa duasıyla geçirmeyi tavsiye eden Köse, “Allah (cc), bu gecede ‘Benden af dileyen yok mu; affedeyim. Rızık isteyen yok mu; vereyim. Şifa dileyen yok mu; şifa vereyim.’ buyuruyor. Allah’tan afv-u mağfiret dileyerek, tövbe istiğfar ederek, tefekkürde bulunarak bu günleri idrak etmemiz gerek. ‘Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, sorumluluklarım nelerdir?’ diye kendi kendimize sorabilmeliyiz.” diyor. Bu mübarek gecelerde aile fertleriyle vakit geçirmenin önemli olduğunu aktaran ilahiyatçı, mübarek gün ve gecelerin özel günler olduğunun onlara da hissettirilmesi gerektiğini aktarıyor. “Birlikte mesela bir kitapçıya gidebilir, Peygamberimiz’i anlatan bir kitap alıp hediye edebiliriz çocuklarımıza. Birlikte camiye gidebiliriz. Onlarla bu özel gün vesilesiyle birlikte olmak psikolojik olarak önemlidir. Çünkü çocuklar o günü, annelerinin babalarının kendileriyle birlikte olduğu, onlara vakit ayırdığı gün olarak hatırlayacak ve bu mutlu birliktelikle o mübarek günü özdeşleştireceklerdir bilinçaltlarında.” ifadelerini kullanan Köse, kandil programlarına da çocuklarla birlikte katılmayı öneriyor.

Berat Gecesi’ni ailenizle ihya edin!

Mutlaka aile ve özellikle de çocuklarla birlikte geçirilmeli.

Çocuklara o günün özel bir gün olduğu hissettirilmeli.

Bir kitapçıya gidilerek çocukların seviyesine göre Peygamberimiz’i anlatan bir kitap alınabilir.

Birlikte Kur’an-ı Kerim okunabilir, dua edilebilir.

Peygamber duaları, bu duaların hangi vesileyle edildiği aile içinde aktarılabilir.

Kişisel bir muhasebe yapılarak, geçmiş hata ve günahlar için tövbe ve istiğfar edilebilir.

Kandil günü vesile kılınarak hayır yapılabilir.

Aile büyükleri ve arkadaşlar aranarak dua ve tebrikler sunulabilir


2 Aralık 2012 Pazar

Hangi Öğretmenlik Branşlarında,Ne zaman sınav yapılacak

MEB 2013 KPSS için yürütmekte olduğu alan (branş) sınavı ile ilgili hazırlıklarını tamamladı ve önümüzdeki hafta ilgili yönetmeliğin çıkarılması bilgisine ulaşıldı.

Alan (Branş) sınavı aşağıdaki branşlar için 13 Temmuz 2013 tarihinde yapılacaktır. 

Okul Öncesi öğretmenliği, Sınıf öğretmenliği, Fen-Teknoloji öğretmenliği, Sosyal Bilgiler öğretmenliği, Türkçe öğretmenliği, Matematik öğretmenliği, İngilizce öğretmenliği, Fizik öğretmenliği, Kimya öğretmenliği, Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği, Tarih öğretmenliği, Coğrafya öğretmenliği, Felsefe grubu öğretmenliği, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik, Din kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği  branşlarında;

Sınavın uygulama birimi ve puanlama ağırlığı şu şekilde olacaktır:
Alan sınavının kapsamı üç bölümden oluşacaktır.
1- Akademik ders programı (YÖK’ün kur tanımlaması yaptığı genel ve geçerli öğretim programı) % 40
2- İlgili dersin okul programı (örneğin Tarih branşı için lise Tarih ders programı)% 50
3- Alanın öğretimi (Özel Öğretim Teknikleri) % 10

Memur kadrolarına yerleşenler bundan sonra yapmaları gerekenler nelerdir?

KPSS sonucu yerleşen adaylar bundan sonra ne yapacak?

Öncelikle yerleştirmesi yapılan adayları tebrik ediyorum. Bu çerçevede yerleştirmesi yapılan adaylar ile aday memurlara önemli hatırlatmalarda bulunacağız.
Tercihte bulunduğu kamu kurumuna yerleşen adaylar öncelikle aşağıda belirtmiş olduğumuz belgeleri hazırlayarak hiç beklemeden yerleştikleri kamu kurumuna vermelidirler. Bu belgeleri sıralayacak olursak;
1- Mezuniyet belgesinin aslı veya noter tasdikli örneği.(aslı gösterilmek kaydıyla Kurumlarca da tasdik edilmiş sureti kabul edilmektedir)2- 2 adet vesikalık fotoğraf. (4,5 x 6 cm son altı ay içerisinde çekilmiş olacak) 3- Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yetenekleri bakımından özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranının yüzde kırk ve üzerinde özürlü olmadığına dair beyanı. 4- Askerlik durum beyanı. 5- Mal bildirim formu. (İmzalı ve kapalı zarf içinde). 6- Şayet yerleştirildiği kamu kurumu özel bir belge istemişse o belge.(Bu husus kadronun karşısında yer alan nitelik kodlarında belirtilmiştir)
Bazı kamu kurumları ısrarla birçok belge talebinde bulunmaktadır. (Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul Ve Esaslara İlişkin Yönetmelikte hangi belgelerin istenebileceği açıkça belirtilmiştir) Ancak, adayların yukarıda belirtilen belgeleri hazırlamaları ve hiç beklemeden atanmak için yerleştirildikleri kurumlara müracaat etmeleri bir an önce atanmak için son derece önemlidir.
ÖSYM yerleştirmesi sonrası göreve başlama veya başlamama halinde uygulanacak yaptırımlar
ÖSYM'nin yaptığı yerleştirme sonrasında aday iki tercihle karşı karşıya kalacaktır. Ya yerleştirmesinin yapıldığı kamu kurumuna başvurarak atama işlemlerini başlatacaktır ya da hiç başvuru yapmayarak hareketsiz kalacaktır.
1- Aday, yerleştiği kamu kurumuna hiç başvurmaz ise ne olur?
Aday, kamu kurumuna yerleşmesine rağmen hiç başvuruda bulunmaz veya belgelerini vermez ise bu adaya ciddi bir müeyyide uygulanmaktadır. Kamu Görevlerine İlk Defa Atanacaklar İçin Yapılacak Sınavlar Hakkında Genel Yönetmeliğin Ek 2'nci maddesine göre yerleştirilmesi yapılan adayların bir daha aynı puan türüyle yerleştirmelere katılamayacağı net bir şekilde ortaya konulmuştur. Bu nedenle yerleştirmesi yapılan adayların mutlaka istenen evrakı temin ederek atamasını yaptırması yararına olacaktır. Aksi takdirde yeni bir sınava kadar 4/B sözleşmeli pozisyonları haricinde yerleştirmelere müracaat etmeleri mümkün değildir.
2- Aday yerleştiği kuruma belgeleri verip işe başlamaz ise ne olur?
Aday, yerleştiği kamu kurumuna başvurarak, hangi belgelerin istendiğini öğrenir ve belgeleri kamu kurumuna verir, kamu kurumu da, bu belgeler çerçevesinde atama onayı hazırlar. Belgelerin verilmesi ile atama süreci başlar ve atama onayının alınması ile de süreç tamamlanır. Kişi göreve başlamadığı sürece memur statüsüne giremez. Bu halde yani atama onayının çıkması sonrası durumunda kendisine tebligat yapılıp göreve başlaması istenilen ancak göreve başlamayanlar hakkında, 657 sayılı Kanun'un 63'üncü maddesinin 1'inci fıkrası uygulanır. Buna göre, aday 1 yıl süre ile devlet memuru kadrosuna başvuru yapamayacaktır. Ancak, uygulamada bu hususun takibi mümkün değildir.
Göreve başlama ve aday memurluk statüsü
Bir kamu kurumuna memur olarak atanan kişinin ilk statüsü aday memurluktur. Aday memurluk süresinin ne kadar olacağı 657 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Kanunun 54'üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme şu şekildedir:
"Aday olarak atanmış devlet memurunun adaylık süresi bir yıldan az iki yıldan çok olamaz ve bu süre içinde aday memurun başka kurumlara nakli yapılamaz."
Bu hükme göre adaylık süresi 1 ila 2 yıl arasında değişebilmektedir. Kamu kurumlarının hangi süreyi uygulayacağı kendi takdirlerinde olan bir konudur. Adaylık süresinde KPSS sonuçlarına göre başka kurumlara yerleşenlerin daha önceki süreleri adaylık süresinin hesabında dikkate alınacaktır.
Aday memur kendi kurumu içinde yer değiştirebilir mi?
Aday memurun nakline ilişkin olarak 657'de yer alan hükme yukarıda yer verilmiştir. Madde hükmünde adaylık süresince istisnalar dışında "başka kurumlara" nakil yapılmayacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre aday başka kurum olmadığı sürece kendi kurumu içinde adaylık statüsünde yer değişikliği yapabilir.
Burada bir örnek verecek olursak; Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne atanan bir aday memur, aday memurken, Bursa Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne naklen atanabilir. Ancak, bu kişi aday memurken, diğer kamu kurumlarına örneğin Maliye Bakanlığı'na naklen geçemez.
Ancak, kamu kurumlarının, kurumsal düzeyde çıkardıkları atama ve yer değiştirme yönetmeliklerinde, nakle ilişkin düzenlemelere de yer verilmekte olup, bu yönetmeliklerde bazen süre sınırı getirilebilmektedir. Aday memurların yer değiştirme yönetmeliğinin kapsamı dışında olduğunu da hatırlatmak isteriz.
Aday memurken başka kuruma geçilebilir mi?
Aday memurken başka kuruma naklen geçiş yapılamamaktadır. Zira 657 sayılı Kanun'un 54'üncü maddesinin ikinci fıkrasında, aday memurluk süresince, başka kuruma geçiş yapılamayacağı belirtilmiştir.
Ancak, uygulamaya esas görüşler veren Devlet Personel Başkanlığı bu madde hakkında önemli bir mütalaa vermiştir. Başkanlık mütalaasında, "657 sayılı Kanun'un 54'üncü maddesinde geçen "nakil" ibaresinden memurun başka kurumlarda durumuna uygun bir kadroya sınava tâbi tutulmaksızın naklen atanmasının anlaşılması gerektiğinden, sınav sonucuna göre yapılan atamalar gereğince yapılması gereken nakiller 54'üncü maddesinde geçen 'nakil' anlamında değerlendirilmemektedir" ifadesine yer verilmiştir.
Aday memurun yıllık izni nasıl hesaplanır?
657 sayılı Kanunun Yıllık İzni düzenleyen 102'nci maddesinde; "Devlet memurlarının yıllık izin süresi, hizmeti 1 yıldan on yıla kadar (On yıl dahil) olanlar için yirmi gün, hizmeti on yıldan fazla olanlar için 30 gündür... " hükmü yer almaktadır.
 Ahmet Ünlü- Yenişafak

1 Aralık 2012 Cumartesi

AÖF Eksik Kitapları ne zaman dağıtacak?

Açıköğretim Fakültesi'nin (AÖF) bu yıl basım aşamasında olan eksik kitapları Aralık ayı içerisinde öğrencilerin bağlı bulundukları Açıköğretim bürolarına gönderilecek. 2012-2013 öğretim yılında bütün Açıköğretin bölüm ve programlarının dönemlik kredili sisteme geçmesinden dolayı ders içeriklerinin ve ders kitaplarının değişmesine bağlı olarak yeni kitapların basımı gerçekleştiriliyor. Bu yıl 20 milyon basılan Açıköğretim kitaplarının dağıtımı ise devam ediyor.

Açıköğretim Fakültesi Öğretim Görevlisi ve aynı zamanda Açıköğretim Merkez Büro Müdür Yardımcısı Tahir Şahin öğrencilerin şu an kitap sıkıntısı çekmelerinin nedeninin bütün kitapların değiştirilmesinden kaynaklandığını belirterek Aralık ayı içerisinde tüm kitapların dağıtımının gerçekleştirileceğini kaydetti.
"Eksik kitaplara e-Öğrenme Portalından ulaşılabilir"
Şahin konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Öğrencilerin kitapları basılarak bağlı bulundukları Açıköğretim bürolarına gönderilmektedir. Ancak  öğrencilerin  bazı kitaplar için farklı bürolara gitmesi nedeniyle eksiklik olabilmektedir. Bu eksikler Aralık ayı içerisinde tamamlanarak öğrencilerin bağlı oldukları bürolara gönderilecektir."

Öğrencilerin PDF dosyalarına nasıl ulaşmaları gerektiği konusunu  aşamalı olarak anlatan Şahin "Öğrencilerin kitapları şu an http://ogrenci.anadolu.edu.tr sayfasında PDF formatında yayınlanmaktadır. Öğrenciler gönderilecek kitapları alacağı süreye kadar bu adresten ders kitaplarına ve içeriklerine ulaşabilirler. Bu web sayfasından e-Öğrenme portalına tıklayan öğrenciler, öğrenme portalından fakülte ve bölüm isimlerini görecekler sonrasında ise fakülte ve bölüm  isimleri tıklandığı zaman öğrencilerin bütün ders kitapları ve programları PDF olarak karşılarına çıkacaktır." şeklinde konuştu.
Şahin ayrıca, öğrenci kitaplarının tahmini bir rakamla basıldığına değinerek “Kitaplar, öğrencilerin Açıköğretim sistemine yeni kayıt yaptıracağı ya da kayıt yenileceği bir önceki yıllara göre tahmin edilerek basılmaktadır. Bu tahmin ettiğimiz rakamlarda bazı bölümler ve kitaplarda eksikler oluşabiliyor. Bu eksikliklerde  Aralık ayında mutlaka tamamlanarak öğrencinin bağlı olduğu Açıköğretim bürosuna  gönderilecektir." dedi.

e-gazete (AÜ)

Polis ve Askeri Öğrencilerde mi üniformayı atıyor?


İlkpkul ve liselere kıyafet serbestiyeti getirildiği açıklayan Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in ardından bir açıklamada Bekir Bozdağ'dan geldi.Sivilleşmeyi iyice önemseyen hükümet, Başbakan yardımcısı Bozdağ'ın "artık sivilleşme zamanı diyerek polis ve askeri öğrencilerin de üniforma yerine sivilleşeceği sinyali verdi.

 İşte haber;

 

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, askeri okullar ile polis okullarında da sivilleşme sinyali verdi.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, askeri ve polis okullarında üniformalı öğrenciler olduğunu belirterek, ''Artık sivilleşme k zamanıdır. Üniformalı dönemlerin sona ermesi lazım'' dedi.
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Boğazlıyan Kaymakamı Ömer Faruk Çelik'i ziyaretinde yaptığı açıklamada, okullarda kıyafet serbestliğiyle, öğrencilere hangi kıyafetle rahat ediyorsa onu giyebilme imkanının getirildiğini söyledi.

KILIÇDAROĞLU'NUN TORUNUNA DA HÜRRİYET VERDİK
Askeri ve polis okullarında üniformalı öğrenciler olduğunu anlatan Bozdağ, ''Devlet okulları ve özel okullara baktığımızda da orada da üniformalı öğrencilerimiz var. Artık sivilleşmek zamanıdır. Üniformalı dönemlerin sona ermesi lazım.
Artık tek tipçiliğin savunucusu olan Kılıçdaroğlu ve arkadaşları buna alışmalıdır. Eminim Sayın Kılıçdaroğlu torunları için daha güzel kıyafetler seçme imkanı bulacaktır. Ona da hürriyet verdik'' diye konuştu.

internethaber

Hocaefendi'den Mustafa Sungur için taziye!

Tedavi gördüğü Fatih Üniversitesi Sema Hastanesi'nde bugün vefat eden Mustafa Sungur için Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi taziyede bulundu.

Daussıla ile meşbu kalbim, hayatını Kur'an ve iman hizmetine adamış, Bedizzaman Hazretleri'nin mümtaz talebelerinden Nur Kahramanı Mustafa Sungur Ağabey'in Hakk'a yürüdüğünü öğrenmiş olmaktan doğan gurbet içinde gurbet hisleriyle çarpıyor...

Gençlik yıllarından itibaren tahsil ettiği ilmi, Kur'an nurları ile tahkim eden bu müstesna insan aynı zamanda tükenmek bilmez enerjisi ile hayatını hizmet yoluna bezletmeye bakmıştır.

Hepimiz adına geçici bir firak sayılsa da ağabeyimizin gerçek dostlarla vuslata vesile son yolculuğunda hazır bulunamamanın hicabı içindeyim. Tesellimiz, 'bir tek maksat ve vazifede sa'y eden hakikat ve ahiret kardeşlerinin ihtilaf-ı zaman ve mekânın sohbet ve ünsiyetlerine bir mani teşkil etmediği' muştusudur.

Bu vesileyle muhterem ağabeyimize Mevlâ-yı Müteâl'den gani gani rahmet niyaz eder, onunla Nur derslerini müzakere etme şerefine nail olan talebe, dost ve yakınlarına teziyetlerimi bildirir, sabr-ı cemil niyaz ederim.

Fethullah Gülen

KPSS'den aldığı 38 puanla memur oldu

KPSS 2012 / 2. atamalarında Çorum'a restoratör olarak , KPSS Lisans sınavından 38,31263 puan alan bir kişi atandı. Birçok restoratör kontenjanı da boş kaldı.

Dün açıklanan KPSS 2012 / 2. atamalarında Çorum'a  restoratör olarak , KPSS  Lisans sınavından 38,31263  puan alan bir kişi atandı. Birçok (Nevşehir, Konya ve Erzurum) restoratör kontenjanı da boş kaldı.

Çorum'a restoratör olarak atanan memur adayı en düşük puanla atanan aday oldu.

Diğer düşük puanla atanan bölümler ise , hemşirelik,kütüphanecilik ,gfafiker , diyatisyen ,fizyoterapist ve çocuk gelişimi bölümleri mezunları da çok düşük puanlarla atandılar.

Devlet dairelerine sekreter kontenjanı ayrılmasına rağmen bazı sekreterlik kontenjanları (Anakara Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı)  da açık kaldı. Devlet Demiryolları'na memur alımları da çok düşük ( 68,23704) puanlarla tamamlandı.

Bediizaman Hazretleri'nin Talebelerinden Mustafa Sungur Hakk'ın Rahmetine Kavuştu


Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerinden Mustafa Sungur Ağabey Hakk'a yürüdü.

Şeker ve tansiyon rahatsızlığı bulunan ve beyninde damar tıkanıklığı sebebiyle bir süredir Fatih Üniversitesi Hastanesi'nde tedavi görmekte olan Mustafa Sungur ağabey bugün vefat etti.

Risale-i Nur ları 17 yaşında tanıyan ve 1954 yılından 1960'a kadar Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin hizmetinde bulunan Sungur Ağabey, Üstad tarafından, "nur kahramanı" olarak tanımlanmıştı.

Mustafa Sungur Ağabey için yarın ikindi namazını müteakip Fatih Camii'nde cenaze namazı kılınacak. Merhumun cenazesi, daha sonra Eyüp Mezarlığı'na defnedilecek.

samanyoluhaber

30 Kasım 2012 Cuma

2012 KPSS Yerleştirme Sonuçları Açıklandı


ÖSYM Başkanı Ali Demir, KPSS tercih sonuçlarını canlı yayında açıkladı. Sınava yaklaşık 1 milyon 400 bin adayın girdiğini kaydeden Demir, 7 bin kişinin kamuya atandığını ifade etti.

7 BİN KİŞİ PAZARTESİDEN İTİBAREN MEMUR

TRT Haber canlı yayınında ÖSYM'deki son gelişmeleri değerlendiren Ali Demir, yüz binlerce kişinin merakla beklediği yerleştirme sonuçlarını açıkladı. KPSS'ye giren 1 milyon 400 bin adayın tercih alımı dün tamamlanmıştı.
Yüzbinlerce aday atanıp atanmadığını merak ederken, ÖSYM Başkanı Demir, canlı yayında tercih sonuçlarını açıkladı.


Buna göre pazartesiden itibaren 7 bin aday kamuda memur olarak göreve başlayacak.


ÖSYM'NİN YERLEŞTİRME SONUÇLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN


İşine son verilen Araştırma Görevleri Eylemde!

İşlerine son verilmesi öngörülen 50D kadrosundaki araştırma görevlileri, üniversitenin rektörlük binası önüne kurdukları çadır ve getirdikleri karavanla direnişlerini sürdürüyor.

YÖK, haziran ayında İTÜ, YTÜ ve Ankara üniversitelerinin rektörlüklerine bir görüş yazısı gönderdi. Yazıda, yüksek lisansta 3, doktorada 6 yılını tamamlamış 50D kadrosu ile çalışan araştırma görevlilerinin işlerine son verilmesi öngörülüyordu.
 
İTÜ Rektörü Prof. Mehmet Karaca görüşü uygulamaya koydu.
Ağustos ayında maaşların yatma tarihi olan 15’i geldiğinde yaklaşık 40 araştırma görevlisi maaşlarının yatmadığını gördü. Önce 13 Eylül’de bir eylem gerçekleştirildi. Eylem sonrasında bir komisyon kuruldu. Araştırma görevlileri rektörlük ile görüştü. Fakat kendilerine sunulan “kabul edilemez” koşullar nedeniyle eyleme devam kararı aldılar. Zira rektörlük öğrencilere, “görev yaptıkları bölümlerdeki araştırma görevlisi oranı öğretim görevilerinin yüzde 33’ünü geçmedikçe”, oluşturulacak “bir kuruldan” geçmeleri koşulunda iş güvencesi bulunan 33A kadrosuna geçirilebileceklerini söyledi.
Fakat aslında bölümlerin bir çoğu zaten hali hazırda yüzde 33 kriterini doldurduğu için bu öğrencilere “Yapılacak bir şey yok. İşinize son verilecek” demekti.
Kararların ardından, maaşları 15 Ağustos’ta kesilen araştırma görevlilerine 18 Ekim’de işten çıkarma tebligatı yapılması ile İTÜ’de büyük bir direniş başladı. 50D kadrosu ile çalışan araştırma görevlileri Rektörlük binasının önüne çadır kurarak, “İTÜ bizim” dedi.
Bu eylem büyük destek gördü. 15 Kasım’da işten çıkarmaların artması ile üniversitelerde son on yılın en kalabalık eylemi gerçekleştirildi. 2 binden fazla öğrenci, hoca ve idari personel uygulamaya karşı yürüdü. Daha sonra 17 Kasım’da hafta sonu sınavlarında iş bıraktılar. Yüzde 80 katılım ile gerçekleştirilen eylem sonucunda sınavlar ancak profesör ve doçentlerin katılımı ile yapılabildi.
‘Biz kalıcıyız, kararlıyız’
O günden sonra eylem çığ gibi büyümeye başladı. Fen-Edebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri’nde araştırma görevlisi olarak görev yapan Aykut Kılıç’ın deyimiyle, “Rektörlüğe biz kalıcıyız. Kararlıyız” mesajını vermek için bir de karavan aldılar. Kış soğuğunda çadırda zorlanmamak için karavan aldıklarını söyleyen İnşaat Fakültesi Geomatik Mühendisliği Bölümü’nde araştırma görevlisi Taylan Mercan da doktorasının 5’inci yılında tezini bitirmiş olmasına rağmen, okula vermediğini söyleyerek “Çünkü İnşaat Fakültesi’nde yüzde 33’lük oran dolu ve eğer ben tezimi verip, doktaramı başarıyla tamamlarsam işsiz kalacağım” diye konuşuyor.

Hocalar da tepkili
Öğrenciler gibi hocalar da 50D kadrolu araştırma görevlilerinin işten çıkartılmasına karşı. İnşşat Fakültesi, Geomatik Mühendisliği Bölümü’nden  Doç. Dr. Tevfik Özlüdemir, “Bu çocuklar akademinin geleceği. Bu uygulamam akademiye zara verir” diyerek, kendi yetiştirdikleri nitelikli insan gücünün işsiz kalmasını ‘sakıncalı’ olarak nitelendiriyor ve bu çocuklara ihtiyaçları olduğunu söylüyor. Kimya Metalurji Fakültesi, Kimya Mühendisliği Bölümü’ndan Doçent Doktor Devrim Kaymaz ise, “Bu çocuklar 8-9 yılını bir eğitime adıyor ve bu çocukları kapının önüne koyuyorsun. bu yüzden başarılı öğrenciler akademiden kaçacak ve akademi başka türlü insanlara kalacak” diyerek uygulamadan şikâyet ediyor.

MEB'in kararı atama bekleyenlere bir kez daha KPSS yolu gözüktürdü

 Atamaların sadece ağustosla sınırlandırılması da soruna tuz biber ekti. Adaylar bir yıl daha beklememek için şubat ayında da atama yapılmasını istiyor.

Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) Yönetmeliği'nde yapılan değişiklikle, Öğretmenlik Sınav Sonuçları'nın geçerliliğinin 1 yılla sınırlandırılması atama bekleyen öğretmen adaylarını sıkıntıya soktu. Milli Eğitim Bakanlığı'nın yılda iki defa yapılan atama sayısını bire düşürmesi nedeniyle de öğretmenlere bir kez daha KPSS yolu gözüktü.

2011 yılı KPSS Öğretmenlik sınav sonuçları (KPSS-10 puanı) 2013 yılı Temmuz ayına kadar geçerli olacak. Buna rağmen 2012'de KPSS'ye giren öğretmenlerin de sınav sonucu 2013 yılı Temmuz ayına kadar geçerli sayılacak.

EK KÜLFET DOĞURACAK

Aktif Eğitimciler Sendikası Genel Sekreteri Mehmet Tekin, yapılan değişiklikle atama bekleyen öğretmenlerin her yıl sınava hazırlanmak zorunda bırakıldığını bunun da otomatik olarak ek külfet doğurduğunu kaydetti. Şubat atamalarını düşünüp ağustosta tercih yapmayan çok sayıda öğretmenin bulunduğunu hatırlatan Tekin, "Şubatta atama yapılmayacağı için puanları ağustos ataması için geçerli sayılmayacak. Bu atamalar için temmuzda yapılacak 2013 KPSS'si baz alınacak. Hal böyle olunca öğretmenler yeniden sınava girecek ve alacağı puanla ağustosta atanacak" diye konuştu.

AĞUSTOS ATAMASI İMKÂNSIZ

Tekin sözlerine şöyle devam etti: "Kaldı ki KPSS temmuzda, atamalar ise ağustosta yapılacak deniliyor. Bu bir aylık kısa bir sürede sınavı yapıp, puanları hesaplayıp atama yapılması neredeyse imkânsız. Süreç eylüle kadar uzar. Bütün bu sorunları aşmak için sınav sonuçları 2 yıl geçerli olmalı. Böylece öğretmen adaylar her yıl sınava girmek zorunda kalmaz. Ya da şubatta öğretmen ataması yapılmalı."

360 bin aday atama bekliyor

Yaklaşık 400 bin öğretmen adayı 2012 Temmuz ayında yapılan KPSS'ye girdi. Buna rağmen ağustos ayında yapılan atamalarda 40 bin öğretmenin ataması yapıldı. Branşlara göre KPSS'ye giren öğretmen sayısı sıralamasında öne çıkan alanlar şöyle oldu:

Branş                          Sayı

Türk Dili ve Edebiyatı    22.583
Sosyal Bilgiler             21.290
İngilizce                      19.749
Matematik                  19.443
Beden Eğitimi             18.985
Sınıf Öğretmenliği        18.370
Tarih                          17.573
Okul Öncesi               17.432
Fen ve Teknoloji          16.547

NESRULLAH SONAY - BUGÜN GAZETESİ

28 Kasım 2012 Çarşamba

Şubatçılar,Başbakanla Görüşmek İstiyor

Kendilerini Şubatçılar Grubu olarak adlandıran şubat ayında atama bekleyen öğretmen adayları Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşebilmek için 26 Kasım 2012 saat 12:00 de Ankara Abdi İpekçi Parkında oturma eylemine başlamışlardı.

Oturma eyleminin ikinci gününün akşamına kadar havaların soğuğuna rağmen yılmayan öğretemen adayları sosyal medya Twitter'da Etiketi ile mesajlarını iletmeye çalışıyorlar.

Ancak bazı tweetlerde eylemin bittiğini Türkiye2nin duyarsız kalmasına sitem edilmiş.

İşte Tweetter'dan bazı mesajlar;


tuğba@tugbaatugbaa
120 bin açık var ama atama yok peki o öğrencileri kim okutuyor şuan

 Yunus Emre@turkceci_yns
ABDİ İPEKÇİ PARKINDA ONURLU VE KARARLI BEKLEYİŞ SÜRÜYOR DE BİTTİ DUYARSIZ TÜRKİYEM!!! 

Özge C. K. @ozgeckck
Okullarda dunya kadar ogretmen acigi varken ogretmenlerin oturma eyleminde olmasi!??!

 Yeliz B. Sarıkas@yelizsarikas
Günler geçiyor, onlar ise üşüyor. UMRUNUZDA MI?

gokhan@latelynow
" Gözlerimizdn ışıltı,yüzümüzdn gülümseme çalındı,Sabrımız kalmadı!" 

Sinan ŞAHİN@17_33
Okuduk, Okuduk, Okutamadık!!! Lütfen Destek

gokhan@latelynow
" siyasi değiliz öğretmeniz.. ABDİ İPEKÇİ PARKINDA!" 

 Zübeyde Kaya Özer@zbydkaya
Bizim için öğretmen olmak üşümek,beklemek demek!




 



 

Bakan'dan bir "müjde" daha okullar artist yetiştirecek

Bakan'dan bir "müjde" daha saçları uzatmak serbest bir küpe kaldı
Milli Eğitim Bakanı Dinçer, okullarda serbest kıyafet uygulamasına ilişkin Cihan Haber Ajansı'na (Cihan) açıklamada bulundu.

Dinçer, bu değişikliğe ihtiyaç duymalarındaki başlıca sebebin Türkiye'deki demokratikleşmenin gelişmesi ve yaygınlaşması olduğunu belirtti.

Milli Eğitim Bakanı, "Türkiye'de otoriter yapıdan demokrasiye doğru ilerleyen süreç içerisinde biz de eğitim sisteminde demokratikleşme yapmaya çalışıyoruz." dedi.

Ömer Dinçer, ikinci olarak ise tüm dünyada eğitim sisteminin giderek daha esnek hale geldiğini ve daha önce var olan arz odaklı eğitim anlayışından talep odaklı bir eğitim anlayşına doğru bir evrimleşme söz konusu olduğuna dikkat çekti.

"Eğitim sistemimizde buna paralel olarak esneklik sağlamaya, biraz zenginleştirmeye, çeşitlendirmeye çalışıyorduk hatırlarsanız." diyen Dinçer, okul kıyafetlerinin serbestleşmesinin bu iki gelişmeyi pekiştiren ve bunlara paralel bir gelişme olduğunu vurguladı.

Dinçer, bu yeni uygulamayı çok önemsediğini, çünkü bu eğitim sistemimizin daha demokratik ve esnek olduğuna dair bir sembolü ortaya koyacağını ifade etti.

Dinçer, "Siz temel değerler olarak demokratikleşiyorken otoriter bir anlayışı sembolize eden tek tip elbiseyi uygulamaya devam ettiğinizde, bu birbiriyle çok uyumlu görünmüyordu." diye konuştu.

Uygulamada esas olan şey çocukların okula serbest kıyafetle gelmesini sağlamak olduğunu kaydeden Dinçer, "Tabi bunun dışında istisnalar var, bunları belirledik. Mesela lise çağındaki çocuklarımız sakal ve bıyık bırakamayacak, kızlarımız makyaj yapamayacak. Zaten bunlar önceki yönetmeliklerde de vardı. Yine kızlarımız diz üstü veya derin yırtmaçlı etek, vücut hatlarını belli eden tayt veya şeffaf elbiseler giyemeyecekler." dedi.

Bunların dışında öğrencilerin serbestçe giyinebileceğini belirten Milli Eğitim Bakanı, bakımlı ve temiz olmak şartıyla öğrencilerin saçlarını uzatabileceğini kaydetti.

Bu konuda en çok eleştiri yapılan noktanın zengin-fakir arasında eşitsizliği arttırmayacak mı konusu geldiğini aktaran Dinçer, bunun doğru bir eleştiri olmadığını ve bu konunun birkaç boyutu bulunduğunu belirtti.

Tek tip kıyafetten bahsedildiğinde aslında iki farklı şeyden bahsedildiğini ve bunlardan birinin önlük olduğunu söyleyen Dinçer sözlerini şöyle sürdürdü: "Önlük artık şehirlerde çok kullanılmıyor. Daha çok kırsal çevrelerde kullanılıyor. Bu, o bölgede veli için zaten maliyet demek. Şehir merkezlerinde ise daha çok okul forması var. Sizler de biliyorsunuz okul yönetimi belirli bir mağazayla belirli bir ücret üzerinden anlaşıyor ve velileri oraya yönlendiriyorlar. Bu da ciddi bir maliyeti beraberinde getiriyor. Halbuki çocuklar günlük kıyafetlerini giyip geldiklerinde bu maliyet olmayacak."

"TARTIŞMALARIN MEVCUT STATÜKOYA ÇOK ALIŞMIŞ OLMAMIZDAN KAYNAKLANIYOR"

Ayrıca çocukların okul çıkışında aynı arkadaşlarıyla oynamaya devam ettiğine dikkat çeken Dinçer, "Eğer kıyafetler okul dışında sorun olmuyorsa okulda da olmayacak diyorum. Başlangıçta yadırganabilir ancak zaman içinde alışılacağını düşünüyorum." diye konuştu.

Dinçer, kıyafet farklılığı gerçekten sorun olacaksa, bunun halihazırda ayakkabı markası veya pantolon üzerinden de yapılabileceğini belirtti.

Milli Eğitim Bakanı, "Tartışmaların mevcut statükoya çok alışmış olmamızdan ve alışkanlıklarımızı terketmenin verdiği tedirginlikten kaynaklandığını düşünüyorum. Yeni uygulamayla birlikte bu endişeler ortadan kalkar umarım." diye konuştu.

Okullarda başörtüsünün serbest olmasına ilişkin ise Dinçer, "Kur'an-ı Kerim derslerinde başörtüsü takılabileceğine yönelik bir düzenleme yaptık. İleride neler olur, o konuda birşey söylemem zor." dedi.

"Önümüzdeki günlerde eğitim sisteminde farklı yenilikler görecek miyiz?" şeklindeki soruya Milli Eğitim Bakanı Dinçer, gülümseyerek "Onu önümüzdeki günlerde konuşsak olmaz mı?" şeklinde cevapladı.
Milli Eğitim Bakanı Dinçer, okullarda serbest kıyafet uygulamasına ilişkin Cihan Haber Ajansı'na (Cihan) açıklamada bulundu.

Dinçer, bu değişikliğe ihtiyaç duymalarındaki başlıca sebebin Türkiye'deki demokratikleşmenin gelişmesi ve yaygınlaşması olduğunu belirtti.

Milli Eğitim Bakanı, "Türkiye'de otoriter yapıdan demokrasiye doğru ilerleyen süreç içerisinde biz de eğitim sisteminde demokratikleşme yapmaya çalışıyoruz." dedi.

Ömer Dinçer, ikinci olarak ise tüm dünyada eğitim sisteminin giderek daha esnek hale geldiğini ve daha önce var olan arz odaklı eğitim anlayışından talep odaklı bir eğitim anlayşına doğru bir evrimleşme söz konusu olduğuna dikkat çekti.

"Eğitim sistemimizde buna paralel olarak esneklik sağlamaya, biraz zenginleştirmeye, çeşitlendirmeye çalışıyorduk hatırlarsanız." diyen Dinçer, okul kıyafetlerinin serbestleşmesinin bu iki gelişmeyi pekiştiren ve bunlara paralel bir gelişme olduğunu vurguladı.

Dinçer, bu yeni uygulamayı çok önemsediğini, çünkü bu eğitim sistemimizin daha demokratik ve esnek olduğuna dair bir sembolü ortaya koyacağını ifade etti.

Dinçer, "Siz temel değerler olarak demokratikleşiyorken otoriter bir anlayışı sembolize eden tek tip elbiseyi uygulamaya devam ettiğinizde, bu birbiriyle çok uyumlu görünmüyordu." diye konuştu.

Uygulamada esas olan şey çocukların okula serbest kıyafetle gelmesini sağlamak olduğunu kaydeden Dinçer, "Tabi bunun dışında istisnalar var, bunları belirledik. Mesela lise çağındaki çocuklarımız sakal ve bıyık bırakamayacak, kızlarımız makyaj yapamayacak. Zaten bunlar önceki yönetmeliklerde de vardı. Yine kızlarımız diz üstü veya derin yırtmaçlı etek, vücut hatlarını belli eden tayt veya şeffaf elbiseler giyemeyecekler." dedi.

Bunların dışında öğrencilerin serbestçe giyinebileceğini belirten Milli Eğitim Bakanı, bakımlı ve temiz olmak şartıyla öğrencilerin saçlarını uzatabileceğini kaydetti.

Bu konuda en çok eleştiri yapılan noktanın zengin-fakir arasında eşitsizliği arttırmayacak mı konusu geldiğini aktaran Dinçer, bunun doğru bir eleştiri olmadığını ve bu konunun birkaç boyutu bulunduğunu belirtti.

Tek tip kıyafetten bahsedildiğinde aslında iki farklı şeyden bahsedildiğini ve bunlardan birinin önlük olduğunu söyleyen Dinçer sözlerini şöyle sürdürdü: "Önlük artık şehirlerde çok kullanılmıyor. Daha çok kırsal çevrelerde kullanılıyor. Bu, o bölgede veli için zaten maliyet demek. Şehir merkezlerinde ise daha çok okul forması var. Sizler de biliyorsunuz okul yönetimi belirli bir mağazayla belirli bir ücret üzerinden anlaşıyor ve velileri oraya yönlendiriyorlar. Bu da ciddi bir maliyeti beraberinde getiriyor. Halbuki çocuklar günlük kıyafetlerini giyip geldiklerinde bu maliyet olmayacak."

"TARTIŞMALARIN MEVCUT STATÜKOYA ÇOK ALIŞMIŞ OLMAMIZDAN KAYNAKLANIYOR"

Ayrıca çocukların okul çıkışında aynı arkadaşlarıyla oynamaya devam ettiğine dikkat çeken Dinçer, "Eğer kıyafetler okul dışında sorun olmuyorsa okulda da olmayacak diyorum. Başlangıçta yadırganabilir ancak zaman içinde alışılacağını düşünüyorum." diye konuştu.

Dinçer, kıyafet farklılığı gerçekten sorun olacaksa, bunun halihazırda ayakkabı markası veya pantolon üzerinden de yapılabileceğini belirtti.

Milli Eğitim Bakanı, "Tartışmaların mevcut statükoya çok alışmış olmamızdan ve alışkanlıklarımızı terketmenin verdiği tedirginlikten kaynaklandığını düşünüyorum. Yeni uygulamayla birlikte bu endişeler ortadan kalkar umarım." diye konuştu.

Okullarda başörtüsünün serbest olmasına ilişkin ise Dinçer, "Kur'an-ı Kerim derslerinde başörtüsü takılabileceğine yönelik bir düzenleme yaptık. İleride neler olur, o konuda birşey söylemem zor." dedi.

"Önümüzdeki günlerde eğitim sisteminde farklı yenilikler görecek miyiz?" şeklindeki soruya Milli Eğitim Bakanı Dinçer, gülümseyerek "Onu önümüzdeki günlerde konuşsak olmaz mı?" şeklinde cevapladı.
Milli Eğitim Bakanı Dinçer, okullarda serbest kıyafet uygulamasına ilişkin Cihan Haber Ajansı'na (Cihan) açıklamada bulundu.

Dinçer, bu değişikliğe ihtiyaç duymalarındaki başlıca sebebin Türkiye'deki demokratikleşmenin gelişmesi ve yaygınlaşması olduğunu belirtti.

Milli Eğitim Bakanı, "Türkiye'de otoriter yapıdan demokrasiye doğru ilerleyen süreç içerisinde biz de eğitim sisteminde demokratikleşme yapmaya çalışıyoruz." dedi.

Ömer Dinçer, ikinci olarak ise tüm dünyada eğitim sisteminin giderek daha esnek hale geldiğini ve daha önce var olan arz odaklı eğitim anlayışından talep odaklı bir eğitim anlayşına doğru bir evrimleşme söz konusu olduğuna dikkat çekti.

"Eğitim sistemimizde buna paralel olarak esneklik sağlamaya, biraz zenginleştirmeye, çeşitlendirmeye çalışıyorduk hatırlarsanız." diyen Dinçer, okul kıyafetlerinin serbestleşmesinin bu iki gelişmeyi pekiştiren ve bunlara paralel bir gelişme olduğunu vurguladı.

Dinçer, bu yeni uygulamayı çok önemsediğini, çünkü bu eğitim sistemimizin daha demokratik ve esnek olduğuna dair bir sembolü ortaya koyacağını ifade etti.

Dinçer, "Siz temel değerler olarak demokratikleşiyorken otoriter bir anlayışı sembolize eden tek tip elbiseyi uygulamaya devam ettiğinizde, bu birbiriyle çok uyumlu görünmüyordu." diye konuştu.

Uygulamada esas olan şey çocukların okula serbest kıyafetle gelmesini sağlamak olduğunu kaydeden Dinçer, "Tabi bunun dışında istisnalar var, bunları belirledik. Mesela lise çağındaki çocuklarımız sakal ve bıyık bırakamayacak, kızlarımız makyaj yapamayacak. Zaten bunlar önceki yönetmeliklerde de vardı. Yine kızlarımız diz üstü veya derin yırtmaçlı etek, vücut hatlarını belli eden tayt veya şeffaf elbiseler giyemeyecekler." dedi.

Bunların dışında öğrencilerin serbestçe giyinebileceğini belirten Milli Eğitim Bakanı, bakımlı ve temiz olmak şartıyla öğrencilerin saçlarını uzatabileceğini kaydetti.

Bu konuda en çok eleştiri yapılan noktanın zengin-fakir arasında eşitsizliği arttırmayacak mı konusu geldiğini aktaran Dinçer, bunun doğru bir eleştiri olmadığını ve bu konunun birkaç boyutu bulunduğunu belirtti.

Tek tip kıyafetten bahsedildiğinde aslında iki farklı şeyden bahsedildiğini ve bunlardan birinin önlük olduğunu söyleyen Dinçer sözlerini şöyle sürdürdü: "Önlük artık şehirlerde çok kullanılmıyor. Daha çok kırsal çevrelerde kullanılıyor. Bu, o bölgede veli için zaten maliyet demek. Şehir merkezlerinde ise daha çok okul forması var. Sizler de biliyorsunuz okul yönetimi belirli bir mağazayla belirli bir ücret üzerinden anlaşıyor ve velileri oraya yönlendiriyorlar. Bu da ciddi bir maliyeti beraberinde getiriyor. Halbuki çocuklar günlük kıyafetlerini giyip geldiklerinde bu maliyet olmayacak."

"TARTIŞMALARIN MEVCUT STATÜKOYA ÇOK ALIŞMIŞ OLMAMIZDAN KAYNAKLANIYOR"

Ayrıca çocukların okul çıkışında aynı arkadaşlarıyla oynamaya devam ettiğine dikkat çeken Dinçer, "Eğer kıyafetler okul dışında sorun olmuyorsa okulda da olmayacak diyorum. Başlangıçta yadırganabilir ancak zaman içinde alışılacağını düşünüyorum." diye konuştu.

Dinçer, kıyafet farklılığı gerçekten sorun olacaksa, bunun halihazırda ayakkabı markası veya pantolon üzerinden de yapılabileceğini belirtti.

Milli Eğitim Bakanı, "Tartışmaların mevcut statükoya çok alışmış olmamızdan ve alışkanlıklarımızı terketmenin verdiği tedirginlikten kaynaklandığını düşünüyorum. Yeni uygulamayla birlikte bu endişeler ortadan kalkar umarım." diye konuştu.

Okullarda başörtüsünün serbest olmasına ilişkin ise Dinçer, "Kur'an-ı Kerim derslerinde başörtüsü takılabileceğine yönelik bir düzenleme yaptık. İleride neler olur, o konuda birşey söylemem zor." dedi.

"Önümüzdeki günlerde eğitim sisteminde farklı yenilikler görecek miyiz?" şeklindeki soruya Milli Eğitim Bakanı Dinçer, gülümseyerek "Onu önümüzdeki günlerde konuşsak olmaz mı?" şeklinde cevapladı.

27 Kasım 2012 Salı

Adalet Bakanlığı 485 personel alacak

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Taşra Teşkilatına Sözleşmeli Sağlık Memuru ve Kadrolu Şoför, Aşçı ve Kaloriferci olmak üzere 485 personel Alımı yapacak
   
Sınav İlânı

TC
ADALET BAKANLIĞI

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Taşra Teşkilatına
Sözleşmeli Sağlık Memuru ve Kadrolu Şoför, Aşçı ve Kaloriferci Alımı

1) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4′üncü maddesinin (B) fıkrası, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 114′üncü maddesi, 06.06.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına Ekli Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslarda yer alan Ek madde 2′nci ve Adalet Bakanlığı Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği’nin değişik 5′inci ve devam eden maddelerine göre, EK-2/B listede yeri sayısı unvanı ve niteliği belirtilen 485 sözleşmeli diğer sağlık personeli (sağlık memuru) pozisyonuna,
2) 6260 sayılı 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa göre açıktan atama izni aranmaksızın 2011 yılında emeklilik, ölüm, istifa ve nakil sonucu ayrılan personelin yarısı kadar kadro hükmü gereğince ve Adalet Bakanlığı Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği’nin değişik 5, 6, 9 ve devam eden maddeleri gereğince ceza infaz kurumlarında görev yapmak üzere EK-2/A listede yeri sayısı belirtilen kadrolu 14 şoför, 27 aşçı ve 9 kaloriferci olmak üzere toplam 50 kadroya;
Bu pozisyonlara/kadrolara ilk defa yerleşecekler/atanacaklar merkezi sınava girip en az 70 puan alıp başvuranlar arasından, en yüksek puandan başlamak üzere kadrolu şoför, kaloriferci, aşçı ile sözleşmeli diğer sağlık personeli (sağlık memuru) adaylarının beş katı aday çağrılacaktır.
Başvurularda, lisans mezunları için 2012 KPSSP3, önlisans mezunları için 2012 KPSSP93, ortaöğretim mezunları için 2012 KPSSP94 puanı esas alınmak kaydıyla Kamu Personeli Seçme Sınavından 70 ve daha yukarı puan almış olma şartı aranacaktır.
3) Sözleşmeli Pozisyonlara Yerleşebilmek ve Kadrolu Açıktan Atanabilmek İçin Gereken;

I. Genel Şartlar:
a) Türk Vatandaşı olmak,
b) Kamu haklarından mahrum bulunmamak,
Türk Ceza Kanunu’nun 53′üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak,
c) Askerlikle ilgisi bulunmamak veya askerlik çağına gelmemiş bulunmak veya askerlik çağına gelmiş ise muvazzaf askerlik hizmetini yapmış yahut ertelenmiş veya yedek sınıfa geçirilmiş olmak,
d) Güvenlik soruşturması olumlu sonuçlanmak,
e) Görevini devamlı yapmasına engel olabilecek akıl hastalığı veya bedensel özürlü olmadığını; şaşılık, körlük, topallık, işitme kaybı, çehrede sabit eser, uzuv noksanlığı, kekemelik ve benzeri engeller bulunmadığını; Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünce bölge hastaneleri olarak belirlenen Sağlık Bakanlığına bağlı tam teşekküllü Devlet hastanelerinden alacakları sağlık kurulu raporu ile belgelemek,
f) Merkezi sınavdan (KPSS) en az 70 puan almak.
g) Yapılacak sınavın son başvuru tarihi itibariyle 18 yaşını doldurmuş, merkezi sınav (KPSS) tarihi itibariyle 35 yaşını bitirmemiş olmak, (lisans mezunları için 07 Temmuz 1977 ve sonrası, önlisans ve ortaöğretim mezunları için 22 Eylül 1977 ve sonrası doğumlu olanlar sınava müracaat edebilecektir.)

II. Özel şartlar:
A- Sözleşmeli diğer sağlık personeli (sağlık memuru) pozisyonlarına yerleşebilmek için;
a) Meslek liselerinin hemşirelik veya toplum sağlığı bölümlerinden mezun olmak ya da bu bölümlerin lisans veya önlisans programlarından mezun olmak,
B- Şoför kadrosuna atanabilmek için;
a) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,
b) E sınıfı sürücü belgesine sahip olmak,
c) Araç kullanma becerisine sahip olmak.
(Ayrıca şoför kadrolarına atanacak adaylara sözlü sınavın yanısıra araç başında kullanma becerisi de ölçülmek suretiyle yapılacaktır.)
C- Aşçı ve kaloriferci kadrolarına atanabilmek için;
a) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,
b) Halk eğitim müdürlüklerinin veya diğer resmî kurum veya kuruluşların ilgili branşta düzenlediği kurslardan mezun olmak veya ilgili branşta sertifika sahibi olmak,
(Aşçı sözlü sınavında komisyon; halk eğitim müdürlükleri veya diğer kurumlarda aşçılık işlerinden anlayan ehil bir kişinin görüşüne başvurabilir.)
şartlarının aranması gerekmektedir.

3. Başvuru tarihi :
Başvurular 24 Aralık 2012 günü başlayıp, 28 Aralık 2012 günü mesai saati bitiminde sona erecektir.

Askeri okul borçluların ödemeleri taksitlendirilecek

 Milli Savunma Bakanlığı düğmeye bastı! Askeri okulllardan çeşitli sebeblerle ayrılmak zorunda kalanların öğrenin giderlerinden doğan masraflar taksiklendirilecek...
Anapara borcunun taksitlendirme süresi azami beş yıl olacak. Ödeme güçlüğünde bulunduğunu ispatlayan borçlunun talebi ve bu talebin uygun görülmesi halinde ise taksitlendirme süresi uzatılabilecek.
YÖNETMELİK RESMİ GAZETE DE YAYIMLANDI

Milli Savunma Bakanlığı'nın 'Askeri Okullara Alınan Öğrenciler ile Silahlı Kuvvetler Hesabına Fakülte ve Yüksek Okullarda Okuyan Öğrenciler İçin Yüklenme Senedi Düzenlenmesine ve Bu Okullardan Çeşitli Sebeplerle Ayrılacak Öğrencilere Veya Kefillerine Ödettirilecek Tazminata Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik' Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yer aldı.

Tazminata dair yönetmeliğin 8'inci maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklendi. Öğrenim giderinden doğan alacaklar, faizleri ile birlikte tahsil edilecek. Borçtan sorumlu olanların, bağlı oldukları okul komutanlıklarına yapacakları yazılı talebi üzerine borçlar Milli Savunma Bakanlığı'ndan uygun görüş alınması halinde taksitlendirilebilecek.
BORCUN TAKSİTLENDİRİLME SÜRESİ 5 YIL OLACAK

Anapara borcunun taksitlendirme süresi azami 5 yıl olacak. Ödeme güçlüğünde bulunduğunu ispatlayan borçlunun talebi ve bu talebin uygun görülmesi halinde taksitlendirme süresi uzatılabilecek. Yazılı taksitlendirme talebi üzerine, borçlu veya kefil ile okul komutanlıkları arasında taksitlendirmenin süresini, taksit sayısı ve tutarları ile ödeme zamanlarını belirleyen bir ödeme planı yapılarak, harcama yetkilisinin görüşü ile birlikte Milli Savunma Bakanlığı Hukuk Müşavirliği ve Davalar Dairesi Başkanlığı'na gönderilecek.

Ödeme planının hukuken uygun görülmesi halinde, borçlu ve harcama yetkilisi tarafından öğrenim gideri borcu hakkında sulh sözleşmesi yapılacak. Borç taksitlendirme taleplerine ilişkin 26/9/2011 tarihli ve 659 Sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uyarınca, Milli Savunma Bakanlığı'nın hukuki görüşü alınıncaya kadar dilekçede belirtilen ilk taksit miktarını hemen, takip eden taksitleri de düzenli olarak, faiziyle birlikte muhasebe birimine ödeyebilecekler.
ÖDENEN TAKSİTLER ASIL BORÇTAN MAHSUP EDİLECEK

Ödenen taksitler, asıl borçtan mahsup edilecek. Yetkili makamdan alınan taksitlendirme onayında kararlaştırılan taksit miktarı, ödenen taksit miktarından fazla olduğu takdirde, onayda belirtilen ilk taksit tarihinden itibaren geçen taksit sürelerine ait toplam fark peşin olarak tahsil edilecek.

Sulh anlaşması hükümleri yerine getirilmediği takdirde, alacak muaccel olur ve sulhe konu edilen hak veya alacaklar, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren 21/7/1953 tarihli ve 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 51'inci maddesine göre belirlenen gecikme zammı oranında hesaplanan faizi ile birlikte takip ve tahsil edilecek.

Taksitlerin tahsili sırasında taksit dönemine ait taksit tutarının ödenip faizinin tamamının ödenmesinin takibi için muhasebe birimince tahsilat belgesi üzerine idarenin faiz alacağının saklı olduğuna ilişkin şerh konulacak. Öğrenim gideri borcunu ödeyemeyecek durumda olan borçlu ve kefiller, üzerine kayıtlı menkul, gayrimenkul, bankada mevduat ve üçüncü şahıslardan alacak olmadığını belgeleri ile ileri sürmeleri, daimi ikametg'h ettikleri ve nüfusa kayıtlı oldukları yer mülki idare amirlerinden aldıkları mali durumları ile ilgili bilgi ve belgeleri ile müracaat etmeleri halinde bu talepleri üzerine borçlunun maddi durumu hakkında gerekirse ilgili kurum ve kuruluşlarla yazışma yapılarak araştırılacak. Varsa araştırma sonuçları ile birlikte borçlunun talebi hakkında görüş ve teklifleri Milli Savunma Bakanlığı'na gönderilecek.

Öğrenim gideri borcunun tahsilinden tamamen veya kısmen vazgeçilmesinde 659 Sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'de belirtilen sınır ve usuller dahilinde işlem tesis edilecek.

Okullarda tek kıyafet zorunluluğu kalkıyor

Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda, belirli koşullarda öğrencilerin kılık kıyafetlerinin serbest olmasına ilişkin yönetmelik yayımlandı.

 Yönetmeliğe göre, öğrenciler, okul, sınıf ve şubelerde tek tip kıyafet giymeye zorlanamayacak.

Uygulama 2013 - 2014 öğretim yılında başlayacak.
"Milli Eğitim Bakanlığı'na Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelik" Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı. Belli sınırlamalar hariç okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve liselerde kılık ve kıyafetin serbest bırakıldığı ifade edilen yönetmelikte, öğrencilerin okul, sınıf ve şubelerde tek tip kıyafet giymeye zorlanamayacağı belirtildi.
Bakanlığa bağlı özel kurumlarda ise öğrenci velilerinin yüzde 60'nın isteğine bağlı olarak okul yönetimi öğrencilere yönelik kıyafet belirleyebilecek.

HANGİ DERSLERİ KAPSIYOR?
Yönetmelikte imam-hatip ortaokul ve liseleri ile çok programlı liselerin imam-hatip programlarında okuyan kız öğrencilerin tüm derslerde, seçmeli Kur'an-ı Kerim derslerinin yer aldığı diğer ortaokul ve liselerde ise sadece Kuran-ı Kerim dersinde başlarını örtebilecekleri belirtildi.
Yine yönetmeliğe göre, öğrencilerin yaş grubu özelliklerine uygun, temiz ve düzenli bir kıyafet giyecekleri, öğrenim gördükleri programın özelliğine göre atölye, işlik ve laboratuarlarda önlük veya tulum, işyerlerinde ise yapılan işin özelliğine uygun kıyafet giyecekleri; beden eğitimi ve spor derslerinde eşofman, diğer spor etkinliklerinde ise etkinliğin özelliğine uygun kıyafet giyecekleri ifade edildi. Öğrencilerin tek tip eşofman veya spor kıyafeti giymeye zorlanamayacağı belirtildi.
Sağlık özrü bulunan ve bu durumu belgelendiren öğrencilerin özürlerinin gerektirdiği şekilde giyinmelerine izin verilecek. Özel gün, hafta ve kutlamalarda ders içi ve ders dışı faaliyetlerde kullanılmak üzere veliye malî yük getirecek özel kıyafet aldırılamayacak.

SINIRLAMALAR ŞUNLAR
Yönetmelikte kılık ve kıyafetle ilgili getirilen sınırlamalar ise şöyle; "Öğrenciler, öğrenim gördükleri okulun arması ve rozeti dışında nişan, arma, sembol, rozet ve benzeri takıları takamaz. İnsan sağlığını olumsuz yönde etkileyen ve mevsim şartlarına uygun olmayan kıyafetler giyemeyez, yırtık veya delikli kıyafetler ile şeffaf kıyafetler giyemez.
Vücut hatlarını belli eden şort, tayt gibi kıyafetler ile diz üstü etek, derin yırtmaçlı etek, kısa pantolon, kolsuz tişört ve kolsuz gömlek giyemeyez. Siyasî sembol içeren simge, şekil ve yazıların yer aldığı fular, bere, şapka, çanta ve benzeri materyalleri kullanamaz ve giysileri giyemez. Okul içinde baş açık, saçlar temiz ve boyasız olarak bulunur, makyaj yapamaz, bıyık ve sakal bırakamaz."
Kurallara uymayan öğrenciler ve okul yönetimleri hakkında disiplin hükümlerinin uygulanacağı belirtilen yönetmelikte, 22/7/1981 tarihli ve 8/3349 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan "Milli Eğitim Bakanlığı ile Diğer Bakanlıklara Bağlı Okullardaki Görevlilerle Öğrencilerin Kılık Kıyafetlerine İlişkin Yönetmelik" ile 16/7/1982 tarihli ve 8/5105 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan "Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmeliğin 14 üncü maddesinde yer alan "ile 22/7/1981 tarihli ve 8/3349 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına bağlı "Milli Eğitim Bakanlığı ile Bakanlıklara Bağlı Okullardaki Görevlilerle Öğrencilerin Kılık Kıyafetlerine İlişkin Yönetmelik hükümleri" ibaresinin yürürlükten kaldırıldığı dile getirildi.
2012-2013 öğretim yılının sonuna kadar kaldırılan yönetmelik hükümleri uygulanmaya devam edecek. 2013-2014 öğretim yılında ise sadece isteyen öğrenciler daha önceki yıllarda okul yönetimince belirlenen önlük ve okul üniformalarını giyebilecek. ,
AA

26 Kasım 2012 Pazartesi

"Başörtülü akademisyene yeşil ışık

 YÖK Başkanı Çetinsay: YÖK mevcut taslakta, bir planlama, koordinasyon ve denetleme kurulu haline dönüşüyor. O tek tip ve merkeziyetçi yapısından kurtuluyor.

"Başörtülü akademisyen" sorununun çözümü için yeşil ışık yakan YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsay, "Şiddet içermeden, temel etik ve ahlaki kurallara aykırı olmadan farklılıkların birarada yaşabildiği bir ortam. Bu da aslında tarihin normalleşmesi. Başörtüsü sorunu gibi konuları da acı bir hatıra olarak tarihin tozlu raflarına koymamız ve bir daha da hiç hatırlamamamız lazım" dedi.

YÖK Başkanı Prof. Dr. Çetinsaya Gökhan, Bugün gazetesinden Seda Şimşek'in sorularını yanıtladı. İşte Şimşek'in Bugün gazetesinde "Gökhan Çetinsaya'dan yeşil ışık" başlığıyla yayımlanan (26 Kasım 2012) söyleşisi özetle şöyle:
Üniversiteler neden darbe süreçlerinde hep aktör olarak rol oynadı sizce?

19. Yüzyıl'dan itibaren gelen Türk modernleşmesinin bir özelliği olarak belirtebiliriz. Aydınlar her zaman doğal olarak "bu vatan nasıl kurtulur" sorusuna bir cevap aramışlar ve kendi inandıkları ilkelerin, o ülkenin hakim ilkeleri olması gerektiğine dair bir inanca varmışlar. Bu uğurda da askeri ve bürokratik elitlerle işbirliğine gitmişler ki kendileri de aslında bu askeri ve bürokratik elitin bir parçası olmuşlar.

Bu rolleri değişebilir mi bundan sonra?

28 Şubat ile 27 Nisan'ın etkileri, sonuçları ve toplumda yarattığı dalgalar itibariyle aynı olmadıysa, bunun değişmeye başladığının bir göstergesidir. Öğretim üyeleri eskiden kariyerleri ve kaderleri ile oynanacak diye ağzını açıp bir kelime söyleyemezdi. Bu ülkede insanların doktora tez konuları sebebiyle hayatları çar çur edildi. O ortamdan bugüne geldik.

Bundan sonra, öğretim üyeleriyle ilgili de bir gelişme yaşanabilir mi?

Neden olmasın? Yani, 21. Yüzyıl çeşitli sebeplerle tek tipleştiren bir yüzyıldı, tek bir doğru vardı, tek bir anlayış doğruydu. Herkes yakasına kırmızı gül takmalıydı, herkesin pantolon paçası şöyle olmalıydı. 20. Yüzyıl'daki bu milli devlet süreçleri, daha sonra soğuk savaş süreçleri bizleri, hem idraklarımızı hem de çalışmalarımızı neredeyse deli gömleğine hapsetti. Bugün gerçekten çok başka bir dünyadayız. İnsanlar ister yeşil ister mavi gül takar isterse hiç gül takmaz. Şiddet içermeden, temel etik ve ahlaki kurallara aykırı olmadan farklılıkların birarada yaşabildiği bir ortam. Bu da aslında tarihin normalleşmesi. Başörtüsü sorunu gibi konuları da acı bir hatıra olarak tarihin tozlu raflarına koymamız ve bir daha da hiç hatırlamamamız lazım.

Öğretim üyeleriyle ilgili de böyle bir serbestlik gündeme gelebilir mi?

Neden olmasın? Bunlar hep konsensüsle, toplumsal uzlaşamalarla hayata geçebilir. 21. Yüzyıl'ın dünyasında bence olmalı, hiç şaşırtıcı değil. 20. Yüzyıl'ın dünyasının terimleriyle düşünürsek bir çok insan itiraz edecektir ama 21. Yüzyıl'ın terimleriyle düşünürsek neden olmasın? Bence olması gereken de odur(...)

Bediizaman Said Nursi'nin Hayali Gerçek Oldu

Artuklu Üniversitesi, Said-i Nursi'nin hayali olan “Medresetüzzehra” modelini hayata geçirecek. Rektör yardımcısı Prof. Dr. Kadri Yıldırım bölgedeki medreselerle yapmayı planladıkları işbirliğini Haber 7'ye anlattı.

Emrullah Öztürk'ün haberi
Binlerce yıllık tarihi ile kadim medeniyetlere ev sahipliği yapmış, dinlerin ve dillerin birlikte harmanlandığı bir coğrafyada yer olan Mardin'de 2007'de hizmete açılan Artuklu Üniversitesi, bölgenin gelişiminde önemli katkılarda bulunuyor. Üniversite, kurulduğu günden bugüne bir çok alanda ilklere imza atıyor. Dil laboratuvarı olarak adlandırılan üniversitede verilen eğitim programları içinde en dikkat çekeni şüphesiz üç yıl önce "Türkiye'de Yaşayan Diller" adıyla kurulan enstitü.
Türkiye'nin bu ilk dil enstitüsünde Kürt, Arap ve Süryani  dilleri ve kültürleri anabilim dallarında tezli yüksek lisans eğitimi veriliyor. Ancak Süryanice bölümünde henüz eğitim verilmiyor, sadece bilimsel çalışmalar yapılıyor. YÖK'ün onayıyla gelecek yılın şubat ayından itibaren Süryani Dili ve Kültürü yüksek lisans programda eğitim verilmeye başlanacak. Bu da Türkiye'de bir ilk olacak.
Makamında ziyaret ettiğimiz enstitü müdürü ve aynı zamanda üniversite rektör yardımcısı Prof. Dr. Kadri Yıldırım, üç yılda nereden nereye geldiklerini, gelecekleri ilgili planlarını ve hayallerini Haber 7'ye anlattı.

YAŞAYAN DİLLER ENSTİTÜSÜ'NE TALEP PATLAMASI
Yıldırım, 3 yıl önce eğitime başlayan enstitülerinin bu yıl ilk mezunlarını verecek olmasından dolayı heyecanlı.
Tezli yüksek lisans programlarına şimdilik 20'şer kişi alınıyor. Yıldırım, Kürt ve Arap dilleri ve kültürleri programlarında yoğun bir talep olduğunu ancak YÖK'ün 20 kişilik kontenjan açtığını belirtiyor.
Özellikle Kürdoloji bölümüne müracaat edenlerin sayısı bu yıl 350'yi bulmuş.
Yıldırım, programlara seçtikleri öğrencileri sıkı bir testten geçirdiklerini sözlerine ekliyor.
Seçmeli Kürtçe dersi öğretmeni adaylarına müjde!
Bir de bu yıl seçmeli Kürtçe dersi öğretmenliği için tezsiz yüksek lisans programı açılmış. Programa Türkçe, sosyal bilgiler, Türk dili edebiyatı öğretmenliği mezunları başvurabiliyor. Önce 500 kişinin alınacağı duyurulan programa YÖK'ün kararıyla 250 kişi alınabilmiş. Yıldırım bu sayının tekrar 500'e çıkarılmasını ümit ettiklerini söylüyor ve şu müjdeyi veriyor: "Şubat ayında yeniden 250 kişi almayı düşünüyoruz. Bu 250 kişiyi yazın yoğunlaştırılmış eğitime tabi tutacağız. Böylece arayı kapatacağız."
Ayrıca üniversite bünyesinde 4 yıllık Kürt Dili Edebiyat bölümü de yer alıyor. 2011'de açılan bölüme geçtiğimiz yıl 20 bu yıl da 35 kişi alınmış.
Üniversitenin bütün ön lisans ve lisans programlarında Kürtçe ve Arapça, seçmeli ders olarak konulmuş. Bu dersler mezun olunana kadar okutuluyor. Yıldırım, öğrencilerin 3'te 2'sinin Kürtçe, 3'te 1'inin de Arapçayı seçtiğini belirtiyor.

DOKTORA VE AÇIKÖĞRETİM GELİYOR
Yıldırım ayrıca iki büyük projeleri olduğundan da bahsetti. Bunlardan biri doktora programını açmak, diğeriyse açıköğretim yani bir başka deyişle “uzaktan eğitim” şeklinde Kürt Dili Edebiyatı bölümünü hayata geçirmek.
Buraya gelip devam etme imkanı olmayanlar olduğuna dikkat çeken Yıldırım, alımın Anadolu Üniversitesinde olduğu gibi ÖSYM kılavuzunda Artuklu'dan Kürt dili edebiyatını göreceklerini belirtiyor. Projenin şu an altyapısı hazırlanıyor.
TÜRKİYE'DEKİ ARAPLAR ÜZERİNE ULUSLARARASI SEMPOZYUM
Şehirde, Kürtlerden sonra nüfusu en çok olan Araplar yer alıyor. Enstitü de bu gerçekten hareketle Arap Dili ve Kültür Anabilim Dalı adıyla bir tezli yüksek lisans programı açmış. Programa yoğun bir talebin olduğunu vurgulayan Yıldırım, 2013'te Arap dili üzerine uluslararası sempozyum gerçekleştireceklerinin müjdesini veriyor. Eğer gerçekleşirse bu da Türkiye'de bir ilk olacak. Sempozyumun konusuyla ilgili bilgi veren Yıldırım, sempozyumda Türkiye de konuşulan Arapça ve sözlü edebiyat, yani Mardin, Siir ve Hatay'da konuşulan Arapça'yı masaya yatıracaklarını söylüyor.
MEDRESELERLE ÜNİVERSİTELERİ BARIŞTIRACAKLAR
Bölgenin bir diğer gerçeği de medreseler. Özellikle çeşitli dinlere ev sahipliği yapmış olan Mardin'de de irili ufaklı medreseler varlığını hala devam ettiriyor. Bu medreselerde sıkı bir İslami ilim eğitimi gerçekleştiriliyor. Geçtiğimiz yıl bu medreselerde yetişen ‘melle'lere Diyanet İşleri Başkanlığı kapısını açmış ve bir çoğu diyanet camiasına kazandırılmıştı. Ancak medreselerin bir de akademik boyutu var ki bu konuyla ilgili henüz resmi bir çalışma yok.
Yıldırım'a konuyla ilgili üniversite olarak ne düşündüklerini sorduğumuzda hiç beklemediğimiz bir yanıt aldık: “Gayri resmi olarak ilahiyatta okuyan öğrencilerimizi Mardin çevresindeki medreselere göndererek oradaki ilim tahsil metodunu, o medreselerdeki talebeleri de üniversitemize davet ederek sistematik ve teknik olarak verdiğimiz Arapça ve İslami ilimleri yakından görmelerini sağlamayı amaçlıyoruz. Böylece iki paydaş kesim arasında işbirliği kuracağız. Medreseyle üniversiteyi buluşturup, barıştıracağız.”
Yıldırım ihtiyaç duyulması halinde periyotlar halinde ilahiyat hocalarını da gönderebileceklerini de sözlerine ekliyor.

SAİD-İ NURSİ'NİN İDEALİYDİ
Said-i Nursi'nin “Medresetüzzehra”sına (Zehra Okulu) vurgu yapan Yıldırım, bu tür niyetlerin daha önceden de ortaya çıktığını hatırlatarak, sözlerini şöyle tamamlıyor:
Mesela Said-i Nursi hazretlerinin en büyük amaçlarından bir tanesi de 'Ulûm-u ilmiye' dediği üniversiteleri, 'Ulûm-u diniye' dediği medreseleri birleştirmek, barıştırmaktı. Kendi ifadesiyle sadece dini ilimleri okuyan kimselerden taassup doğuyor. Bu kimseler hadisi, tefsiri, fıkhı iyi biliyor ama Ay'dan, Kozmoloji'den, Astronomi'den bahsedildiğinde hala aya gidilemiyeceği iddialarında bulunabiliyor. Bunun yanında üniversitelerde okuyan talebelerde de bir inkar ve şüphe doğuyor. Kısmen medreseler üniversiteleşir, kısmen üniversiteler medreseleşirse o zaman hakikat ortaya çıkıyor kendi ifadesiyle, Bediüzzaman'ın. O zaman ne taassup ortada kalır ne de şüphe ve inkar. Yetişmiş insanlara da Said-i Nursi, ‘Zülcenaheyn', yani ‘iki kanatlı' ünavını veriyor. Yani bir kanadı fen bilimleri, diğer kanadı dini ilimler. Bunun olması için medreselerle
dayanışma faydalı görülürse bu konuda çalışmalarımız olacak”

haber7