adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2013 Cuma

Kurtuluşun faturasını ödeyen adam

Beni, Milli Mücadeleyi açmak üzere bunca paşa arasından seçip Anadolu’ya gönderen Sultan Vahideddin’dir…

Sultan Mehmed Vahideddin Han’ı, Sevr Antlaşmasını imzalamasından ötürü “Vatan Haini” olarak lanse edenler, lütfen bir zahmet Sevr Antlaşmasının üstüne baksınlar ve padişahın imzasını bulup bana da göstersinler. Gösteremezler çünkü yoktur. Çünkü; Sultan Vahideddin Han, Sevr paçavrasını imzalamamıştır.

Bizim tarihimizde hain yoktur.
Bir gün, Yıldız Sarayında Sultanın çalışma odasından başlayıp bütün sarayı saran meşhur yangın esnasında nöbetçilerden biri saraya bakar ve ağlar. Bu durumu gören Sultan Vahideddin Han nöbetçiye hitaben; “…Ne ağlıyorsun be adam benim memleketim yanıyor. Sarayım yanmış, evim yanmış ne ehemmiyeti var.” der.
6 Asır yaşayan Osmanlı İmparatorluğunun 36. ve son padişahı Sultan Mehmed Vahideddin Han, 4 Ocak 1861’de İstanbul’da doğdu. 16 Mayıs 1926’da San Remo’da Allah’ına kavuştu. 4 aylıkken, Babası Sultan Abdülmecid Han vefat etti, yetim kaldı, 5 yaşında annesi vefat etti, öksüz kaldı. Bakımını üvey annesi ve ağabeyi Sultan Abdülhamid Han üstlendi. Annesiz ve babasız büyüyen Sultan Vahideddin Han, her daim saray nimetlerinden hep en az istifade edendi.


4 yaşında “Âmin Alayları”yla beraber okula başladı. 5 yaşında okuma yazmayı öğrenen her şehzade gibi dinî ve müsbet ilimler ile hemhâl oldu. 10 yaşında başladığı Şehzadeler mektebinden Piyano, musiki, Fransızca gibi derslerden kaçarak gizli gizli halkın kullandığı tramvaylarla İstanbul’un “Fatih” semtindeki medreselere kaçar, burada Farsça, Arapça, Hadis, Kelam, Fıkıh gibi derslere girerdi. Bu sayede döneminin en mühim Fıkıh âlimlerinden biri oldu. Padişahlığı esnasında kendisine sunulan fetvaları usûlden ve esastan bozacak, geri gönderecek ve şeyhülislamlara Fıkıh dersleri verecektir.
Genç denilecek bir yaşta evlendi. Dinî ilimlerde zirveyi yakalamış olan Sultan Vahideddin Han, Edebiyat, Güzel Sanatlar ve Musiki alanında da ciddî çalışmalarda bulundu. Usta denilecek düzeyde piyano ve tambur çalabiliyordu. Bugün T.R.T. repertuarlarında 41 tane piyano ve tambur ile çalınabilen bestesi mevcuttur. Ömrü boyunca hiçbir zaman çok parası olmadı. Hayalini bile kurmadı. Ağabeyi Sultan Abdülhamid Han Hazretlerinin düğün hediyesi olarak verdiği Çengelköy’deki evi dışında hiç gayrimenkulu olmadı. Kendisini tamamen Tasavvuf ve ilim dolu bir hayata gark eden Sultan Vahideddin, 57 yaşında 3 Temmuz 1918’de Ağabeyi Sultan Mehmet Reşad Han’ın vefatı üzerine 4 Temmuz 1918 Perşembe günü sabah 11,30 da taht’a oturdu. Oturduğu an etrafında bulunan herkese;
“— Ben kendimi bu vazife için hazırlamadım. Şaşmış ve korkmuş bir haldeyim. Bana dua ediniz” demiştir.

Sultan Vahdettin Ve Hüzünlü Yıllar
Taht’ta çıkışından 2 ay 26 gün sonra, bir grup cahil maceraperestin hatasından dolayı girdiğimiz 1. Dünya Savaşı’nın faturasını bize kesmek üzere emperyalist güçlerce tezgahlanan “Mondros Ateşkes Antlaşması” imzalandı. 1. dünya savaşının faturasını bize kesmek üzere emperyalist güçlerce tezgahlanan bu antlaşmayı, Sadrazam Tevfik Paşa’ya, meşhur “Bahçe Telgrafı” olarak bilinen telgrafla Mustafa Kemal Paşa tarafından;
“— Muhakkak bu insanı Bahriye Nazırı yapın” diye tavsiye ettiği “Rauf Orbay” imzalamıştır.
Padişah Mehmed Vahideddin Han’ın;
“…Sert ve ülkenin bölünmez bütünlüğünü tehlikeye sokacak maddelerle karşılaşırsan asla imzalama ve derhal geri dön” diye telkin ve ihtarda bulunmasına ve imzalanmasını asla istememesine rağmen, şimdi bazı çehreler ve çevreler bu antlaşmadan dolayı memleketin parçalanmasının faturasını bu zavallı padişahın omuzlarına yüklüyorlar. Halbuki ülkenin parçalanmasına sebep olan bu antlaşmayı imzalayan Rauf Orbay, ilerleyen zamanlarda Meclis Başkanı ve hatta Başbakan bile olacaktır… Tarihin cilvesi denen şey bu olsa gerek.
Bir gün, Yıldız Sarayında Sultanın çalışma odasından başlayıp bütün sarayı saran meşhur yangın esnasında nöbetçilerden biri saraya bakar ve ağlar. Bu durumu gören Sultan Vahideddin Han nöbetçiye hitaben;
“…Ne ağlıyorsun be adam benim memleketim yanıyor. Sarayım yanmış, evim yanmış ne ehemmiyeti var.” der.

İşte tarihe “HAİN” olarak lanse edilen adam…
Sonradan Mustafa Kemal Paşa’nın yanına geçen ve İstanbul’da Ankara hükümetinin casusluğunu yapan Sultan Vahideddin Han’ın emir subayı Neşet Bey, Sakarya Meydan Muharebesinin zaferle neticelenmesi üzerine Sultanın yaşlı gözlerle gökyüzüne bakıp;
“…Allah’ım sana çok şükür” dediğini anlatacaktır. Bu hadiseyi bizlere nakleden Neşet Bey cumhuriyet sonrası Deniz Kuvvetleri Komutanlığına kadar yükselecektir.
İşte tarihe “HAİN” olarak lanse edilen adam…
Saltanat Şurasında Sevr antlaşmasının görüşmeleri esnasında rahatsızlanan ve meclisi terk eden Sultan Mehmed Vahideddin Han, ilerleyen zamanlarda Mustafa Kemal Paşa’nın yanına Anadolu’ya geçen ve İstanbul’da Ankara hükümetinin casusluğunu yapan damadı İsmail Hakkı Okday, Başkâtibi Ali Fuat Bey ve Veliaht Abdülmecid Efendi’nin koluna girip sendeleye sendeleye salonu terk ederken merdivenlerde dengesini kaybeder, ve düşecek gibi olur. Hüngür hüngür ağlayarak;
“— Ya Rabbi bana yardım et, ülkem bölünüyor ve ben sadece ağlıyorum başka da bir şey yapamıyorum” diyecektir.
İşte tarihe “HAİN” olarak lanse edilen adam…
Birgün, içinde Es Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nin de bulunduğu, devrin en meşhur alimlerini saraya iftara davet edip onlara;
“…Ankara hükümetinin ve Kuva-i Milliye güçlerinin muzaffer olması için Allah’a dua ediniz demiştir.”
İşte tarihe “HAİN” olarak lanse edilen adam…
Memleketten beş parasız kovulduğu gün Topkapı Sarayında bugün sergilenen imparatorluğun hazinesine elini sürmemiş ve hatta kendisine babasından kalan zümrüt taşlı yüzüğü de parmağından çıkartıp demirbaşa sokup memlekette bırakan Sultan Vahideddin Han, bu hareketi niçin yaptığını soranlara;
“— Bu yüzük de tıpkı diğer hazine parçaları gibi benim değil, bu memleketindir. Yani benim değildir.” demiştir.
İşte tarihe “HAİN” olarak lanse edilen adam…
Sultan Mehmed Vahideddin Han’ı, Sevr Antlaşmasını imzalamasından ötürü “Vatan Haini” olarak lanse edenler, lütfen bir zahmet Sevr Antlaşmasının üstüne baksınlar ve padişahın imzasını bulup bana da göstersinler. Gösteremezler çünkü yoktur. ÇÜNKÜ;
Sultan Vahideddin Han, Sevr paçavrasını imzalamamıştır.
Mehmed Vahideddin Han, yıllar sonra kendisine bu antlaşma hakkında fikrini soran Mevlanzade Rıfat Bey’e;
“…Ben o lanetli Sevr’i elime aldığımda korkunç bir ürpeti ve rahatsızlık duydum. O metni asla imzalamadım İmzalayamazdım da… Çünkü o metin bu milletin İdam fermanı idi. Kafama silah dayasalardı da padişahlıktan istifa edecektim ama yine de imzalamayacaktım.” diyecektir.
16 Mayıs 1926 günü Allah’ın rahmetine kavuşan Sultan Mehmed Vahideddin Han’ın vefatını Adana’daki bir yurt gezisinde öğrenen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa;
“…Vah vah, Allah Rahmet eylesin. Bir tarih kapandı. Kim isterdi ki böyle olmasını. Çok namuslu bir insan ölmüştür. Eğer isteseydi hazineyi de beraberinde götürür, Avrupa’da o parayla öyle büyük bir ordu kurup üzerimize öyle bir gelirdi ki….” demiştir.
Bazı tanıklar ki bunlardan biri Hasan Rıza Soyak’tır, o gece Mustafa Kemal’in gözlerinden ince ince yaşlar süzüldüğünü anlatacaktır ileriki zamanlarda… Kolay değil bir imparatorluğun son padişahı ölmüştür. Hem de kendisini, memleketi kurtarması için vazifelendiren bir padişah. Derhal odasına çekilir ve kimseyle konuşmaz. Ama Sultan Vahideddin Han için ne düşündüğü, akıttığı göz yaşlarından belli olur. Üzüldüğünü herkes anlamıştır…
Çoğu geceler aç yatardı, ve yine çoğu geceler sadece soğan ekmek yerdi, ama asla Türkiye ve Mustafa Kemal Paşa hakkında en küçük bir hakaret etmedi. Hatta bir gün bahçede oyun oynayan torunu ve oğlu, şarkı babında bir şeyler söylemekte ve araya “Kahrol Mustafa Kemal Paşa” sözlerini serpiştirmektedirler. Bu sözleri duyan sultan, çocukları yanına çağırır ve der ki, “Bir daha böyle sözler söylediğinizi duyarsam kulaklarınızı keserim. Mustafa Kemal Paşa memleketi kurtardı ve ayrıca o benim paşamdır.” demiştir.
Vahideddin Han, 16 Mayıs 1926’da vefat eder, Fakat esnafa olan borç yüzünden evi hacizlidir ve, Vahideddin Han’ın tabutu da bu haczin içindedir. Borçlar ödenene kadar tabut kalkmaz, kalkamaz. En nihayet vefatından tam bir ay sonra kızı ve damadı sultanın borçlarını öder ve son Osmanlı Padişahı Mehmed Vahideddin Han’ın tabutu üzerindeki haciz kalkar.
Düşünün bir ceset, borçları yüzünden tam bir ay boyunca bir evin ortalık yerinde yatıyor. Bu ne hazin bir manzaradır… Üzerindeki haciz kararı kalkan tabut, 15 Haziran 1926’da, evden çıkarılır ve bir trenle Beyrut’a götürülür, 3 Temmuz 1926’da vefatından tam 47 gün sonra, evet yanlış okumadınız vefatından 47 gün sonra Suriye Şam’da Yavuz Selim Camii’nin bahçesine gömülür.
Sessiz sakin kimseye zahmet vermeden bu dünyadan göçüp giden sultanın geriye söylediği şu sözler kalır; “…Ben anlaşılmayı tarihçilere bıraktım. memleketin parçalanmasına engel olamadıysam da, tüm kötülükleri üzerime çekerek ve ankara’ya zaman kazandırarak bir nevi paratoner vazifesi gördüm. ben anlaşılmayı tarihçilere bıraktım.”
Mustafa Kemal Paşa bir gün yanında kendisine hizmet eden Cemal Granda’ya ve Yazı İşleri Müdürü Tevfik Bey’e der ki;
“…Beni, Milli Mücadeleyi açmak üzere bunca paşa arasından seçip Anadolu’ya gönderen Sultan Vahideddin’dir…
Uzun söze ne hacet. Tarih, bir gün her şeyin en doğrusunu herkese gösterecektir.



Sultan Mehmed Vahideddin Hanhttp://gercektarihdeposu.blogspot.com


KAYNAKLAR:
1) Ali Fuat TÜRKGELDİ, Görüp İşittiklerim, T.T.Kurumu, 1984, 3. Baskı s.138-139
2) Lütfi SİMAVİ, Osmanlı Sarayının Son Günleri,s.28, Hürriyet Gaz. Yay, 2. Kitap
3) Hanri BENAZUS, Mustafa Kemal Ve Vahdettin, s.11, Mor Kalem Yay. 2005, 1. Baskı
4) Nevzat Vahdettin, Yıldız’dan San Remo’ya, s.45, Arma Yayınları, 1999, 1. Baskı
5) Mevlanzade Rıfat, Türkiye İnkılabının İç Yüzü, Pınar Yayınları, 2000, 2. Baskı
6) Necip Fazıl KISAKÜREK, Sultan Vahidüddin, Büyük Doğu Yayınları, 1975, 2. Baskı
7) Murat BARDAKÇI, Sultanî Besteler, Pan Yayınları, 1997, 1. Baskı
İlhan Bardakçı, Vahdettin’den Mustafa Kemal’e, 3.baskı, sayfa; 140–141
9) Muzaffer Erendil, Yakınlarından Hatıralar Anekdotlarla Atatürk, sayfa; 98–99
10) Murat Bardakçı, Şahbaba, 4. baskı, sayfa; 412–413

http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Kurtulusun_faturasini_odeyen_adam/14929#.UY_t0aLwlc0

15 Eylül 2013 Pazar

Hz Ömer derki söyleyecek bir şey yok bu suçun cezası idam


Hz.Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler, derler ki 


-Ey halife bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin. 
Bu söz üzerine Hz.Ömer suçlanan gence dönerek: 
-Söyledikleri doğrumu diye sorar. 
Suçlanan genç derki evet doğru bu söz üzerine Hz Ömer: 
-Anlat bakalım nasıl oldu diye sorar.
Bunun üzerine genç anlatmaya başlar,derki :
-Ben bulunduğum kasaba da hali vakti yerinde olan bir insanım ailemle beraber gezmeye çıktık kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Hayvanlarımın arasın da bir güzel atım varki dönen bir defa daha bakıyor hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyva koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş 
attı  atım oracıkta öldü, nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım babası öldü, kaçmak istedim, fakat arkadaşlar beni yakaladı,durum bundan ibaret,dedi. 
Bu söz üzerine Hz Ömer söyleyecek bir şey yok bu suçun cezası idam,
madem suçunu da kabul ettin...
Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:
-Efendim bir özrüm var, ben memleketinde zengin bir insanım babam rahmetli olma dan bana epey bir altın bıraktı, gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah indin'de sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün için de yerime birini bulurum der.
Hz Ömer dayanamaz derki:
-Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki? der,
Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar derki,
-Bu zat benim yerime kalır, o zat Amr İbni As'dan başkası değildir. Hz. Ömer Amr'a dönerek
-Ey Amr delikanlıyı duydun, der.
O yüce sahabe:
-Evet, ben kefilim, der ve genç adam serbest bırakılır.
Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur, Medine'nin ileri gelenleri Hz Ömer'e çıkarak gencin gelmeyeceğini, dolayısıyla Amr'ın idamın yerine, maktülün diyetinin verilmesini teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz, derler.
Hz Ömer kendinden beklenen cevabı verir, derki,
-Bu kefil babam olsa fark etmez, cezayı infaz ederim.
Amr tam bir teslimiyet içerisinde derki,
-Biz de sözümüzün arkasındayız.
Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür.
Hz Ömer gence dönerek derki,
-Evladım gelmeme gibi önemli bir fırsatın vardı neden geldin.
Genç vakurla başını kaldırır ve:
-Ahde vefasızlık etti demeyesiniz diye geldim, der.
Hz. Ömer başını bu defa çevirir ve Amr'a derki,
-Ey Amr sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu da onun yerine kefil oldun?
Amr :
-Bu kadar insanın içerisinden beni seçti, insanlık öldü dedirtmemek için kabul ettim der.
Sıra gençlere gelir derler ki,
-Biz bu davadan vazgeçiyoruz, bu sözün üzerine Hz. Ömer :
-Ne oldu biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz?
Gençlerin cevabı dehşetlidir :
- Merhametsiz insan kalmadı demeyesiniz diye.


Hazreto Omer Adaleti
http://gercektarihdeposu.blogspot.com



13 Eylül 2013 Cuma

Adalet Bakanlığı’na şikâyet ederek “susturulmasını” istemiş...

 Çevik Bir    !!!! SUSTURUN ŞU AKİT'İ !!!!


28 Şubat’ın baş aktörlerinden Çevik Bir, Refahyol hükümetinin devrilmesinin ardından cuntacılara boyun eğmeyen Akit’i Adalet Bakanlığı’na şikâyet ederek “susturulmasını” istemiş...

EROL METİN/ANKARA
Akit’in haberleri ve yazarlarının köşe yazılarını dönemin Adalet Bakanlığı’na şikayet eden cuntacı başı Çevik Bir, bakanlık tarafından “Yazılar gereği için başsavcılığa gönderildi. Sonucundan haberdar edeceğiz” şeklinde bilgilendirilmiş.
28 Şubat cuntasının, Refahyol iktidarının devrilmesinin ardından kurulan Mesut Yılmaz hükümeti döneminde, Adalet Bakanlığı aracılığıyla kendilerine boğun eğmeyen Akit gazetesi ve yazarlarını yıldırmaya çalıştığı ortaya çıktı.

BİR’DEN AKİT EMRİ



l 28 Şubat iddianamesinin ek klasörlerindeki belgelere göre Org. Çevik Bir, 14 Nisan 1998 tarihinde Akit yazarı Abdurrahman Dilipak’ın “TSK ve Kaplan” başlıklı köşe yazısı ile Akit yazarları Hasan Karakaya, Yaşar Kaplan, Asım Yenihaber, Serdar Arseven ve Ali İhsan Karahasanoğlu’nun yazılarını Adalet Bakanlığı’na şikayet etmiş. Org. Bir, bakanlıktan Akit yazarları hakkında işlem yapılmasını ve sonucundan Genelkurmay Başkanlığı’na bilgi verilmesini istemiş.

BAKANLIKTAN “YERİNE
GETİRDİK” CEVABI

Çevik Bir’in bu ‘talimatından’ bir hafta sonra, 21 Nisan 1998 tarihinde Adalet Bakanı Mahmut Oltan Sungurlu adına bakanlığa bağlı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nden Genelkurmay’a gönderilen cevabi yazıda ise, “Akit gazetesinin 13 Mart 1998 tarihli nüshasında yazar Abdurrahman Dilipak tarafından kaleme alınan ‘TSK ve Kaplan’ başlıklı yazı ile ilgili olarak Başkanlıklarınca gereği için Bağcılar Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve bilgi için Bakanlığımıza gönderilen ilgi yazıları üzerine, bu hususta yapılan işlem yetkili adli merciden sorulmuştur. Sonucundan ayrıca bilgi verileceği arzolunur” deniliyor.

AKİT’İ BİTİRMEK İÇİN
HER YOL DENENMİŞ

Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, 31 Mart 1998’de de Akit gazetesinin “BÇG’nin kılavuzu Perinçek”, “Dün Apo ile, bugün cunta ile kol kola” başlıklı haberlerini Adalet Bakanlığı’na “gizli” damgalı resmi yazıyla şikayet ediyor. Yine “TSK’nın manevi varlığının alenen tahkir ve tezyif edildiğinin açıkça anlaşıldığını öne süren Bir, söz konusu yazı sahibi ve sorumluları hakkında işlem yapılmasını, sonucunun kendilerine bildirilmesini talep ediyor. Yine 25 Mart 1998 tarihli dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fikret Özden Boztepe imzalı belgede, Akit yazarı Yaşar Kaplan’ın “Peygamberin (S.A.V.) sistemi en güzel cumhuriyettir. Bilim bugün onu ortaya koyuyor” sözlerini Adalet Bakanlığı’na ihbar ediyor. Şikayetin devamında, Akit yazarı Yaşar Kaplan hakkında gerekli kanuni işlemlerin yapılması için bilgilerin ekte sunulduğu belirtiliyor.

Kaynak :Akit Gazetesi(yeniakit.com.tr)



27 Kasım 2012 Salı

Adalet Bakanlığı 485 personel alacak

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Taşra Teşkilatına Sözleşmeli Sağlık Memuru ve Kadrolu Şoför, Aşçı ve Kaloriferci olmak üzere 485 personel Alımı yapacak
   
Sınav İlânı

TC
ADALET BAKANLIĞI

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Taşra Teşkilatına
Sözleşmeli Sağlık Memuru ve Kadrolu Şoför, Aşçı ve Kaloriferci Alımı

1) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4′üncü maddesinin (B) fıkrası, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 114′üncü maddesi, 06.06.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına Ekli Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslarda yer alan Ek madde 2′nci ve Adalet Bakanlığı Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği’nin değişik 5′inci ve devam eden maddelerine göre, EK-2/B listede yeri sayısı unvanı ve niteliği belirtilen 485 sözleşmeli diğer sağlık personeli (sağlık memuru) pozisyonuna,
2) 6260 sayılı 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa göre açıktan atama izni aranmaksızın 2011 yılında emeklilik, ölüm, istifa ve nakil sonucu ayrılan personelin yarısı kadar kadro hükmü gereğince ve Adalet Bakanlığı Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği’nin değişik 5, 6, 9 ve devam eden maddeleri gereğince ceza infaz kurumlarında görev yapmak üzere EK-2/A listede yeri sayısı belirtilen kadrolu 14 şoför, 27 aşçı ve 9 kaloriferci olmak üzere toplam 50 kadroya;
Bu pozisyonlara/kadrolara ilk defa yerleşecekler/atanacaklar merkezi sınava girip en az 70 puan alıp başvuranlar arasından, en yüksek puandan başlamak üzere kadrolu şoför, kaloriferci, aşçı ile sözleşmeli diğer sağlık personeli (sağlık memuru) adaylarının beş katı aday çağrılacaktır.
Başvurularda, lisans mezunları için 2012 KPSSP3, önlisans mezunları için 2012 KPSSP93, ortaöğretim mezunları için 2012 KPSSP94 puanı esas alınmak kaydıyla Kamu Personeli Seçme Sınavından 70 ve daha yukarı puan almış olma şartı aranacaktır.
3) Sözleşmeli Pozisyonlara Yerleşebilmek ve Kadrolu Açıktan Atanabilmek İçin Gereken;

I. Genel Şartlar:
a) Türk Vatandaşı olmak,
b) Kamu haklarından mahrum bulunmamak,
Türk Ceza Kanunu’nun 53′üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak,
c) Askerlikle ilgisi bulunmamak veya askerlik çağına gelmemiş bulunmak veya askerlik çağına gelmiş ise muvazzaf askerlik hizmetini yapmış yahut ertelenmiş veya yedek sınıfa geçirilmiş olmak,
d) Güvenlik soruşturması olumlu sonuçlanmak,
e) Görevini devamlı yapmasına engel olabilecek akıl hastalığı veya bedensel özürlü olmadığını; şaşılık, körlük, topallık, işitme kaybı, çehrede sabit eser, uzuv noksanlığı, kekemelik ve benzeri engeller bulunmadığını; Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünce bölge hastaneleri olarak belirlenen Sağlık Bakanlığına bağlı tam teşekküllü Devlet hastanelerinden alacakları sağlık kurulu raporu ile belgelemek,
f) Merkezi sınavdan (KPSS) en az 70 puan almak.
g) Yapılacak sınavın son başvuru tarihi itibariyle 18 yaşını doldurmuş, merkezi sınav (KPSS) tarihi itibariyle 35 yaşını bitirmemiş olmak, (lisans mezunları için 07 Temmuz 1977 ve sonrası, önlisans ve ortaöğretim mezunları için 22 Eylül 1977 ve sonrası doğumlu olanlar sınava müracaat edebilecektir.)

II. Özel şartlar:
A- Sözleşmeli diğer sağlık personeli (sağlık memuru) pozisyonlarına yerleşebilmek için;
a) Meslek liselerinin hemşirelik veya toplum sağlığı bölümlerinden mezun olmak ya da bu bölümlerin lisans veya önlisans programlarından mezun olmak,
B- Şoför kadrosuna atanabilmek için;
a) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,
b) E sınıfı sürücü belgesine sahip olmak,
c) Araç kullanma becerisine sahip olmak.
(Ayrıca şoför kadrolarına atanacak adaylara sözlü sınavın yanısıra araç başında kullanma becerisi de ölçülmek suretiyle yapılacaktır.)
C- Aşçı ve kaloriferci kadrolarına atanabilmek için;
a) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,
b) Halk eğitim müdürlüklerinin veya diğer resmî kurum veya kuruluşların ilgili branşta düzenlediği kurslardan mezun olmak veya ilgili branşta sertifika sahibi olmak,
(Aşçı sözlü sınavında komisyon; halk eğitim müdürlükleri veya diğer kurumlarda aşçılık işlerinden anlayan ehil bir kişinin görüşüne başvurabilir.)
şartlarının aranması gerekmektedir.

3. Başvuru tarihi :
Başvurular 24 Aralık 2012 günü başlayıp, 28 Aralık 2012 günü mesai saati bitiminde sona erecektir.

7 Ekim 2012 Pazar

Adalet Bölümü

Programda Okutulan Belli Başlı Dersler: Adalet yüksekokullarında öğrencilere adalet hizmetlerinin gerektirdiği nitelikler göz önünde bulundurularak teorik ve uygulamaya yönelik bilgiler verilir. Yüksekokulda kamu hukuku ve özel hukuk bilgisi, hukuk bilgisi, hukuk usulü bilgisi, ceza ve ceza usulü bilgisi, icra-iflas bilgisi, avukatlık ve noterlik mevzuatı, mali mevzuat, hukuk dili, adli tıp, infaz bilgisi, kalem mevzuatı gibi hukuk bilgilerinin yanı sıra, daktilografi, Türkçe, yabancı dil, muhasebe,işletme yönetimi, arşiv ve dosyalama teknikleri gibi teorik ve uygulamalı dersler okutulmaktadır.

Gereken Nitelikler: Sosyal Bilgiler Adalet Yüksekokulunda okumak isteyen bir öğrencinin hukuk alanına ilgi duyan, Türkçe, derslerinde başarılı, titiz, dikkatli ve sorumluluk duygularına sahip bir kimse olması bu alandaki başarısını artıracaktır.

Mezunların Kazandıkları Ünvan ve Yaptıkları İşler: Adalet programını bitirenlere "Adalet Meslek Elemanı" ünvanı verilir. Adalet meslek elemanı mahkemelerde, icra dairelerinde, infaz kurumlarında, vatandaşların başvurularının mahkemelere iletilmesi ve yargıçların aldıkları kararın uygulanması gibi konularda gerekli işlemleri yürütürler.

Çalışma Alanları: Adalet yüksekokulu mezunları mahkemelerin yazı işleri müdürlüğü veya yardımcılığı; icra memurluğu veya yardımcılığı görevlerine atanmaktadırlar. Ayrıca infaz kurumlarında müdürlüğe kadar yükselebilen görevlere getirilebilirler. Yüksekokul mezunları resmi veya özel bankalarda, çeşitli kamu ve iktisadi kuruluşlarında, özel iktisadi işletmelerde oldukça kolay iş bulabilmektedirler.