Zulüm Cephesi Telaşlı
Suriye ve Mısır’da zulme karşı direnişin bütün kararlığıyla sürmesi, özellikle Suriye’de rejimin hâkimiyet alanının gittikçe daralması, direnişin onun saltanat sarayına doğru ilerlemesi tüm zorlamalara rağmen değişim sürecinin önüne geçilemeyeceğini gösteriyor.
Son gelişmeler ABD’deki ekonomik krizin bütün ciddiyetiyle devam ettiğini açığa çıkardı. Bu krizin, Suriye ve Mısır’daki zulme karşı mücadeleyle eş zamanlı büyümesi anlamlıdır.
Çünkü bu iki ülkede diktaya karşı özgürlük mücadelelerinin elde edeceği zaferler bölgede emperyalizme hizmet eden diğer dikta rejimlerini doğrudan etkileyecektir ve kendi içinde ciddi sorunlar yaşayan ABD’nin buralarda çıkarlarına hizmet eden kuklalarına güç ve cesaret verme, onları himaye etme mecali olmayacaktır.
Diktatörlerin Mısır cuntasının iktidarını sürdürebilmesi için ona destekte her türlü yüzsüzlüğü göstermeleri de bu yüzdendir.
Ama değişim bir zaruret haline gelmiştir ve önüne geçilemeyecektir. Bu değişim belki, dünyada bütün olan bitenlerin emperyalizmin hâkim güçlerinin ve özellikle onların başını çeken ABD’nin komploları ile tahakkuk ettiğini, ülkelerindeki zulme başkaldıranların ise gerçekte başkalarının hazırladığı senaryolarda kendileri için belirlenen rolleri oynadıklarını iddia edenlerin ne kadar büyük bir yanılgı içinde olduklarını, aslında kurdukları kurgularla ve vakıaya göre değil varsayımlara göre geliştirdikleri teorilerle kendilerinin bu güçlerin stratejik hesaplarına hizmet ettiklerini görmelerini sağlar.
Göremeden ölürlerse de artık ne yapalım, görmeleri hakla batılın ayrışacağı güne kalır. Temennimiz burada görebilmeleridir.
Bol keseden komplo teorileri üreterek, hak ve özgürlük mücadelesi verenlerin aslında hâkim güçlerin oyunlarına hizmet ettiklerini söyleyenlerin görmeleri gereken önemli bir gerçek de zulüm güçlerinin ortak çıkar hesaplarının bulunduğu, dışa yansıttıkları tavırlarıyla stratejik tavırlarının farklı olduğu gerçeğidir.
Bunlar her ne kadar kendi aralarında da samimi olmadıkları ve birbirlerine güvenmedikleri için birbirleriyle ilişkilerinde de yaş tahtaya basmamaya çalışıyorlarsa da zulme karşı direnişten hepsi rahatsızdır.
Hepsini birden telaşlandıran, rahatsız eden gelişmeler karşısında aralarında işbirliğine dayalı stratejiler belirliyorlar. Ama dışa yansıttıkları tavırlarında hitap ettikleri kesime yahut bulundukları konuma göre biri kara diğeri beyaz adam rolü oynayabiliyor.
Baas’ı aklama ve direnişe karşı toparlanmasına fırsat verme amacıyla üretilen “kimyasal silahları imha” formülünde güya aralarında ittifak sağladıklarını ileri sürenler, gerçekte aralarında zaten ittifak halindeydiler.
Anlaşmayla, Baas’ın konvansiyonel silahlarla insanları katletmeye devam etmesine göz yumulması, katliamlarına “meşruiyet (!)” kazandırılması için formül bulundu.
Formülde, zulüm cephesinin beyaz ve siyah adam rolü oynayan tarafları ittifak sağlamış oldu. İttifaktan yararlanan Baas zulmü de silahsız, savunmasız insanları hedef alan ve günlük bilançosu yüz cinayet altına düşmeyen katliamlarını rutinleştirdi.
Fakat Baas’a katliamları rutinleştirme imkânı verilmesi direnişin onu köşeye sıkıştıran ilerleyişini durduramadı. Çünkü Baas zulmü karşısında başka seçeneği yok ve onun sultasına teslim olmayı, boyun eğmeyi kabul etmenin hayatını kurtarmayacağını, aksine elde etmek istediği haklarından hiçbirini vermeyeceği gibi hayatının yanı sıra izzetini, onurunu kısaca her şeyini tehlikeye sokacağını biliyor.
O yüzden rejimi sahadan çekilmeye zorlayıncaya kadar direnişinde kararlıdır ve dönüşü olmayan bir yolda olduğuna inanıyor. Aynı şey Mısır cuntasına karşı meydanları dolduran kitlelerin mücadelesi açısından da söz konusudur.
Bunlardan birinin elde edeceği başarı ve zafer diğerini doğrudan etkileyecektir. Her ikisinin zaferi ise Arap dünyasındaki dikta rejimlerini sallayacak toplumsal hak mücadelelerinin yeniden canlanmasında etkili olacaktır.
Zulüm cephesi ise kendi iç problemlerinin gittikçe büyümesinden kaynaklanan zorluklarla boğuşurken, uzak karakolları niteliğindeki dikta rejimlerini sallayan mücadelelerin kararlılığından vazgeçmemesi sebebiyle telaşlı.
Direnişin kazanımlarıyla ilgili bazı ayrıntılardan inşallah müteakip yazımızda söz edeceğiz.
Ahmet Varol
suriye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
suriye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Ekim 2013 Cuma
23 Eylül 2013 Pazartesi
Müslüman Kardeşler ya da İhvanül Müslimin Hakkında Nedir Ne degildir Ögrenelim
Askeri darbeyle devrilen Muhammed Mursi'nin bir yıl önceki seçim zaferi, hareketin doğduğu ve onlarca yıl boyunca yasaklı kaldığı Mısır'da Müslüman Kardeşler için bir devrimdi.
Müslüman Kardeşler ya da İhvanül Müslimin, Mısır'ın en eski ve en büyük İslamcı örgütü.
1920'li yıllarda Hasan el Benna tarafından kurulan örgüt, siyaset ve İslami hayır işlerine dayalı modeliyle dünya genelinde. Kuzey Afrika'dan Orta Doğu'ya sayısız İslamcı harekete ilham kaynağı oldu.
Başlangıçtaki amacı İslami değerleri ve çalışmaları yaygınlaştırmak olan hareket, kısa süre sonra siyasileşti.
Özellikle Mısır'da Osmanlı İmparatorluğu'nun çökmesinin ardından İngiliz sömürge yönetimine karşı direnişte ve Batı değerlerine karşı Arap ve Müslüman kimliğinin savunulmasında önemli rol oynadı.
Müslüman Kardeşler geçen yıl Muhammed Mursi'yle iktidara gelene dek, resmen hep yasaklıydı ve sıklıkla baskıya maruz kalıyordu.
Hareket, 1981'den 2011'e dek iktidarda kalan Hüsnü Mübarek'in Ulusal Demokratik Partisi NDP'ye karşı halk muhalefetinde öncü rol oynadı.
Müslüman Kardeşler demokratik prensipleri savunduğunu vurgulasa da, şeriata dayalı bir devletin kurulmasının temel amaçları arasında olduğunu açıkça söylüyor.
Dünya genelinde kullandıkları en ünlü slogan ise "Çözüm İslam’da."
Tarihçe
Hasan el Benna, 1928 yılında Müslüman Kardeşleri kurar kurmaz, ülkenin hemen her yerinde örgütlendi- kimi yerde bir cami, kimi yerde bir okul ya da spor merkezinin idaresini ele aldılar. Müslüman Kardeşlere üye olanların sayısı hızla arttı.
1940'lı yılların sonuna gelindiğinde, örgütün Mısır'da iki milyon destekçisinin olduğuna inanılıyor.
Müslüman Kardeşlerin fikirleri Arap dünyasına da yayıldı.
Hasan el Benna aynı zamanda örgütün silahlı kanadını oluşturdu.
Grup o dönem İngiliz yönetimine karşı mücadelede, bir dizi suikast ve bombalama olayına karıştı.
Mısır hükümeti, Müslüman Kardeşler'i 1948 yılında İngiliz ve Yahudilere yönelik saldırıları nedeniyle feshetti.
Örgüt çok geçmeden Başbakan Mahmud el Nukraşi'nin makamında uğradığı suikaste karışmakla suçlandı.
Nukraşi'nin öldürülmesini kınayan Benna da kimlikleri bilinmeyen, ancak güvenlik güçlerine bağlı olduğu tahmin edilen kişilerce düzenlenen suikaste kurban gitti.
1952 yılında, kendilerini "Hür Subaylar" diye adlandıran bir grubun düzenlediği askeri darbeyle Kral Faruk tahttan indirildi, sömürge rejimi sona erdi.
Müslüman Kardeşler (İhvan el Müslimin), bu dönemde gruba destek verdi. 1970'te cumhurbaşkanlığına getirilen Enver Sedat, bir zamanlar Hür Subaylar'ın örgütle bağlantılarını yürütüyordu.
Başta hükümetle işbirliği içinde olsalar da bu ilişki, kısa süre sonra bozuldu.
Askeri darbeden kısa süre sonra 1954'te Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır'a yönelik suikast girişimi İhvan'la ilişkileri kopardı.
Çok sayıda üyesi hapse atıldı, işkence gördü. Müslüman Kardeşler, gizlice örgütlenmeyi sürdürdü.
Müslüman Kardeşler
Yetkililerle olan anlaşmazlıklar, Müslüman Kardeşler'in ideolojisinde de önemli bir değişikliği getirdi.
Bu değişikliği, örgütün önde gelen üyelerinden Mısırlı düşünür Seyyid Kutub'un yazdıklarında da görmek mümkün.
Kutub'un yazdıklarında, Batı'ya ve radikal bir toplumsal ıslaha ihtiyaç duyduğunu savunduğu 'sözde İslami' topluluklara karşı Cihat yapılması gerektiği belirtiliyordu.
Müslüman Kardeşler
· Mısır'ın en eski ve en büyük İslamcı örgütü
· 1928 yılında Hasan Benna tarafından kuruldu
· Dünya çapında İslamcı hareketlere ilham kaynağı oldu
· Hayır işleriyle siyasi aktivizmi aynı potada eritti
· 2011'e dek resmen siyasi yasaklı
· Şiddete karşı ve demokratik prensiplerin savunucusu
· İslam hukukuna ya da şeriata dayalı devlet kurmak istiyor
· Sloganı: Çözüm İslam'da
Özellikle 1964'te yayımlanan "Yoldaki İşaretler" adlı eseri ve düşünceleri, İslami Cihad ve El Kaide gibi radikal İslamcı gruplara ilham kaynağı oldu.
Mısır hükümeti 1965 yılında da Müslüman Kardeşlere karşı sıkı önlemler aldı, ardından Seyyid Kutub'un idam edilmesi Kutub'u örgüt üyelerinin ve bölgedeki pek çok kişinin gözünde şehit mertebesine yükseltti.
Müslüman Kardeşler, 1980'li yıllarda siyasal bir harekete dönüşebilmek ve politikada aktif rol alabilmek için çeşitli denemelerde bulundu.
1984 yılında Wafd partisi, 1997 yılında İşçi Partisi ve Liberal Parti ile ittifaka giderek Mısır'ın en güçlü muhalif gücü haline dönüştü.
Müslüman Kardeşler, 2000 yılındaki seçimlerde mecliste 17 sandalye kazanmayı başardı.
Bundan beş yıl sonra, o güne kadarki en iyi seçim sonucunu elde etti. Yasak nedeniyle seçime bağımsız giren Müslüman Kardeşler adayları, meclisteki sandalyelerin yüzde 20'sini kazandı.
Sonuç Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'i sarstı. Hükümet, bir kez daha Müslüman Kardeşler'i çökertmeye yönelik operasyon başlattı, yüzlerce Müslüman Kardeşler üyesi tutuklandı, yeniden örgütlenmeleri önünde engel oluşturabilecek bir takım düzenlemeler yaşama geçirildi.
Mübarek'in lideri olduğu Ulusal Demokratik Parti (NDP) aynı zamanda 2010 Kasım ayındaki parlamento seçimlerinden de muhalefetin daha da güçlü çıkmasını önlemek üzere çalıştı.
Hareketin yükselişi
Müslüman Kardeşler adaylarının ilk turda tek bir sandalye bile kazanamamaları, yaygın usulsüzlük iddialarını beraberinde getirdi.
Örgüt, diğer muhalefet partileriyle seçimlerin ikinci turunu boykot kararı aldı ve NDP, Meclis'teki sandalyelerin yüzde 80'inden fazlasını elde etmek gibi bir durumla baş başa kaldı.
Muhalefete yönelik baskılar, Tunus'ta başlayan ve 'Arap Baharı' diye adlandırılan süreçle birleşince, 2011 yılının Ocak ayında binlerce Mısırlı sokaklara döküldü.
Sokak gösterileri devrimle ve Hüsnü Mübarek'in istifa etmesiyle sonuçlandı.
Mübarek'in istifasından sonra, Şubat 2011'de yapılan ilk parlamento seçimlerinde Müslüman Kardeşler'in kurduğu Özgürlük ve Adalet Partisi, meclisteki sandalyelerin neredeyse yarısını kazandı.
Radikal İslamcı Nur Partisi de seçimde ikinci olunca, İslamcı güçler parlamentonun yüzde 70'ini ele geçirmiş oldu.
Müslüman Kardeşler, daha önce cumhurbaşkanı adayı çıkarmayacaklarını taahhüt etmesine karşın, Nisan 2012'de aday göstereceklerini söylediler.
Bu çelişki, liberaller, laikler ve orduda hareketin fazla güçlenebileceği kaygılarını doğurdu.
Hareketin pekçok muhalifi, Müslüman Kardeşler'in 2007'de yayımladığı bir siyasi bildiriye işaret ediyor. Bildiride yasama ve yürütme organlarına İslam hukuku konusunda tavsiye verecek bir din adamları konseyi kurulması çağrısı yapılıyordu.
Deklarasyonda ayrıca, bazı dini görevler de üstlenecekleri için Müslüman olmayanların ya da kadınların cumhurbaşkanı ya da başbakan olamayacağı vurgulanıyordu.
Aslında Müslüman Kardeşler üyeleri de, bildirideki bu ikinci nokta konusunda bölünmüştü ve daha sonra bazıları ikinci maddenin bağlayıcı olmadığını söylemişti.
Hareketin mensupları ayrıca anayasada da 'Devletin dini İslam ve Şeriat ve başlıca yasa kaynağıdır' ifadesinin bulunduğuna dikkat çekiyordu.
Devrimden bu yana Müslüman Kardeşler liderleri Şeriat uygulanmasından çok, yasalara 'İslami bir çerçeve' kazandırılmasından bahsediyordu.
Mursi de cumhurbaşkanlığı döneminde dini özgürlükleri ve barışçıl gösteri hakkını garanti altına alan 'demokratik, sivil ve çağdaş' bir devlet kurulması gerektiğini söylüyordu.
Mursi ayrıca, Kıpti Hristiyan bir danışman atayacağını ve İslami giyim kurullarının uygulanmayacağını belirtmişti.
![]() |
| Müslüman Kardeşler / İhvanül Müsliminhttp://gercektarihdeposu.blogspot.com |
19 Eylül 2013 Perşembe
Misilleme
Misilleme
Malatya'dan kalkan Türk savaş uçakları, sınır ihlali yapan Suriye helikopterini düşürdü! Çok önemli bir gelişmeydi bu!
Uçaklarımız neden helikopteri vurmuştu?
Bunun başka bir anlamı var mıydı?
Mesaj kimeydi? Ankara ne söylüyordu?"
Bunlar gibi onlarca soru zihnimde uçuştu! Hepsine cevap ararken bir yıl önceye gittim! O sancılı günlere!
Bir el ısrarla Türkiye'yi, Suriye bataklığına çekmek istiyordu! Sınırı geçen bombaların sayısı belli değildi!
Tacizin ardı arkası kesilmiyordu!
Tansiyon tavan yapmışken, 22 Haziran 2012 sabahı Malatya'dan kalkan Türk savaş uçağı Lazkiye açıklarında denize çakıldı! İki pilotumuzun şehit olduğu uçak, Suriye füzesiyle düşürülmüştü!
Ankara'nın ne cevap vereceği merakla bekleniyordu! Brezilya'dan dönen Başbakan başkanlığında toplanan güvenlik zirvesinden net açıklama çıkmadı! Sadece uçağın düşürüldüğü bilgisi paylaşıldı!
Türkiye kendisine yakışanı yapmış büyük devlet gibi davranmıştı!
Konuşmak yerine icraat yapıyordu!
Herkes düşen uçağı unutmuş, şehit pilotların acısı kalplere gömülmüşken, ANKARA sürpriz bir hamle ile misilleme yaptı!
Misilleme Esad'ın can evindeydi!
Şam'daki yönetiminin sağır odası olan Ulusal Güvenlik Kurulu toplantısının yapıldığı bina BOMBA ile sarsıldı!
Patlayan bomba Savunma Bakanı Davud Racha, Esad'ın eniştesi ve Genelkurmay Başkan Yardımcısı Asıf Şevket ile General Hasanın ölümüne yol açtı!
Saldırıdan yaralı olarak kurtulduğu söylense de, Esad'ın kardeşi Mahir'in de hayatını kaybettiği bilgisi Ankara'ya geliyordu!
Ankara bölgenin en güçlü devleti olarak soğukkanlı davranmış ve gereğini yapmıştı!
Misillemenin yapıldığı tarih 18 Temmuz 2012'ydi!
Şam patlama ile sarsılırken Erdoğan ziyaret için Moskova'daydı! Putin'le bir araya gelecekti! Uçak piste inmesine rağmen 45 dakika içeride beklemişti!
Şam'daki patlama ajanslara düştükten sonra Kremlin'e doğru yola çıkmıştı!
Ankara tek söz etmeden "Bölgede benden izinsiz kimse plan yapamaz" diyordu! Ama bunu duyması gerekenler dışında kimseler duymuyordu!
Türkiye gereken cevabı fazlasıyla verdikten sonra, Suriye'de dram bitmedi! Katliam, kimyasal silahlarla sürdü! Dünya izledi, Esad da vahşeti sürdürdü! Ankara bir yandan Kuzey Irak petrol ve gazını Türkiye üzerinden geçirmeye çalışıyor, bir yandan da Esad ile uğraşıyordu! Dışarıdaki mücadele bir şey değildi! Asıl dert, Ankara'yı enerji oyununda devredışı bırakmak isteyen Maliki'ye CHP'nin verdiği destekti!
Avrupa kasetle götürdüğü Baykal'dan sonra partiyi tekrar kendi çizgisine çekmeyi başarmıştı!
Baykalsız CHP, Ankara ne yaparsa tersini yapıyordu!
Ülkenin değil de dışarısının çıkarlarını korur gibiydi!
En son durakları da Mursi'yi deviren Sisi'ydi!
Açık ve net oynuyorlardı!
Avrupalı güçlerin ve içerideki etkili ailelerin elleri partinin içindeydi! Kürt sorunu kesinlikle çözülmemeliydi!
KORKU buydu! Bu korku Avrupa patentliydi! Her gün onlarca genç toprağa düşerken sesini çıkarmayanlar BARIŞ geliyor diye ne yapacaklarını şaşırıyordu!
Neyse...
Ankara, Kuzey Irak ve Kürt sorunu ile uğraşırken Esad bildiğini okumaya devam etti! Kimyasal silah kullanmasına rağmen, bütün anlaşmalar çöpe atıldı!
Göz yumuldu! Esad'a bir "Bravo" demedikleri kaldı! En son G-20 toplantısında liderler bir araya geldi!
Akşam yemeğinde herkes eteğindeki taşı döktü! Ama ortada sonuç yoktu!
Toplantılar bitmiş herkes evine giderken Obama uçağın kapısından geri döndü!
St. Petersburg heyecanla beklemeye koyuldu! Putin ile son kez görüşüp Esad ve Suriye olayını tatlıya bağladılar!
İki lider anlaşınca, Dışişleri Bakanları Kerry ve Lavrov Cenevre'de bir araya gelip son noktayı koydu! Ama ortada Türkiye yoktu! Daha doğrusu iki ülke karar alıp sonucu Ankara'ya iletti! Bir de üstüne Dışişleri Bakanı Davutoğlu "Bilgi verilmek" için Paris'e davet edildi!
O toplantı dündü!
Erdoğan'ın Putin'e gidişinde yaşanan sürprizin bir benzeri dün sınırda yaşandı!
Bu kez havaya uçan Ulusal Güvenlik Merkezi değil, bir helikopterdi!
Rus yapımı Suriye helikopteri, Malatya'dan havalanan savaş uçaklarımız tarafından vuruldu! Pilotlar işini bitirip, o muhteşem Suriye hava savunma sistemine rağmen üslerine sağsalim döndü!
Topraklarında 350 bin Suriyeli barındıran Ankara yine konuşmuştu!
"BİZ OLMADAN KİMSE KARAR ALAMAZ" demişti! Bunu da şehit düşen pilotların arkadaşları tarafından dillendirmişti! Ankara en etkili biçimde konuşuyordu!
Herkes mesajı alıyordu! Şam'a gitmek için Türk askerine 15 dakika yeterdi! Buna rağmen aylardır Ankara'nın susmasını belli ki birileri yanlış anlamıştı!
Dün o yanlış anlama düzeltildi!
Bir mesaj da PKK'nın çekilmesini durdurmaya çalışan güçlereydi!
Yıllarca PKK'yı kovalayan güçler aynı zamanda yüzünü Şam'a çeviren birliklerdi! Birileri PKK ile dikkatimizi tekrar içeri çekmeye çalıştı! Askerin motivasyonunu bozmaya kalkıştı!
Malatya'dan havalanan Şahinler onlara da cevap verdi: Size de yeteriz!
Galiba Ankara artık onların anladığı dilden konuşacak!
Kimse merak etmesin Türkiye'nin istemediği hiçbir şey olmaz! Olsa da hayata geçmez!
Bunu en iyi Esad biliyor!
Diğerleri mi?
911 km'lik sınırda onlara yetecek kadar ders var!
Yeter ki izlesinler!
Ergün Diler
Malatya'dan kalkan Türk savaş uçakları, sınır ihlali yapan Suriye helikopterini düşürdü! Çok önemli bir gelişmeydi bu!
Uçaklarımız neden helikopteri vurmuştu?
Bunun başka bir anlamı var mıydı?
Mesaj kimeydi? Ankara ne söylüyordu?"
Bunlar gibi onlarca soru zihnimde uçuştu! Hepsine cevap ararken bir yıl önceye gittim! O sancılı günlere!
Bir el ısrarla Türkiye'yi, Suriye bataklığına çekmek istiyordu! Sınırı geçen bombaların sayısı belli değildi!
Tacizin ardı arkası kesilmiyordu!
Tansiyon tavan yapmışken, 22 Haziran 2012 sabahı Malatya'dan kalkan Türk savaş uçağı Lazkiye açıklarında denize çakıldı! İki pilotumuzun şehit olduğu uçak, Suriye füzesiyle düşürülmüştü!
Ankara'nın ne cevap vereceği merakla bekleniyordu! Brezilya'dan dönen Başbakan başkanlığında toplanan güvenlik zirvesinden net açıklama çıkmadı! Sadece uçağın düşürüldüğü bilgisi paylaşıldı!
Türkiye kendisine yakışanı yapmış büyük devlet gibi davranmıştı!
Konuşmak yerine icraat yapıyordu!
Herkes düşen uçağı unutmuş, şehit pilotların acısı kalplere gömülmüşken, ANKARA sürpriz bir hamle ile misilleme yaptı!
Misilleme Esad'ın can evindeydi!
Şam'daki yönetiminin sağır odası olan Ulusal Güvenlik Kurulu toplantısının yapıldığı bina BOMBA ile sarsıldı!
Patlayan bomba Savunma Bakanı Davud Racha, Esad'ın eniştesi ve Genelkurmay Başkan Yardımcısı Asıf Şevket ile General Hasanın ölümüne yol açtı!
Saldırıdan yaralı olarak kurtulduğu söylense de, Esad'ın kardeşi Mahir'in de hayatını kaybettiği bilgisi Ankara'ya geliyordu!
Ankara bölgenin en güçlü devleti olarak soğukkanlı davranmış ve gereğini yapmıştı!
Misillemenin yapıldığı tarih 18 Temmuz 2012'ydi!
Şam patlama ile sarsılırken Erdoğan ziyaret için Moskova'daydı! Putin'le bir araya gelecekti! Uçak piste inmesine rağmen 45 dakika içeride beklemişti!
Şam'daki patlama ajanslara düştükten sonra Kremlin'e doğru yola çıkmıştı!
Ankara tek söz etmeden "Bölgede benden izinsiz kimse plan yapamaz" diyordu! Ama bunu duyması gerekenler dışında kimseler duymuyordu!
Türkiye gereken cevabı fazlasıyla verdikten sonra, Suriye'de dram bitmedi! Katliam, kimyasal silahlarla sürdü! Dünya izledi, Esad da vahşeti sürdürdü! Ankara bir yandan Kuzey Irak petrol ve gazını Türkiye üzerinden geçirmeye çalışıyor, bir yandan da Esad ile uğraşıyordu! Dışarıdaki mücadele bir şey değildi! Asıl dert, Ankara'yı enerji oyununda devredışı bırakmak isteyen Maliki'ye CHP'nin verdiği destekti!
Avrupa kasetle götürdüğü Baykal'dan sonra partiyi tekrar kendi çizgisine çekmeyi başarmıştı!
Baykalsız CHP, Ankara ne yaparsa tersini yapıyordu!
Ülkenin değil de dışarısının çıkarlarını korur gibiydi!
En son durakları da Mursi'yi deviren Sisi'ydi!
Açık ve net oynuyorlardı!
Avrupalı güçlerin ve içerideki etkili ailelerin elleri partinin içindeydi! Kürt sorunu kesinlikle çözülmemeliydi!
KORKU buydu! Bu korku Avrupa patentliydi! Her gün onlarca genç toprağa düşerken sesini çıkarmayanlar BARIŞ geliyor diye ne yapacaklarını şaşırıyordu!
Neyse...
Ankara, Kuzey Irak ve Kürt sorunu ile uğraşırken Esad bildiğini okumaya devam etti! Kimyasal silah kullanmasına rağmen, bütün anlaşmalar çöpe atıldı!
Göz yumuldu! Esad'a bir "Bravo" demedikleri kaldı! En son G-20 toplantısında liderler bir araya geldi!
Akşam yemeğinde herkes eteğindeki taşı döktü! Ama ortada sonuç yoktu!
Toplantılar bitmiş herkes evine giderken Obama uçağın kapısından geri döndü!
St. Petersburg heyecanla beklemeye koyuldu! Putin ile son kez görüşüp Esad ve Suriye olayını tatlıya bağladılar!
İki lider anlaşınca, Dışişleri Bakanları Kerry ve Lavrov Cenevre'de bir araya gelip son noktayı koydu! Ama ortada Türkiye yoktu! Daha doğrusu iki ülke karar alıp sonucu Ankara'ya iletti! Bir de üstüne Dışişleri Bakanı Davutoğlu "Bilgi verilmek" için Paris'e davet edildi!
O toplantı dündü!
Erdoğan'ın Putin'e gidişinde yaşanan sürprizin bir benzeri dün sınırda yaşandı!
Bu kez havaya uçan Ulusal Güvenlik Merkezi değil, bir helikopterdi!
Rus yapımı Suriye helikopteri, Malatya'dan havalanan savaş uçaklarımız tarafından vuruldu! Pilotlar işini bitirip, o muhteşem Suriye hava savunma sistemine rağmen üslerine sağsalim döndü!
Topraklarında 350 bin Suriyeli barındıran Ankara yine konuşmuştu!
"BİZ OLMADAN KİMSE KARAR ALAMAZ" demişti! Bunu da şehit düşen pilotların arkadaşları tarafından dillendirmişti! Ankara en etkili biçimde konuşuyordu!
Herkes mesajı alıyordu! Şam'a gitmek için Türk askerine 15 dakika yeterdi! Buna rağmen aylardır Ankara'nın susmasını belli ki birileri yanlış anlamıştı!
Dün o yanlış anlama düzeltildi!
Bir mesaj da PKK'nın çekilmesini durdurmaya çalışan güçlereydi!
Yıllarca PKK'yı kovalayan güçler aynı zamanda yüzünü Şam'a çeviren birliklerdi! Birileri PKK ile dikkatimizi tekrar içeri çekmeye çalıştı! Askerin motivasyonunu bozmaya kalkıştı!
Malatya'dan havalanan Şahinler onlara da cevap verdi: Size de yeteriz!
Galiba Ankara artık onların anladığı dilden konuşacak!
Kimse merak etmesin Türkiye'nin istemediği hiçbir şey olmaz! Olsa da hayata geçmez!
Bunu en iyi Esad biliyor!
Diğerleri mi?
911 km'lik sınırda onlara yetecek kadar ders var!
Yeter ki izlesinler!
Ergün Diler
8 Eylül 2013 Pazar
Şam Şeytanı
Şam Şeytanı
Çocuk Katili Beşşar Esad, vahşet ve katliamda babasıyla yarışıyor! Özgür Suriye Ordusu'nun Şam'ın merkezindeki ilerleyişi karşısında tümüyle zıvanadan çıkan 'Şam Şeytanı' kimyasal saldırıyla üç yüz ellisi çocuk bin üç yüz masumu katlettirdi.
***
'Türkiye, Suriye sorununa neden müdahil oluyor ki?' ya da...
'Ankara, Şam Rejimi'ne karşı çıkmakla yanlış yaptı?' diye sürgit iliştirilmiş propaganda çalıştılar, değil mi?
Bunları seslendirenler...
'Kimyasal Beşşar'ın imzaladığı devasa katliam karşısında acaba zerre miskal utanç duydular mı?
'Beşşar kalırsa Erdoğan Gider' diyerek...
Kızgın Şam'daki Şeytan'a sarılan...
'Ulusalcı' veya 'solcu' kamuflajlı işbirlikçiler de utanmamışlardır!
***
'İçimizdeki Esad Basını'na mensup gazeteler kimyasal katliama 'İddia edildi' diye yaklaştılar; resmen 'yok saymaya' yeltendiler.
'Batı' Perinçek'in gazetesi, 'Kimyasal Saldırı' İddiası, diye başlık attı; Şam Rejimi'nin 'İddialar gerçek değil' şeklindeki örtbas çabalarına 'itimat' etti!
Başından beri 'Şam Şeytanı'nın yanında saf tutmuş olan Aydınlık gazetesi, üç yüz ellisi çocuk bin üç yüz masumun katledilmesini yok saydı!
CHP'li milletvekili Durdu Özbolat'ın sahibi olduğu 'Yurt' gazetesi mi, 'Suriye'de Kimyasal Muamması' başlığıyla Esad'ın kimyasal katliamını perdelemeye çalıştı!
Güya 'ulusalcı' her iki gazetede de kimyasal katliam haberini bulabilmeniz için dün -özel bir arama ekibini- sayfalarına çıkarmanız gerekiyordu.
***
Suriye'deki katliama 'katliam' diyemiyorlar.
Çocukları Katleden Şam Rejimi'nin kimyasal saldırısına da 'kimyasal saldırı' diyemiyorlar.
Mısır'daki darbeye darbe diyemedikleri gibi...
Mısır'daki katliamlara katliam diyemedikleri gibi...
'DEMOKRASİYİ İNŞA' FORMÜLÜ!
25 Ocak 2011'de devrilmeden önce, Tahrir Meydanı'nda göstericilerin, savunmasız insanların üzerine ateş açma emrini veren Diktatör Mübarek, İsrail ve ABD destekli darbeci El Sisi eliyle serbest kalıyor!
Buna mukabil, Seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi hapsedilmeye devam ediliyor.
Sisi Rejimi için, boşuna Neo-Mübarek Dönemi demedik!
ABD Dışişleri Bakanı Kerry, 'Mısır'da Ordu demokrasiyi inşa ediyor' diyordu, ya...
Mısır'da cuntaya, dikta rejimine sarılan 'Batı Kulübü'nün, inşası için büyük destek verdiği 'Süper Formüllü Harika Demokrasi!' mi?
Tam da şudur:
-Sandıktan 'çıkan' Hapisteki Mursi!
-Hapisten 'çıkan' Tahrir'de 900 göstericiyi öldürtmüş olan Mübarek!
-Batı hesabına, asker şapkasından darbe ve katliam 'çıkaran' da El Sisi!
TAMER KORKMAZ
Çocuk Katili Beşşar Esad, vahşet ve katliamda babasıyla yarışıyor! Özgür Suriye Ordusu'nun Şam'ın merkezindeki ilerleyişi karşısında tümüyle zıvanadan çıkan 'Şam Şeytanı' kimyasal saldırıyla üç yüz ellisi çocuk bin üç yüz masumu katlettirdi.
***
'Türkiye, Suriye sorununa neden müdahil oluyor ki?' ya da...
'Ankara, Şam Rejimi'ne karşı çıkmakla yanlış yaptı?' diye sürgit iliştirilmiş propaganda çalıştılar, değil mi?
Bunları seslendirenler...
'Kimyasal Beşşar'ın imzaladığı devasa katliam karşısında acaba zerre miskal utanç duydular mı?
'Beşşar kalırsa Erdoğan Gider' diyerek...
Kızgın Şam'daki Şeytan'a sarılan...
'Ulusalcı' veya 'solcu' kamuflajlı işbirlikçiler de utanmamışlardır!
***
'İçimizdeki Esad Basını'na mensup gazeteler kimyasal katliama 'İddia edildi' diye yaklaştılar; resmen 'yok saymaya' yeltendiler.
'Batı' Perinçek'in gazetesi, 'Kimyasal Saldırı' İddiası, diye başlık attı; Şam Rejimi'nin 'İddialar gerçek değil' şeklindeki örtbas çabalarına 'itimat' etti!
Başından beri 'Şam Şeytanı'nın yanında saf tutmuş olan Aydınlık gazetesi, üç yüz ellisi çocuk bin üç yüz masumun katledilmesini yok saydı!
CHP'li milletvekili Durdu Özbolat'ın sahibi olduğu 'Yurt' gazetesi mi, 'Suriye'de Kimyasal Muamması' başlığıyla Esad'ın kimyasal katliamını perdelemeye çalıştı!
Güya 'ulusalcı' her iki gazetede de kimyasal katliam haberini bulabilmeniz için dün -özel bir arama ekibini- sayfalarına çıkarmanız gerekiyordu.
***
Suriye'deki katliama 'katliam' diyemiyorlar.
Çocukları Katleden Şam Rejimi'nin kimyasal saldırısına da 'kimyasal saldırı' diyemiyorlar.
Mısır'daki darbeye darbe diyemedikleri gibi...
Mısır'daki katliamlara katliam diyemedikleri gibi...
'DEMOKRASİYİ İNŞA' FORMÜLÜ!
25 Ocak 2011'de devrilmeden önce, Tahrir Meydanı'nda göstericilerin, savunmasız insanların üzerine ateş açma emrini veren Diktatör Mübarek, İsrail ve ABD destekli darbeci El Sisi eliyle serbest kalıyor!
Buna mukabil, Seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi hapsedilmeye devam ediliyor.
Sisi Rejimi için, boşuna Neo-Mübarek Dönemi demedik!
ABD Dışişleri Bakanı Kerry, 'Mısır'da Ordu demokrasiyi inşa ediyor' diyordu, ya...
Mısır'da cuntaya, dikta rejimine sarılan 'Batı Kulübü'nün, inşası için büyük destek verdiği 'Süper Formüllü Harika Demokrasi!' mi?
Tam da şudur:
-Sandıktan 'çıkan' Hapisteki Mursi!
-Hapisten 'çıkan' Tahrir'de 900 göstericiyi öldürtmüş olan Mübarek!
-Batı hesabına, asker şapkasından darbe ve katliam 'çıkaran' da El Sisi!
TAMER KORKMAZ
23 Kasım 2012 Cuma
Polat Alemdar Suriye'de
-----
Kurtlar Vadisi'nin dünkü bölümünde Polat Alemdar'ın duygusal vedası geceye damgasını vurdu.
Türkiye'nin en çok izlenen dizilerinden Kurtlar Vadisi Pusu'da dün gece, Polat Alemdar ölümcül bir görev için Suriye'ye gitti.
HATASININ CEZASI SURİYE'YE GİTMEK
Aksaçlı'yı kaçırıp sorgulayan Polat, onun hain olmadığını öğrenince büyük bir hata yaptığının farkına vardı. Aksaçlı'yı hastaneye yetiştiren Polat Alemdar, cezasına razı olduğunu belirterek İhtiyarlar Heyeti'ne teslim oldu.
Polat Alemdar'ın bu davranışının cezası ölümdü. Ancak Aksaçlı, onu Suriye'ye ölümcül bir göreve göndermeyi tercih etti. Polat, Abdülhey ve Cahit'siz Suriye'ye hareket etti.
Yola çıkmadan önce Polat'ın ailesiyle vedalaştığı sahne ve Suriye'de Özgür Suriye Ordusu birlikleriyle buluştuğu sahneler sosyal medyada en çok konuşulanlar arasına girdi.
İşte o sahneler;
Etiketler:
aksaçlı,
galeri,
kurtlar vadisi pusu,
Polat Alemdar,
suriye
20 Kasım 2012 Salı
M.F.Gülen Hocaefendi'den Suriye ve Filistin için yapılacak en hayati fiil
Fethullah Gülen Hocaefendi, Filistin ve Suriye'deki problemin çözümü için "Sürekli duaya kilitlenip Cenab-ı Hakk'a tazarru ve niyazda bulunmak lazım" dedi
Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, ikindi namazı sonrası yaşanan bir diyalog üzerine dua ile ilgili üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken önemli ifadelerde bulundu.Hocaefendi, islam dünyasının bağrında kanayan yara olan Filistin ve Suriye 'de yaşananlarla ilgili, problemin nasıl çözülebileceği ve nasıl davranılması gerektiğiyle ilgili tespitlerde bulunuyor.
İşte Herkul.org'da "Suriye ve Filistin'deki Acıların Bitmesi İçin Çalınması Gereken Kapı" başlığıyla paylaşılan yazı ve Hocaefendi'nin sohbetinden bir bölüm:
Sevgili Dostlar,
Bugün ikindi namazını kılıp tam oturmuş muhterem Hocamızın sözlerine başlamasını bekliyorduk ki, salona iki kişi girdi. Daha eşikte onları fark eden Hocaefendi, “Siz namazı kılmış mıydınız?” diye sordu. Misafirler, “Hayır efendim, yetişemedik!” mukabelesinde bulundular. Bunun üzerine kıymetli Hocamız “Estağfirullah, biz biraz acele etmişiz!..” dedi. Onlar namazı eda maksadıyla uygun bir köşeye çekilirken Hocaefendi şu cümleyi ekledi: “Niye yetişemediniz deme yerine biz acele ettik deyip kabahati üstlenme daha insancadır; üslup, bir aynadır, insanın karakterini onun üslubunda okuyabilirsiniz!”
Bu cümleyi girizgah yapan muhterem Hocamız sözü duadaki üsluba ve şuurlu yakarışa getirdi ve gerçekten her mü'minin duyup dinlemesi ve üzerinde uzun uzun düşünmesi gereken sözler söyledi.
M. Fethullah Gülen Hocaefendi, sözlerinin sonunda dünden bugüne kanayan ve halihazırda canlarımızı iyice yakan yaralarımıza da işaret etti: “İslam dünyası adına buna (içten yakarışa ve şuurlu duaya) çok ihtiyaç var. Suriye'deki problemi çözemezsiniz siz.. Filistin'deki problemi çözemezsiniz, Allah'ın inayeti olmazsa. Bu açıdan da sürekli duaya kilitlenip Cenab-ı Hakk'a tazarru ve niyazda bulunmak lazım. Arkadaşlarımız her gece kalksınlar, teheccüd kılsınlar. Alsınlar ellerine bir dua mecmuası.. el-Kulubu'd-Daria'yı mı alırlar, kendilerinin okudukları bir duayı mı alırlar.. başlarını yere koysunlar... Çocuğu kuyuya düşmüş bir insanın kuyunun başında sızlaması gibi.. doğum esnasında hanımının iniltileri karşısında ona dua eden bir insanın kelimeleri şuurla söyleyişindeki edayla bir dua.. bir tazarru.. bir niyaz!..”
Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…
Sesli Dinlemek için ağağıdaki > 'e tıklayınız...
Etiketler:
dua,
filistin,
GÜNCEL HABERLER,
M.Fethullah Gülen Hocaefendi,
suriye
10 Kasım 2012 Cumartesi
Suriye'de saldırı çok sayıda asker öldü
Suriye'nin güneyinde bulunan Dera şehrinde iki büyük bombalı saldırı meydana geldiği bildirildi. Saldırılarda en az 20 asker öldü.
AFP haber ajansının aktardığına göre, Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nden yapılan açıklamada otomobillere yerleştirilen patlayıcı maddelerle düzenlenen bombalı saldırılar sonucu en az 20 askerin öldüğü belirtildi.
Haberin devamı için tıklayınız..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)






