ibadet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ibadet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2013 Perşembe

TAM MANASIYLA DUA YAPMAK

Her kim tam manasıyla dua yapmak isterse

Aişe (Radıyallahu anha)dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: 

Her kim tam manasıyla dua yapmak isterse, 

“Ey Allahım! Seni zikretmem, sana şükretmem ve güzel ibadet etmem için bana yardım et” desin. 

(İbni Neccar, Kenzü’l-Ummal 2/225, No: 3865)


2 Ekim 2013 Çarşamba

Osmanlı Tarihine karşı başlatılan KÜRESEL SALDIRI

OSMANLI TARİHİNİ MATERYALİSTLEŞTİRME VE BATININ POPÜLER KÜLTÜRÜNE UYGUN HALE GETİRME OPERASYONU

Osmanlı Tarihine karşı başlatılan KÜRESEL SALDIRI ile Türk Milletinin emperyalizme karşı tutunacak son dalını da kurutma operasyonu DİZİ ve SİNEMA yoluyla genişletiliyor..

Bu dizilerin bütün dünyada izlenmesi sağlanarak atalarının İLİM, EDEP, AHLAK, TEVAZU, FAZİLET, İBADET, CİHAT ve HUZUR'la dolu hayatları ışığında yeniden dirilme hayalleri kurmaya başlayan müslümanlara "İŞTE SİZİN ATALARINIZ VE ONLARIN YALAN, ENTRİKA, FUHUŞ, İÇKİ, NEFRET VE BASİTLİK DOLU BUGÜNKÜ İNSANLARDAN FARKSIZ

NEFİSPEREST VE MADDECİ HAYATLARI" denilerek gençliğin tutunacak son dallarını ellerinden alma, kültürlerine ve tarihlerine yabancılaştırma, kapitalist kültürle uyumlu hale getirerek batı medeniyetine karşı "zararsızlaştırma" operasyonu İFSAD LOBİLERİ ve MASON LOCALARI'nın önderliğinde tüm hızıyla devam etmekte olup bütün OSMANLI TORUNLARI'nın bu hayasız saldırılara ve 1001 TÜRLÜ İFTİRALARA karşı uyanık olup TARİHLERİNE ve KÖKLERİNE her yolla sahip çıkmaları ACİLEN gerekiyor..

SON SÖZÜ İSE MİLLİ ŞAİRİMİZ SÖYLÜYOR:

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Farz MI Tarz MI
http://gercektarihdeposu.blogspot.com

20 Eylül 2013 Cuma

Bunlar Müslümanı imanından eder.

 İmanı korumanın yolları 

Haram olan bakışa; “Güzel kadınlara bakmak veya onlarla tokalaşmak sevaptır.” demek, insanı imanından eder.
“Çalışmak namaz kılmaktan önce gelir veya daha önemlidir.” ya da “Çalışmak için namaz kılmamak haram değildir” gibi sözler, insanı imanından eder.
Kişinin eşine veya sevdiği herhangi birine; “Ben Allâh’a tapdığım gibi sana tapıyorum” ya da “seni Allâh’tan çok seviyorum” demesi onu imanından eder.
“Zalim kader”, “Kader utansın”, “bu kadar keder de adaletsizliktir”, “bu sefer kader yolunu şaşırdı” ya da “Allâh benden başka keder gönderecek kimse bulmuyor” gibi kadere itiraz ve tepki içeren sözleri -öfke halinde bile olsa- söylemek, insanı imanından eder.
Birilerine “Allâh’ın oğlu musun?” veya “Allâh’ın oğlu bile olsan”, “Allâh bile seni kurtaramaz”, “Allah bile beni vazgeçiremez” ya da “Allâh bile inse şunu yapmam” gibi sözler söylemek, insanı imanından eder.


Kâfir olarak can vermiş biri hakkında “Allâh rahmet etsin; Allâh ondan razı olsun ve mekânı cennet olsun” gibi dileklerde bulunulan sözler kullanmak, insanı imanından eder.
Bir Müslümanın dinine, imanına, kitabına, peygamberine veya şeriatına sövmek; onları lanetlemek, buğzetmek veya onlarla alay edip, onları küçümseme anlamındaki her düşünce veya bu yönde söylenen her söz, insanı imanından eder.
Bir Müslümana haksızca söven, onu döven; zulmedip hakkını yiyen ya da haksız olarak onu öldüren kişiye “İyi yaptın.” veya “Helal olsun sana.” demek, insanı imanından eder.
Bir Müslüman hakkında “Malı ve ırzı helaldir.” ya da “Onun öldürülmesi caizdir; haram değildir.” sözlerini söylemek, insanı imanından eder.
İnsanların arasında Allâh’ın haram kıldığı bilinen bir şeye “Helal”dır demek ve helal olan bir şeye “Haram”dır demek, insanı imanından eder.
İslâm’dan başka herhangi bir dine “Hak dindir ve ona saygım var.” gibi bir söz söylemek insanı imanından eder.
İslâm’ın dışındaki bütün din ve inançların, kesinlikle şirk ve küfür içeren din ve inançlar olduklarından şüphe etmek veya bunun hakkında çekimser kalmak gibi bütün düşünce ve sözler, insanı imanından eder.
İslâm dininin simgelerinden olan camii, ezan gibi şeylerin biriyle ya da sakal, misvak ve nafile namazlar gibi Rasulullâh efendimizin sünnetlerinden olan şeylerin herhangi biriyle alay etmek, onları küçümseme yönünde sözler sarf etmek, insanı imanından eder.
Ahiret gününü, ahiretteki gerçekleri, (yeniden dirilme, mahşer, hesap, sevap, azap, sırat, cennet veya kabir azabı vb…) inkâr etmek, yalanlamak, yok saymak, onlarla alay etmek veya onları küçümseme anlamındaki her düşünce veya bu yönde söylenen her söz, insanı imanından eder.

Allâh’tan başkasının ibadete layık veya müstahak olduğunu söylemek -şaka da olsa-, insanı imanından eder.
Bir Müslümana: “Allâh senin dinini, imanını alsın.” ya da “Allâh sana iman üzere ölmeyi nasip etmesin.” demek, insanı imanından eder.
Kâfirin birine: “Allâh sana hidayet ve iman etmeyi nasip etmesin.” diyerek küfre rıza göstermek, insanı imanından eder.
Yahudi ve Hıristiyanlar dâhil, bütün kâfirlerin tapınaklarına “Onlar da Allâh’ın evleridir” demek, insanı imanından eder.
Birine veya birşeye “Allâh’sız” ya da senin “Allâh’ın yoktur” gibi sözler sarf etmek, insanı imanından eder.
Birine “Allâh’ına kadar şöyledir” demek, insanı imanından eder.
Biri veya bir şey hakkında “Allâh bunu yanlışlıkla yarattı” ya da “Bir şeyini unutarak eksik yaratmış” gibi sözler sarfetmek şaka da olsa insanı imandan eder
İman esaslarından “Kader” inancına aykırı olan; “Allah yalnızca hayrı yaratır; şerri yaratmaz”, “herkes kendi kaderini kendisi yaratır, kendisi çizer”, “falanca şey Allah’ın takdiriyle olmamıştır ve olamaz” ya da “her şey Allah’ın takdiriyle değildir” gibi sözler söylemek, insanı imanından eder.
Çirkin sözlerden olan; “Allâh’ımı şaşırttın, Allâh’ımı bıktırdın, Allâh’ını öpeyim, Allâh’ım bize babalık yap” veya “Allâh baba” gibi sözler, şaka dâhil hangi maksatla söylenmiş olursa olsun, insanı imanından eder.
“Seninle cehennem ödüldür ve sensiz cennet sürgündür” gibi sözler; cennetin nimetlerini vecehennemdeki azabı hafife alma ve küçümseme içeren söz ve iddialar şaka da olsa hangi maksatla olursa olsun insanı imandan eder.
Birine “Sen peygamber de olsan sana inanmam” veya “Bir peygamber bile şunu söylese inanmam” gibi sözler söylemek, insanı imanından eder.

Müslüman birini, dinini kastederek “Ey kâfir, ey Yahudi” ve benzeri küfür ve kâfirlerin isimleriyle onu çağırmak, insanı imanından eder
“Ben Müslüman değilim, ben gâvurum, ben Yahudiyim” veya “Ben Hristiyanım” veya “Şu işim olmazsa imandan olayım” ya da “Ben bir yıl veya on yıl sonra İslâm dininden çıkacağım” gibi sözleri ciddi olarak, şaka yaparak, ya da kızgınlıkla bile olsa söylemek; insanı imanından eder.

Kim ki “Canımı sıkmayın ya da üzerime fazla gelmeyin, yoksa imandan çıkarım” ya da “Allâh’a ve peygambere ya da İslâm’a söveceğim” derse, imanından olur.
“Ekmek Kur’an'dan daha kutsaldır” veya “Ekmeğe Kur’an'dan daha fazla saygı göstermek farzdır” gibi anlamları taşıyan sözler, insanı imanından eder.
Cennet ile alay ederek “Ben falan kişiyle cennete bile girmem” ya da “Sensiz cenneti bile istemem” gibi cenneti istememek ya da cehenneme girmekten çekinmemek anlamı içeren bütün sözler -şaka da olsa-, insanı imanından eder.
“Güzel kadınlarla birlikte olmanın zevkini yaşamak, cehenneme girmeye bile değer” gibi sözleri söylemek, insanı imanından eder.
Kâfir olan birine, küfrüne rağmen “Allâh seni seviyor”, “Allâh senden razıdır” ya da “Allâh senden razı olsun” demek, insanı imanından eder.
Kadere tepki gösterip, itiraz ederek “Allâh’ım, ben sana ne yaptım ki bana bu acıyı verdin” veya “Yalnız bana mı gücün yetiyor” gibi sözleri söylemek, insanı imanından eder.
Namaz ve diğer farzlarla alay ederek; “Bunlar bana farz değil”, “Ben bunlardan muafım”, “Bunlar bana fayda vermezler” veya “İşim hepsinden önemlidir” gibi sözleri söylemek şaka da olsa, insanı imanından eder.
Bir Müslümana; “Senin dininin, imanının, kitabının, namazının, şeriatının veya senin hayrının içine ederim” demek, insanı imanından eder
Bir kâfirin küfründen veya küfre düşüren sözler ile davranışlarından hoşlanmak ve hoşnut olarak gülmek, insanı imanından eder.
Dünyadaki yaptığı iyilikler ne kadar olursa olsun, Müslüman olmayan birine; “Müslümanlardan daha hayırlıdır, daha efdaldir” veya “Allâh O’nu küfrüne rağmen sever” sözlerini söylemek, insanı imanından eder.
Ölen birine; “Ölümü hak etmemişti”, “Ölüm ona yakışmaz” ya da “Şimdi ölmemesi gerekirdi” gibi sözleri söylemek, insanı imanından eder.
“Keşke zina, zulüm veya adam öldürmek haram olmasaydı” demek, insanı imanından eder

“Kâfirler cehennemde ebedi kalmazlar” demek, insanı imanından eder.
Yalan söyleyen bir kişinin, Allâh’ı cahil olmakla vasıflandırarak; “Allâh şahittir ki ben yalan söylemiyorum.” sözünü kullanması, onu imanından eder.
Kâfir olarak ölen, bütün veya bazı kâfirlerin; “Dünyadaki yaptıkları iyiliklerin karşılığı olarak cennete girecekler.” veya “Girmek onların da hakkıdır.” demek, insanı imanından eder.
Bir kâfirin İslâm’a girmesini engellemek ya da geciktirmek, insanı imanından eder.
Kur’an-ı, müzik çalarak birlikte okumak, insanı imanından eder.
Haram olan bir şeyin haram olmasıyla alay ederek, onu işleyen; zina yaparken, içki içerken veya haram bir şeyi yerken bereketlenme niyetiyle “Besmele” çeken insan, imandan çıkar
Namaz kılması emredilen kişiye; “Sen namaz kılmakla neyi kazandın ki, bana namaz değil iş lazım.” veya “Namaz kılıp kılmamak önemli değil.” demek, insanı imanından eder.
Kim ki Allâh’tan ya da kıyametten veya ölenin can çekişmesinden, kabir azabından, mahşerden hesaptan, mizandan, sırattan ve cehennemden korkmam derse şaka veya ciddi veya öfke halinde olsa bile imandan olur
Allâh’a itiraz ederek; “Allâh neden beni yarattı?”, “Neden şunu emretti?”, “Neden şunu yasakladı?”, “Neden şunu böyle değil de şöyle yarattı? ” veya “Falanca şeyi yapmamalıydı.” gibi sözleri söylemek, insanı imanından eder.
Her kes tarafından haram olduğu bilinen herhangi bir şeyi işleyene (sevap kazandırma manasında) “helal olsun sana” ya da “iyi yaptın” veya “doğru olanı yaptın” gibi sözleri söylemek insanı imandan eder.
Bundan başka küfürle alakalı olan hükümler konusunda geniş bilgi almak isteyen “İslâm’ın Temel İnançları” ve “Behcettun Nazar” adlı kitaplarıma bakabilir.


19 Eylül 2013 Perşembe

Ilımlı islam, ılımlı müslüman ne demektir? Bu sözleri dillendirenler neyi ima etmek istiyorlar

Bismillahirrahmanirrahim

Ilımlı İslam, batılı güçlerin yürüttüğü bir yozlaştırma politikasıdır.

Ilımlı İslam, İslam ülkelerinde radikal İslami hareketlerle ilişkili istikrarsızlık ve bunun getireceği siyasi sonuçların, Amerikan ve Batı karşıtlığı hareketlerine, güvenlik zafiyetlerine ve olası menfaat kayıplarına sebep olmasının önüne geçmek için ABD düşünce kuruluşlarında geliştirilip hükümet tarafından desteklenen modernist İslam yorumudur.

Unutmayalım ki tek kurtuluş yolu gerçek İslâm’dır. Din sömürücüsü münafıklar ve arivistler gerçek İslâm’ın yerine uydurma, düzmece bir ılımlı, ehlî, light İslâm çıkartmak istiyor.

İki türlü İslâm Modeli sunulmuştur dünyaya: Ilımlı İslâm, Vahşî İslâm… Irak tarafı vahşi İslam, Türk tarafı ılımlı İslâm.



Bu maksatla iki metot kullanmaktadırlar; aşırı ve ılımlı İslâm. Medya vasıtasıyla bu iki kavramı Müslüman ülkelerde yaygın hale getirerek, İslâm dinini tahrip etmek istemektedirler. \"İslâmi terör\", \"İslâm terörü\" gibi kavramlarla yüce dinimizi karalamak ve böylece insanları İslam dininden uzaklaştırmak için çalışmaktadırlar.

Bu maksatla İslâm dinini iyi bilen ve Müslüman görünen ajanlar tarafından din cahili Müslüman gençler terörist olarak eğitilerek, \"Cihad\" sloganıyla harekete geçirip katliam yaptırmak suretiyle \"terör\" ile \"İslam\" kavramlarını birleştirmek istemişlerdir. Bunun için hem Müslüman, hem de Batılı ülkelerde katliamlar yaptırmaktadırlar.

İslâm\'ın temel prensibi: \"Yaratıcıya hürmet ve saygı; yaratılmışlara şefkat ve merhamettir.\" Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, İslâm\'ın prensipleri de bütün âlem için bir rahmettir.1

Light (ılımlı, yumuşatılmış) İslâm tabirini kullananlar şer güçlerin karşısında \"yenilmişlik psikolojisi\"ne kapılmış olanlardır. İslâm sert ve katı bir din değildir ki, yumuşatılmak ihtiyacı duyulsun. Asıl yumuşatılması gerekenler, ALLAH\'ın son dini olan İslâm\'ı terör ve şiddetle birlikte telaffuz edenlerdir. Çünkü onlar, davranış ve söylemleriyle terör havası estirmekte, huzur ve barışın önünü kesmek istemektedirler.

İlımlı İslâm (light İslam) metodu, aşırı veya radikal İslâm metodunun zıddıdır. \"Papalığın Dinlerarası Diyolog Projesi\" nin esası budur. Müslüman ülkelerde Müslümanlar o hale getirilmelidir ki, yaşayışları gayri müslim gibi olsun, sadece isimleri Müslüman ismi olarak kalsın. \"
Ilımlı İslâm metodunda ilk hedef, emir ve yasaklara itaatsizlik, nihai hedef, inkârdır. Ilımlı Müslüman olanların sadece inançları değil, yaşayışları da bozulmaktadır.

\"Hoşgörü\', \'ılımlı\', \'Light İslâm\' adını verdikleri bu modelde; emir ve yasağı olmayan, tatlıya, tuzluya karışmayan, haftada bir Cuma\'ya giden, bayram namazlarını kılan, cenazesi camiden kalkan ve Müslüman mezarlığına gömülen Müslüman tipi esas alınmaktadır. Bu yolla, dinin dinamik değerleri, emir ve yasakları yok edilerek, ilahi olmayan, tamamen insan düşüncesine dayalı felsefi, ahlaki bir sistem geliştirmek istiyorlar.

Şu husus da göz önünden hiç uzak tutulmamalıdır ki, İslâm dinini yıkmak, Müslümanları silmek isteyen agresif ve harbî kafirler de, reforme edilmiş ılımlı, light; Şeriat ve fıkıh ahkamından arındırılmış, bir çeşit beşeri bir hümanizma veya ideoloji haline dönüştürülmüş yepyeni bir İslâm istiyorlar, bunun için büyük paralar harcıyorlar.

Ilımlı İslam: “ALLAH ne der” yerine, “ABD ne der” kaygısını taşımaktır.

Dikkatli olalım. Kâfirlere yaranmak için dinde reform, dinden tâviz vermek, ılımlı ve light bir İslâm türetmek, fıkhı ve Şeriatı kaldırarak ilâhî dini beşerî bir hümanizma ve ideolojiye döndürmek gibi batıl ve sapık fikirler red ve cerh edilmelidir.

Biz Ehl-i sünnet Müslümanları İslâm dininin ilahî olduğuna, O’nun hükümlerinin yanlış olmadığına, ALLAH Teâlâ’nın ve Resûlünün bildirmiş olduğu kesin, muhkem hükümlerin Kıyamete kadar bakî ve geçerli olduğuna; dinde reform yapılamayacağına; Müslümanların dini kendilerine uydurmak yerine, kendilerini dine uydurmaları gerektiğine inanırız. Bir kısım reformcular ve yenilikçiler ise, Kur’ân-ı Kerim’deki ve Sünnet’teki bazı kesin hükümlerin “tarihsel” olduğunu ve bunların artık zamanımızda hükümlerinin kalmadığını iddia ederler. Bu bir tesadüf müdür?

İslâm dini, Kur\'an-ı Kerîm\'e ve hadis-i şeriflere dayanan, Hak ve meşru mezhepleriyle istikrara kavuşmuş bir dindir. İslamiyet\'in ılımlı, modern, gerici gibi sıfatlarla birlikte kullanılması yanlıştır.



(1) Bak. Enbiya Sûresi: 107 

Selam Ve Dua ile
Soruyu cevaplayan Mehmet Talu Hocam

Enbiya 107: (Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
Selimiye Camii
http://gercektarihdeposu.blogspot.com

18 Eylül 2013 Çarşamba

Allah’ı zikretmeye devam et

Mevlânâ (ks) Hazretleri buyurur ;

Adamın biri her zaman Allah , Allah , diye zikreder, bu zikirden ağzı bal yemiş gibi tatlanırdı. Bir gün şeytan gelip ;

–Niye durmadan, Allah, Allah , deyip duruyorsun. Bunca zamandır Allah demene karşılık bir kerecik olsun Allah sana, Lebbeyk , buyur kulum, ne istiyorsun , dedi mi. Sende hiç sıkılma yok mu , daha ne kadar Allah deyip duracaksın , dedi.

Bunun üzerine Allah’ın adını dilinden düşürmeyen adam ümidini kaybetti ve zikri bıraktı. Gönlü kırık bir hâlde yatıp uyudu. Rüyasında Hazreti Hızırı (as) gördü , Hızır ona ;

–Neden yaptığın güzel işi terk ettin, Allah’ı zikretmeyi bıraktın , diye sordu. Adam ;



-Yaptığım onca zikre karşılık verilmedi. Hak katından, Lebbeyk, buyur , sesi gelmedi. O’nun kapısından kovulmaktan korktum dedi. Bunun üzerine Hazreti Hızır (as) , adama şu hikmetli karşılığı verdi.

–Ey Allah’ın kulu, Senin, Allah, demen, Allah’ın , Lebbeyk , buyur kulum demesidir. Allah, isminin zikrini herkese nasip eder mi . Senin, Allah, diyebilmen, Allah’ın sana duyduğu sevginin işaretidir.

Bunu duyan adam kalkarak tekrar Allah’ı zikretmeye devam etti.
Buna göre, ibadetlerinin mutlaka kabul edileceğini düşünerek ameline güvenmek, ne kadar büyük bir yanlışsa, bunun aksine, asla kabul edilmeyeceğini düşünerek ümitsizlikle ibadetleri terk etmek, çok daha büyük bir yanlıştır.



17 Eylül 2013 Salı

Zilhice Ayı'nın ilk On Gününün Fazileti

Zilhice Ayı'nın ilk On Gününün Fazileti 

Fecr süresinin 2. ayeti kerimesinde Rabbimiz:
 “On geceye yemin olsun” buyurarak, bu gecelere yemin etmiş ve kıymetine işaret etmiştir.
        Buradaki on geceden murat, Zilhicce ayının ilk on gecesi yani Kurban Bayramı’ndan önceki on gecedir. Mevla Teala’nın “on gün” değil de “on gece” buyurması ise, günlerinin dokuz olmasındandır, zira onuncu gün bayram günüdür. 

 Geceler ise önce geldiğinden on gece tamam oluyor. Nitekim Araplar geceyi zikrederler, günün tamamını yani gündüzü ile beraber kastederler. İşte bu on günler içerisinde de en faziletli olanlar, “Terviye, Arefe ve Nahr (Kurban Bayramı) günüdür. 

Halk arasında “on günler” diye bilinen bu günler, Huccac-ı Kiram’ın mukaddes beldelerde hac göreviyle meşgul oldukları çok kıymetli günlerdir.  Öyle ki, bu on günlerde yapılan ibadet kadar hiçbir günde yapılan ibadet Allah’a daha sevimli gelmez. 

Nitekim bir Hadisi Şerifte Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:  "Allah-u Tela’nın indinde Zilhiccenin ilk on gününden daha makbul ve amellerin Allâh-u Te'âlâ'ya daha sevimli olduğu başka bir gün yoktur. Bunun üzerine Ashab-ı kiram: "Ya Resülellah! Bunun benzeri bir gün Allah yolunda cihadda da yok mudur?" diye sorduklarında, buyurdular ki: "Onda da yoktur. Ancak bir kimse ki, malıyla ve canıyla Allah yolunda cihada çıkıp da (şehid olup) hiçbir şeyle dönmeyen kimse müstesna." Selef-i Salihin  üç tane “on gün”e tazim eder ve saygı gösterirlerdi. 

Bunlar; Zilhicce Ayının ilk on günü, Muharrem ayının ilk on günü ve Ramazan ayının son on günüdür. Fakat birçok hadisi şeriften anlaşıldığı üzere, içinde “Terviye, Arefe ve Kurban Bayramı” günlerinin bulunduğu Zülhicce ayının ilk on günü, diğer iki on günden daha kıymetlidir.   On günlerin faziletiyle alakalı olarak İbni Ömer (Radıyallahü anhüma)’dan rivayet edilen bir Hadisi Şerifte Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular:  “Allah katında şu on günden daha büyük ve kendisinde yapılan ibadet daha sevimli olan hiçbir gün yoktur.
 O günlerde tehlil, tesbih, tekbir ve tahmidi çoğaltın.”  Said b. Cübeyr (Radıyallâhu Anh): “Bu on gecelerde lambalarınızı söndürmeyin.” buyurmuştur yani uyanık olun, ibadetle geçirin demek istemiştir. Kendisi de bu günler girdiğinde öylesine ibadet ederdi ki, tahammül sınırlarını zorlar adeta dayanamayacak hâle gelirdi.  Ayrıca bu on gecelerde hizmetçisine dahi uyanık kalmasını emreder, bu gecelerde ibadet yapması gerektiğini ona hoşça anlatır ve tavsiye ederdi. 

Ebu Derda (Radıyallahü anh) der ki: “Zülhiccenin ilk günlerinde çok dua ediniz. Çok istiğfar ediniz. Çokça sadaka veriniz.  Çünkü Ben Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den ‘Zülhiccenin ilk günün sevabından mahrum kalanlara yazıklar olsun’ dediğini işittim. Özellikle Zülhiccenin dokuzuncu (yani arefe) günü oruç tutmayı ihmal etmeyiniz. Çünkü bu günün orucunda hiç kimsenin sayamayacağı kadar çok hayır vardır.   
Bu günlerde oruç tutmak konusunda Ebu Derda (Radıyallahü anh) şöyle demiştir: “Zülhiccenin ilk on günü oruç tutmaya, çok dua etmeye, istiğfar ve sadakaya devam edin. Çünkü Resülüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Bu günler Beytullahı, Mescidi Haramı ve kıymetli beldeleri ziyaret günleridir.”  Hafsa anamızın şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Dört şey vardır ki Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onları terk etmedi. Bunlar; Fecirden evvel iki rekat namaz. Her aydan üç gün oruç, Aşure günü orucu ve Zilhiccenin ilk on günü orucu” Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:  “Bu on günlerdeki herbir günün orucu bir yıllık oruca (sevapca) denktir.

 Ondaki herbir gecenin kıyamı (ibadetle ihya edilmesi) Kadir gecesinin kıyamına (ihyasına) denktir.  Tabi bu on günlerde oruç tutmak, hacda olmayanlara müstehabtır yoksa hacılara değildir. Bilakis hac vecibelerini ve rükunlarını eda etmekten aciz kalma tehlikesi olduğundan hucca-ı kiramın oruç tutmasında mekruhiyet bile söz konusudur. Bir adam Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)e: “Ya Resulellah! Arefe günü  orucu hakkında ne buyurursunuz?” diye sordu.  Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle cevap verdi: “Arefe günü tutulan orucun, geçmiş ve gelecek yılın günahlarına keffaret olacağını Allah’ın rahmetinden ümid ediyorum."İmamı Nevevi (Rahimehullah) keffareti ümid edilen günahların, günahı seğairden olduğunu belirtmiştir. 

Gelecek senenin günahına kefaret olması ise, Mevla Teala’nın kişiyi günahlardan koruyacak olmasıdır. Ya da şayet bir günah işlerse, geçmiş senenin kefareti kadar kendisine sevap ve rahmet ihsan edilir demektir. Zilhicce ayının ilk on gününde Yüce Allah’tan Peygamberlerine nice ikramlar ihsan edilmiştir. Bu manada gelen pek çok rivayetler vardır.  Rivayet edilir ki: Mevla Teala Adem (Aleyhisselam)’ın tövbesini  bu on günler içindeki Arefe Gününde yani hacıların Arafatta vakfede olduğu gün kabul buyurmuştur. … 

Adem (Aleyhisselam) ile Havva anamız cennetten yeryüzüne indirildiğinde, Adem babamız Hindistan’ın Serendip adalarına, Havva anamız ise Cidde’ye indirilmiştir.  Onların yeryüzünde ilk buluşması yine Arefe günü olmuştur. Buluştukları güne Arefe, karşılaştıkları yere ise Arafat denilmiştir.  Yine bu on günlerde İbrahim (Aleyhisselam) Halil (Mevla Teala’nın dostu) olmuştur. Nitekim: “Allah (Celle celalühü) İbrahim’i Halil edindi.” (4/125) buyurulmuş, Nemrud’un ateşi onu yakmamış, kurban ettiği oğlu İsmail (Aleyhisselam) bir koç fidye karşılığında bu günlerde kesilmekten kurtulmuştur.

 Kabeyi Muazzama’yı İbrahim ve İsmail (Aleyhimesselam) bu on günlerde yapmaya başlamıştır.  Fetih süresindeki: “Andolsun ki o ağacın altında Seninle biat ettiklerinde Allah müminlerden razı olmuştur...” ayeti kerimesinde geçen biat, “Rıdvan Biatı”dır ki, bu dahi Zülhiccenin on günleri içinde vaki olmuştur. Musa (Aleyhisselam)a on günlük bir ihsan yapılmıştır. Mevla Teala bu ihsanı bize şu ayeti kerimeyle haber veriyor: “Musa ile otuz gece sözleştik ve buna on (gün) daha kattık.  Böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceye tamamlandı." (Araf 142.)  Müfessirler, bu ayeti kerimede geçen “on gün” ifadesi için “Zülhice ayının ilk on günüdür.” demişlerdir.  

Şöyle ki: “Allah-u Teala Musa (Aleyhisselam)’a münacaat sözü vermişti. Bunun üzerine Musa (Aleyhisselam) otuz gün oruç tuttu. Oruç tuttuğundan dolayı ağzının kokusu değişti. O kokuyu izale etmek için bir misvak edindi, ağzını misvakladı ve bu kokuyu giderdi.  Bunun üzerine Mevla Teala: “Ey Musa! Bilmez misin ki, Benim katımda oruçlunun ağız kokusu misk kokusundan daha güzeldir?” buyurdu. Bu koku tekrar hasıl olsun diye on gün daha oruç tutmasını emretti. Tefsir alimleri: “Musa (Aleyhisselam) otuz günlük orucunu Zülkade ayında tuttu. Buna Zülhicce ayının ilk on günü eklendi.” demişlerdir.   Yine rivayet edilir ki; “Mevla Teala, Musa (Aleyhisselam) ile bu on günlerde tekellüm buyurdu, Kendine yakın kıldı ve bu on günlerde “on emri” Ona bildirdi”  Denilmiştir ki; Bir kimse bu on günleri ibadet ve taatle değerlendirirse Mevla Tela o kişiye on ikramda bulunur. Şöyle ki:          Ömrü uğurlu ve bereketli olur.     Malında bereket olur, kat kat arar.-         Allah-u Tela onun çoluk çocuğunu korur.Günahlarına keffaret olur. Yaptığı iyiliklere kat kat sevap alır. Ölüm halini kolay eder Kabrindeki karanlık günlerine aydınlık verir.  Mizanda iyilik tarafını ağır bastırır.Ahirette düşük hallerden rezil ve zelil olmaktan kurtarır. Cennetteki derecelerini yükseltir.     Mevla Teala Hazretleri bu on günleri en güzel şekilde değerlendirip, Kurban Bayramına ulaşabilmeyi cümlemize nasip eylesin. Şimdiden Kurban Bayramınız mübarek olsun.   

  Fi Emanillah!   

Mustafa ÖZŞİMŞEKLER
Mustafa ÖZŞİMŞEKLER Hocahttp://gercektarihdeposu.blogspot.com



9 Eylül 2013 Pazartesi

Hiç Birimiz Masum Değiliz

MASUM DEGiLiZ

Peygamberler müstesna hiç kimse masum değildir..
Ve herkes imtihan olunmaktadır. Hiç kimsenin
bırakın başkasını kurtarmasını, kendi kurtuluşu için
bile garantisi yoktur..
Hiç kimse hiç kimseyi Allah’ın elinden alamaz. Herkes
için ancak yaptığının karşılığı vardır.. Gelin musalla taşından kalkalım, yaşadığımız zamana
ve mekana şahidlik edelim. Allah’ın dinine şahidlik
edelim.


Hiç bir Müslüman dünyada olup bitenleri, görmezden,
duymazdan, bilmezden gelme hakkına sahip
değildir.. Ve herkes için ancak yaptığının karşılığı vardır. Din gününde, hiç kimsenin kimseye faydasının
olmayacağı, annelerin çocuklarından kaçtığı bir
günde, yalnız başımıza imtihan olacağız..
Onun için şeyhinize, liderlerinize, örgütlerinize göre
bir din, bir Kur’an ya da bir Müslümanlık icad
etmeyelim. Kur’an’ın penceresinden risalet penceresinden kendimizi ve içinde bulunduğumuz
topluluğu, liderlerimizi, örgütlerimizi hesaba çekelim.


                           

8 Kasım 2012 Perşembe

Cuma gününün önemi ve yapılacak ibadetler nelerdir?

Cuma gününün önemi ve yapılacak ibadetler nelerdir?


Bu günün cuma adını alması bilhassa toplantı günü olmasından kaynaklanmaktadır. Aynı adı taşıyan sûrede, "Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında hemen namaza gidin ve alışverişi bırakın" (Cum'a, 62/9) mealindeki âyet, cuma namazının farz kılınmasından önce de günün bu adla anıldığına ve bir toplantı günü olduğuna işaret etmektedir.

Çeşitli hadislerden anlaşıldığına göre cuma, haftalık ibadet günü olarak daha önce yahudi ve hristiyanlar için tayin ve takdir edilmiş, fakat onlar bu konuda ihtilâfa düşerek yahudiler cumartesiyi, hristiyanlar pazarı haftalık toplantı ve ibadet günü olarak benimsemişler, Allah da cuma gününü müslümanlara nasip etmiş, onları bu konuda hakka ulaşmaya muvaffak kılmıştır(Müslim, Cum'a, 19-23). Böylece İslâm'da haftalık toplu ibadet günü olarak cuma seçilmiş, bu günün bir bayram olduğu birçok rivayette açıkça belirtilmiştir (Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 3/243; İbn Kayyim el-Cevzİyye, Zâdü'l-mesîr, 1/369).

Hz. Peygamber, "Güneşin doğduğu en hayırlı gün cumadır; Âdem o gün yaratılmış, o gün cennete girmiş ve o gün cennetten çıkarılmıştır; kıyamet de cuma günü kopacaktır" (Müslim, Cum'a, 18) sözüyle bu günün özelliğini dile getirmiştir. Allah'ın cennette cuma gününe tekabül eden ve "yevmü'l-mezîd" denilen günde kullarına kendisini ziyaret fırsatı vereceğini, bunun için onlara tecelli edeceğini bildirmiş (İbn Kayyim el-Cevziyye, I, 369-372, 408-410), başka bir hadiste de bu günde yapılan duaların kabul edileceği bir anın (icabet saati) bulunduğunu haber vermiştir.

İcabet saatinin zevalden itibaren namazın başlamasına, imamın minbere çıkmasından namazın başlamasına veya bitimine ya da ezandan itibaren namazın eda edilmesine kadar devam ettiği, ayrıca fecir ile güneşin doğuşu, ikindi namazı ile güneşin batışı arasında olduğu şeklinde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Hz. Peygamber'in, "Ben onu biliyordum, ancak Kadir gecesi gibi o da bana sonradan unutturuldu" (Hâkim, Müstedrek, 1/279) mealindeki hadisine dayanarak esmâ-i hüsnâ arasında ism-i a'zamın, ramazanın son on günü içinde Kadir gecesinin gizli tutulması gibi icabet saatinin de insanların bütün gün boyunca Allah'a yönelmeleri için gizli tutulduğu ifade edilmiştir.

Cuma günü gerekli temizliği yaptıktan sonra camiye gidip hutbe dinleyen ve namazı kılan kimsenin o gün ile daha önceki cuma arasında işlemiş olduğu günahların affedileceği
belirtilmiş (Buhârî, Cum‘a 6, 19; Müslim, Cum'a, 26), bu günü önemsemeden üç cuma namazını terkeden kimsenin kalbinin mühürleneceği bildirilmiştir (Ebû Dâvüd, Şalât, 204)
.
İslâm dünyasının her tarafından müslümanların bir araya geldiği en büyük toplu ibadet olan hac, arefe gününün cumaya rastlaması halinde "hacc-t ekber" (büyük hac) olarak anılır.

Bütün bu özelliklerinden dolayı gerek fert gerekse toplum olarak müslümanlar açısından büyük önem taşıyan cuma gününde farz olan cuma namazından başka şu hususların yapılması sünnet kabul edilmiştir:

Boy abdesti almak (bazı âlimlere göre farzdır), bıyıkları kısaltma, tırnak kesme vb. bedenî temizlikleri yapmak, misvak veya fırça ile dişleri temizlemek, güzel elbise giymek, güzel koku sürünmek, camiye erkenden gitmek, Kehf sûresini okumak, camileri temizleyip kokulandırmak, sabah namazında Secde ve Dehr sûrelerini, cuma namazında ise Cum'a ve Münâfikün veya A'lâ ve Gâşiye sûrelerini okumak, çokça dua ve zikir yapmak, Hz. Peygamber'e salâtü selâm getirmek.
Cuma namazı kılmak, her akıl-bâliğ mü’min erkeğe farz-ı ayndır (Cuma, 62/9-10) . Ezan okununca başka şeylerle uğraşılmayıp hemen camiye gidilmesi gerekir.
Cuma günü, bayram günü olduğundan, bir gün önce veya sonrası olmaksızın sadece o güne has oruç tutmak mekruhtur. Camiye ezandan sonra girmek; zaruret olmaksızın, imam minbere çıkıp iç ezanın okunmasından itibaren namaz kılınıncaya kadar alışveriş ve benzeri bir dünya işiyle meşgul olmak ve cuma namazı vakti girdikten sonra namazı kılmadan yolculuğa çıkmak ise dinen kerih görülmüştür.
Hutbe esnasında boş konuşan ve başka şeylerle ilgilenen kişi sevaptan mahrum kalır; ancak cumaya ezandan önce gelen, mü’minleri rahatsız etmeyen, hutbeyi sükûnet ve edep içinde dinleyen, namazı huşu ile kılanın bu namazı ise, bir önceki cumaya ve fazladan da üç güne kadar (işlemiş olduğu) günahlara keffarettir; zira Cenab-ı Hak şöyle buyuruyo:
“Kim bir hayır yaparsa bu kendisinden on misliyle kabul edilir.” (En’am, 6/160) buyurmuştur .
Bu sebeple bir müslüman cuma günü salih amelleri artırmalıdır. Allah’ın kardeş ilan ettiği Müslümanlar, bütün mübarek gün ve gecelerde olduğu gibi cumayı da bir vesile, bir fırsat bilerek yaratılış gayeleri olan ubûdiyetin (Zâriyât 51/56) gereğini, Allah'ın emri olan hayırda yarışmayı (Bakara 2/148) ufkunda sergilerler ve sergilemelidirler. İslam uleması arasında cumayla alakalı atasözü hükmünde bir değerlendirmeyle konuyu bağlayalım:

“Cuma haftanın, ramazan yılın, hac ise ömrün ölçüsüdür.”

kaynak: sorularlaislamiyet