istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2012 Pazar

En fazla ihtiyaç duyulan Öğretmenlik branşı ve il

Türkiye’de, yönetim kademesindekiler hariç toplam 705 bin 463 öğretmenin görev yapıyor. En çok öğretmen ihtiyacı olan il ise İstanbul.

Milli Eğitim Bakanlığı’ndan alınan verilere göre, Türkiye’de yönetim kademesindekiler hariç 705 bin 463 öğretmen bulunuyor. En çok rehber öğretmene ihtiyaç var. Bu alanda 16 bin 900 açık var. İkinci sırada ise 15 bin 684 ile din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenleri takip ediyor. İngilizce’de 12 bin 857, ilköğretim matematikte 7 bin 601, Türkçe’de 7 bin 163, fen bilimleri/fen ve teknoloji alanında 6 bin 820, okul öncesi öğretmenliğinde ise 6 bin 848 açık var. Zihinsel engelliler sınıf öğretmenliği kısmında 6 bin 379, sınıf öğretmenliğinde 6 bin 411, beden eğitiminde ise 6 bin 171 öğretmene ihtiyaç var. Norma göre ihtiyaç olan öğretmen sayısı 128 bin 883. 28 alanda toplam 1.723 norm fazlası öğretmen mevcut. Öğretmene en çok ihtiyacı olan illerin başında 23 bin 598 ile İstanbul geliyor. Bunu 6 bin 26 ile Şanlıurfa, 4 bin 70 ile Konya takip ediyor.

Birçok fedakarlıkla ülkemizin dört bir yanında görevini sürdüren eğitimciler için yapılan kutlamalar kapsamında indirimlerir, gezi ve hediye kampanyalarının yanı sıra bazı bankalar öğretmenler için uygun koşullarda kredi imkanları da sunuyor. Bunlardan bazıları şöyle:
Jurassic Land, öğretmenlere ücretsiz
Öğretmenler, Jurassic Land’ı ücretsiz ziyaret edebiliyor. Forum İstanbul’da yer alan Jurassic Land, macerasever öğretmenleri milyonlarca yıl öncesine unutamayacakları bir yolculuğa davet ediyor. Jurassic Land, keşfetmenin büyüsünü öğreten öğretmenleri 24 ve 25 Kasım’da ücretsiz ağırlayacak. Farklı dönemlere ait iskeletler, dinozor yumurtaları, rölyefleri ve hareketli görsellerin görülebildiği parkta, 70 dinozorun birebir replikaları yer alıyor.

R Öğretmenlere Saygı Satranç Turnuvası
Bakırköy Kent Konseyi Çocuk Meclisi 25 Kasım Pazar günü,  “Öğretmenlerimize Saygı Satranç Turnuvası” düzenliyor. Etkinlik 10.00-19.00 saatleri arasında Bakırköy Belediyesi Sanat Evi ve Kent Müzesi’nde yapılacak. Turnuvada dereceye giren sporculara katılım belgesi, kupa ve madalyalar verilecek.

Öğretmenlerin sanat eserleri sergileniyor
İstanbul’da görev yapan öğretmenlerin çeşitli sanatsal çalışmaları Beyoğlu Öğretmenevi ve Akşam Sanat Okulu’nda sergileniyor. 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız’ın katılımıyla açılan sergi 25 Kasım Pazar akşamına kadar ziyaret edilebilir.
Öğretmenler aynı şemsiyenin altında
Öğretmenler İstanbul’da kendileri için hazırlanan özel şemsiyelerin altında bir yolculuğa çıkacak. İstanbul Akvaryum’u ziyaret eden öğretmenler, meslek kimliklerini göstererek akvaryumu gezebilecek. Kendileri için hazırlanan özel şemsiyelerin sahibi olacaklar. Bu şemsiyelerle İstanbul Akvaryum’da Karadeniz’den Pasifik’e uzanan bir yolculuk yapacaklar. Gezi için son gün 25 Kasım Pazar.
Mobilya alan öğretmenlere indirim
Yeni evlenecek ya da evini yenilemek isteyen öğretmenler için ‘Canım Öğretmenim’ kampanyası başlatıldı. EVGÖR Mobilya’nın başlattığı kampanya ile öğretmenler,www.evgor.com.tr adresinden yapacakları tüm alışverişlerinde yüzde 15 indirim imkanı bulacak. Ayrıca 36 aya varan taksit seçeneklerinden de faydalanabilecekler. Kampanya 30 Kasım’a kadar devam edecek.

Öğretmenlere 50 TL’lik akaryakıt hediye
Öğretmenler Günü kampanyalarında sosyal medya da devreye sokuldu. Akaryakıt dağıtım şirketi Starpet, öğretmenler için özel olarak ‘Nasıl Bir Öğrencisin’ uygulaması geliştirdi. www.facebook.com/Starpetakaryakit adresinden ulaşılabilen uygulamada, kullanıcıların kendilerine en yakın buldukları görselleri seçerek dokuz soruyu yanıtlamaları gerekiyor. Uygulama, seçilen görsellerden yola çıkarak, bir paragraflık yazı ile nasıl bir öğrenci olduğu hakkında katılımcıyı bilgilendiriyor. Her 50’nci katılımcının Starpet’ten 50 TL tutarında hediye akaryakıt kazandığı uygulama 3 Aralık’a kadar devam edecek. Uygulama tüm katılımcılara açık.

Öğretmenlerin bütçesi rahatlayacak
Öğretmenler Günü’ne özel ihtiyaç kampanları da başladı. Türkiye Finans, eğitmenlere özel olarak ihtiyaçlarının finansmanı için Eğitmenin Finansörü ve taşıt ihtiyaçlarının finansmanı için Taşıt Finansmanı kampanyaları başlattı. Eğitmenin Finansörü, tüm eğitmenlere masrafsız ve teminatsız 48 ay vade fırsatlı, 40 bin TL’ye varan limitlerle yüzde 1,12 kar oranlı ihtiyaç finansmanı sağlıyor. Eğitmenlere Özel Taşıt Finansmanı Kampanyası ile de 3 ay taksit öteleme fırsatı, uygun fiyat avantajları ve gelir belgesiz olarak 60 aya varan vade imkanı ile sağlanıyor. Taşıt Finansmanı kampanyasında kar oranı yüzde 0,95’ten başlıyor. Kampanya kapsamında Taşıt Finansmanı kullanan eğitmenler, yüzde 10 kasko indirimi, kiralık kasa indirimi ve katılım hesaplarında avantajlı kar oranlarından da yararlanabiliyor. Kampanya 14 Aralık’a kadar devam edecek.

Öğretmenlere bedava konuşma fırsatı
‘Canım Öğretmenim’ kampanyası ile öğretmenler, meslektaşlarını ücretsiz kutlayabiliyor. Avea’nın kampanyası 24 Kasım sabahı başladı. 25 Kasım Pazar saat 24.00’e kadar sürecek kampanya ile ‘MEB ve Eğitimciler’ tarifelerinden yararlanan öğretmenlere, 250 dakika ve her yöne 250 MMS hediye sunuluyor.

Bireysel ihtiyaç kredisi imkanı
Öğretmenler kampanya ile ihtiyaçlarını yüzde 0,53 ten başlayan faiz oranları ve avantajlı masraflarla karşılayabiliyor. Yapı Kredi, yıl sonuna kadar devam edecek kampanya kapsamında, bireysel ihtiyaç kredisi kullanan tüm öğretmenlere 50 lira Worldpuan hediye ediyor. Kampanyadan faydalanmak isteyen eğitimciler kredisimdi.com.tr adresinden, Yapı Kredi ATM’lerinden veya ‘Bireysel’ boşluk ‘TCKN’ boşluk ‘Aylık Net Gelir’ yazıp ’4411’e SMS yollayarak başvuru yaparak, 3 dakika içinde kredi başvurusuna yanıt alabiliyor.

Düşük masraflı krediler öğretmenler için
Nakde ihtiyacı olan eğitimciler, ‘Öğretmenler Günü Kredisi Kampanyası’ ile düşük masraflı kredi kullanabiliyor. Türkiye İş Bankası’nın 26 Kasım Pazartesi gününe kadar sürecek kampanyası kapsamında öğretmenler, 100 TL dosya masrafı ödeyerek, 24 ay vadeye kadar aylık yüzde 1,09 faiz oranıyla, 60 aya kadar aylık yüzde 1,19 faiz oranıyla 15 bin TL nakit kredi kullanabiliyor. Kampanyaya katılım için aralarında boşluk bırakarak ÖĞRETMEN, TC KİMLİK NO, KREDİ TUTARI, AYLIK GELİRİNİZİ 4402’ye SMS göndererek başvuruda bulunabilirsiniz. Ayrıca İş Bankası şubeleri de kredi başvurusu için destek veriyor.

5 Mart 2012 Pazartesi

Ahmet Rasim'in Eserlerinde İstanbul, Prof. Dr. Şerif Aktaş

Ahmet Rasim'in Eserlerinde İstanbul, Prof. Dr. Şerif Aktaş, Kültür Bakanlığı,1988, İstanbul
Ahmet Rasim’in mekan olarak İstanbul’dan bahseden yazılarını sistematik bir bütün olarak incelenmesi.
    Yazar, Ahmet Rasim’in inceleme konusunu teşkil eden yazılarından, onun XIX. asrın sonu XX.asrın başlarında İstanbul’u iki kısma ayırdığını belirtmektedir. Geleneğe bağlı hayat tarzının sürdürüldüğü Eski İstanbul ve Avrupai  yaşama şekline iltifat eden insanların hayat hadiselerine sahne olan Beyoğlu ve Galata civarı…Kıyafetten sonra adabına, eğlence şekline ve her nevi sanat faaliyetlerine kadar hayatın her safhasında varlığını hissettiren bu ikiliğe eski yeni mücadelesi  ve alaturka - alafranga karşılaşması adları verilebilir. İstanbul, bu içtimai hadisenin en bariz şekilde müşahede  edilebildiği yer durumundadır. İmparatorluğun tarihi zaman içinde kazandığı, kelimenin en geniş manasıyla her nevi kültür bakiyesi ile yeni ve Avrupai olarak vasıflandırılan henüz mahiyeti anlaşılmamış bazı görünüşler; aynı meydanda, aynı sokakta yan yana, iç içe bulunmaktadır. Hatta bazen aynı insanın davranışlarında bu farklı iki kaynağın tesirini birlikte müşahede  etmek bile mümkündür. Bütün bu görünüşü ile İstanbul, medeniyet vücuda  getirmiş bir düşünce sisteminin kendi içinde çözülüşü neticesinde birbirinden kopan beşeri müesseselerin sergilendiği şehir durumundadır.
    Tetkik edilen yazılarda, meydanları, cadde ve sokakları dolduran  kalabalık; -çeşitli vesilelerle- kıyafet, tuvalet tarzı, fiziki görünüş bakımlarından tasvir edildiği gibi ses manzarası bakımından da sahip olduğu hususilikler dikkatlere sunulur. Bu yazılarda; mahalli dolduran kalabalık imajı okuyucu zihninde yaratıldıktan sonra; yukarıda sözünü ettiğimiz halk yaşayışından ve şifahi kültürden gelen insan çeşitliliği üzerinde durulur. Bunlar arasından tip hususiyeti arz edenler; ya seçilir veya okuyucu da gerçeklik duygusu uyandıracak tarzda yaratılır. Yazar, tip olarak mütalaa edilebilecek bu insanları görünüşleri giydikleri veya büründükleri elbiseler, yanlarında, ellerinde bulundurdukları konuşma şekilleri takındıkları tavır ve yaptıkları hareketleri ile tanımaktadır. Piyasa mahallerinde, alış veriş yerlerinde, köprü civarında ve bazı mesirelerde görülen bu insan kitlesi ile kahvehane ve tiyatro salonlarında da karşılaşmak mümkündür.
    Ahmet Rasim, bir çok tecrübesinde alış veriş mahallerinin, meydanların, cadde ve sokakların ses manzarası üzerinde durur; hususiyetle seyyar satıcılar ile alakalı dikkatlerini, daha ziyade bu unsurdan hareketle kaleme alır. Şehrin zamanla değişen ses manzarasını, sürdürülen hayat tarzındaki değişikliğin neticesi olarak mütalaa eden Ahmet Rasim; eğlence yerleri ile alakalı kalem faaliyetlerinde de, mahallin ve barındırdığı insan kitlesinin bazı hususiyetlerini, bir seslenmeyi bir haykırışı ifade eden cümleler ve karşılıklı konuşmalar vasıtasıyla dikkatlere sunar. Bu konuşmalar ve seslenişler; okuyucunun, anlatılmak istenen hadiseyi, tasviri arzu edilen mahalli gözleri önünde rahatlıkla canlanmasına imkan hazırlar. Böylece yazıdaki gerçeklik duygusunu kuvvetlendirirler.
    Eğlence yerleri ile alakalı yazılar arasında, zamanın bazı sosyal problemlerini dikkatlere sunma endişesi ile kaleme alınmış olanlar vardır. Malzemenin sürdürülen hayattan seçilmiş olması; yazıların, devrin İstanbul’unu çeşitli yönleriyle aksettirmesine imkan verir. Çünkü nakledilen olaylar, fuhuş ile alakalı karakteristik hayat tezahürlerini dikkatlere sunduğu gibi, tanıtılan ve tasvir edilen kişiler de fertten ziyade bu sosyal hadise çevresinde tesadüf edilebilecek tipleri düşündürmektedir. Böylece Ahmet Rasim, hayat tecrübesinin hazırladığı imkan ve şahsi eğilimlerine göre, bu tarz kalem tecrübelerinin çevresinde geliştiği hadiselere, onlarda rol alan şahıs kadrosu ile birlikte vücut verir. Burada birbirini tamamlayan iki vakadan söz etmek mümkündür: sürdürülen hayatta fuhuş ile alakalı olayları seçme işi ve onları okuyucuda gerçeklik duygusu uyandıracak tarzda, bir yazı bünyesinde, birleştirme faaliyetidir. Bahis konusu seçimin Ahmet Rasim’in çocukluk ve gençlik yıllarında payitahtta sürdürülen hayattan yapılmış olması; o devrin İstanbul’unda bulunan her nevi fuhuş mahallini, barındırdığı insan çeşitliliği ve bir çok hususiyeti ile birlikte tanımamıza imkan sağlar. Böylece bu yazılarda, okuyucuya yaşanmış intibaını veren fuhuşla alakalı bazı hadiselere sahne olması dolayısıyla Aksaray civarındaki fuhuşhanelerden, Galata çevresindeki bazı sokaklardan ve bütün İstanbul’a yayılmış olan gizli evlerden ve benzer mahallerden söz edilir; bu yerlerin sermayesi durumundaki kadınlar fiziki görünüşlerine, kıyafetlerine, tavır ve hareketlerine ait özellikleriyle tanıtılır. Bahis konusu kadınların sebep oldukları bazı hadiselerin nakli de belirtilen yazılarda, İstanbul ahalisinin fuhuş karşısındaki tavrı da sezdirilir. Ayrıca böyle kadınlara alaka duyan erkeklerin de bazı hususiyetleri belirtilir.
    Yazara göre Ahmet Rasim, İstanbul’daki meyhanelerin sahne oldukları hayat tezahürlerini ve barındırdıkları insanları; yine ferdi hayat tecrübesinin hazırladığı insan ve şahsi eğilimleri çevresinde tanıtmakta ve tasvir etmektedir. Eski İstanbul’da meyhaneler, ya kadınlı erkekli eğlence yerlerine gitmeye hazırlanan insanların uğradıkları yer veya şair ve ediplerin buluşma mahallidir. İki tarz meyhane; müşterileri, barındırdıkları insanlar ve sahne oldukları hayat tezahürleri bakımından birbirinden ayrılır. Ahmet Rasim, bu farklılığı; meyhanelerin müdavimleri arasından tip hususiyeti arzeden kişilerin görünüşlerini tasvir, konuşmalarını nakil, tavır ve hareketlerini anlatma yoluyla dikkatlere sunar. Yazar, Ahmet Rasim’in incelediği eserlerinden, Galata ve Beyoğlu civarında meyhanelerin hizmet tarzı, döşenme şekli ve içme adabı bakımlarından Avrupa’dakilere benzetilmek istendiğinin hissedildiğini belirtmektedir.
    Aslında Ahmet Rasim’in yazıları, her çeşit hayat tezahürü ile Direklerarası, Aksaray ve civarının Galata ve Beyoğlu çevresinden farklı olduğunu ortaya koymaktadır. Direklerarası’ndaki çayhaneler, kahvehaneler ve Eski İstanbul’daki meyhaneler Beyoğlu civarında bulunanlardan farklı olduğu gibi dükkanlar da farklıdır. Bu iki ayrı yaşayış tarzına mensup insanların birbirine en çok yaklaştıkları yerlerden biri köprü ise, ikincisi de mesirelerdir. İlkbaharda Kağıthane ve civarına iltifat edilir; yaz aylarında Boğaz çevresine, sonbaharda ise Fener-Kalamış’a gidilir. Güzellik bakımından Göksu’nun Kağıthane’den üstün olduğu belirtilen yazılarda, bu mahallerin sahne oldukları bazı hayat tezahürleri nakledilir, kalabalığın görünüşü tasvir edilir. Mekanın tabi halini konu alan satırlarda, yazı diline yerleşmiş ifade kalıplarından geniş ölçüde yararlanıldığı dikkati çekmektedir. Mesirelerin sahne olduğu hayat tezahürleri ve barındırdığı insan kitlesinin anlatılmasında ise cadde ve sokakları dolduran eğlence yerlerinde ve kahvehanelerde görülen kalabalığın tasvirinde tespit edilen hususların devam ettiği görülmektedir.
    İncelenen yazılarda Ahmet Rasim ile alakası nispetinde sübyan mekteplerinden ve matbaalardan da bahsedilmektedir. Sübyan mekteplerindeki eğitim tarzı ve hoca otoritesi üzerinde duran yazılar, eğitimin “muhterem korku” çevresinde gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Darüşşafaka’da ise, anlayış bakımından mahalle mekteplerinden çok farklı bir eğitim tarzının sürdürüldüğü belirtilmektedir. Sübyan mekteplerinin, mimari herhangi bir hususiyete sahip bulunmadıkları, geniş bir odadan ibaret oldukları sezdirilmektedir.
    O devirde matbuat hayatının bir komediyi düşündürdüğünü belirten Ahmet Rasim, bazı tanınmış simalar çevresinde, yine kendini alakadar ettiği ölçüde, bu sahneyi çeşitli görünüşleri ile tanıtmaktadır. Matbuat işine girmek isteyen bir gencin gazeteler çevresinde dolaşmasını anlatan bu yazılar; geçen asrın sonlarında gazete yönetim binalarının vaziyetini, şair, edip ve yazarların halini dikkatlere sunması bakımından da önemlidir. Söz konusu kalem tecrübeleri arasında Tercüman-ı Hakikat gazetesinin hizmetini ifade eden satırların ayrı bir önemi vardır.
    Ahmet Rasim’in yazıları arasında, geçen asrın sonlarında bu büyük şehrin her tarafında olduğu gibi eski İstanbul’da da cadde ve sokaklarda yürümeyi güçleştiren hususlar üzerinde durulmaktadır. Eserde, cadde ve sokaklarda adaba uygun tarzda yürümeyen insanların sebep olduğu olaylar anlatılmaktadır. Ayrıca yazar cadde ve sokaklarda duyulan gürültülerden çeşitli vesilelerle bahsetmekte; buraların çamur deryası durumunda olduğunu, insanların değil, hayvanların dahi yürüyemediği yerlerin bulunduğunu, rahatlıkla yürümeye müsaade etmeyecek derecede bozuk olduğunu, yağmur sularının buradaki çukurlara dolarak gölcükler meydana getirdiğini belirtmektedir.
    O devirde İstanbul’un başlıca mesire yerleri Kağıthane-Haliç ve civarı, Boğaziçi ve çevresi, Kalamış-Fener havalisidir. Kağıthane-Haliç ve civarı büründüğü tabi güzellikler ile ilkbaharda, Boğaziçi ve çevresindeki bitki örtüsünün güzelliği, serinliği ve Göksu deresinin görüntüsü ilkbahar sonu yaz başlarında, Kalamış-Fener ise sonbaharda İstanbul halkının iltifat ettiği mesire yerleridir.
Sahne olduğu olaylar bakımından; Galata Köprüsü’nün, İstanbul’da ayrı bir ehemmiyeti vardır. Köprü; o devirde, İstanbul’un bir nevi kalbi durumundadır, sanki bütün yolların merkezinde bulunmaktadır. Birbirini tanımayan yüzlerce, binlerce İstanbullu ve taşralı, sanki, İmparatorluğun insan manzarasının zenginliğini ve renkliliğini göstermek için davet edilmişçesine Köprü civarında bir araya gelirler. Köprü, İmparatorluğun merkezinde sürdürülen iki ayrı hayat tarzını, mekan planında birbirine bağlayan ve şehrin yaşayış bakımından bir bütün manzarası arz etmesine imkan veren bir yerdir.
    Ahmet Rasim, eserlerinde çarşı ve pazar yerleri, bakkal dükkanları, balık satılan yerler, kitapçı dükkanları, elbise satıcıları, Beyoğlu ve Galata’daki bazı alış veriş yerleri, seyyar satıcılar ile alakalı gözlemlerini yazmaktadır. Eserlerinde; seyyar satıcılar, bütün İstanbul’da mahalle aralarının, sokakların eksilmeyen, mevsimden mevsime değişen sesi ve bu yerlerin dekorunu tamamlayan vazgeçilmez, hareketli unsurlarından biri olarak tanıtılmaktadır.
    İncelenen yazılarda; kahvehaneler, çeşitli sosyal fonksiyonları yüklenmiş mahaller ve eğlence yerleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bazı kahvehaneler; ediplerin, alimlerin, aydınların toplantı yeri durumundadır; bazıları musikişinasların sanatlarını icraya imkan vermeleriyle benzerlerinden ayrılır. Semai kahvehanelerinin ise bunlar arasında ayrı bir yeri ve değeri vardır. Halk temaşasına sahne olmalarıyla ayrı bir hususiyet kazanan kahvelerin yanında; külhanbeylerin, kabadayıların, kopukların toplantı yeri durumunda olan kahvehaneler de bulunmaktadır. Kısacası kahvehaneler, umumun hayat tezahürlerine sahne olan yerlerin başında gelen mahallerindendir.
    Ahmet Rasim’in incelenen yazılarında; içkili-içkisiz, kadınlı-erkekli eğlence yerlerinden, buralarda cereyan eden hadiselerden çeşitli vesilelerle çok sık söz edilmektedir. Söz konusu eğlence yerlerini “Karşı hovardalığına sahne olan yerler”, “İslam dininin esaslarına mugayir olmasına rağmen İslam zamparalığına sahne olan yerler”, “Koltuk evleri” ve “Gizli evler” olmak üzere kendi içinde gruplandırmak mümkündür. Ayrıca bu yazılarda fuhuş ile alakalı olayların neticelerinin İstanbul’da yaşayan ahali tarafından nasıl değerlendirildiği de ifade edilmektedir.
    İncelenen yazılarda; Ahmet Rasim geleneksel Türk gösterilerine sahne olan yerlerden ve Avrupai tarz tiyatroların bulunduğu semtlerden bahsetmektedir. Temaşa yerleri ve tiyatroların bulundukları mahalleri, eserlerinde; Türk halk temaşasına sahne olan yerler, Tuluat ve Avrupai tarz tiyatroların bulundukları semtler olmak üzere üçe ayırmak mümkündür.

1 Mart 2012 Perşembe

İstanbul’un Zaptı 1204, Robert De Clari

İstanbul’un Zaptı 1204, Robert De Clari, (Çeviren: Prof.Dr.Beynun Akyavuş), Türk Tarih Kurumu, 2000, Ankara 
1096 - 1272 yılları arasında sekiz sefer halinde 176 yıl süren haçlı seferlerinden dördüncüsünü, yani İstanbul’un Fransız Hıristiyan hacılarıyla Venedikliler tarafından ele geçirilişi.
Zamanının en büyük donanmasını teşkil edecek olan Venedikliler ile  bu donanmayı kiralayacak olan Fransızlar bu donanma ile Mısır, Babilon veya İskenderiye’ye gitmek üzere anlaşıyorlar. Ancak hazırlanan donanmanın sahibi olan Venediklilere Hıristiyan hacılar anlaşmalarındaki bedelin büyük bir bölümünü ödeyemeyince bu borcu ödemek için yine Venedikliler ile anlaşarak öncelikle Dalmaçya’da Zara denen bir şehri ele geçiriyorlar. Buradan elde edilen ganimetler hacıların borcunu ödemeye yetmez.
           Venedikliler bu borçların ödenmesi için Konstantinopolis (İstanbul) ‘in eski imparatoru IV Aleksios’un oğlu II İsaakiosu ile anlaşarak İstanbul’ un işgalini sağlamayı, zindanda olan eski imparator IV Aleksios ve onun oğlu olan II İsaakiosu tahta geçirmeyi teklif ederler. II İsaakios ile anlaşma yapılır. Anlaşmaya göre II İsaakios tahta geçince Venedikliler ve hacılara iki yüz bin mark vereceğini, filonun bir yıllık masrafını üzerine alarak kutsal topraklara onlarla birlikte sefere çıkacağını ve kutsal topraklarda hayatının sonuna kadar on bin asker bulunduracagını ve Konstantinopolisten sefere katılacaklara bir yıllık erzaklarını vereceğini teahhüt eder.
           Fransızlar karadan, Venedikliler ise denizden saldıracak şekilde planlarını yaparak şehire taarruza başlarlar. Savaş sonunda eski imparator III. Aleksios Konstantinopolisi bırakarak kaçar. İsaakios imparatorluğu ele geçirerek Venedik ve Fransızlara söz verdiği paranın bir miktarını ödemekle birlikte önemli bir kısmını ileri bir tarihte ödemek üzere söz verir. Ancak sözünde durmaz. Venedik ve Fransızlar’ın israrı üzerine borcunu ödemeyeceğini belirtir. Bunun üzerine haçlılar tekrar İstanbula saldırıya geçerler. Haçlılar daha başarıya ulaşmadan Murzuplos adında bir hain tarafından imparator İsaakios ve babası yataklarında boğularak öldürülürler.
          İmparatorun öldürülmesinden sonra Murzuplus tahta geçer. O da haçlılara alacaklarını ödemez. Venedik ve Fransızlar tekrar İstanbul’a saldırırarak büyük bir mücadele sonunda şehri ele geçirirler. İstanbul’ un ele geçirilmesiyle beraber savaşçılardan bütün ileri gelenlerle zenginler toplanır ve küçük rütbelilere verdikleri sözü yerine getirmeyerek şehrin en iyi evlerine yerleşirler. Tüm ganimetleri toplamak ve muhafaza etmek üzere güvendikleri Venedikli ve hacılardan onar kişiyi görevlendirirler. Kitapta Elde edilen ganimet görülünce haçlılar dünyadaki en zengin kırk şehirde bile İstanbul’da ele geçirdikleri o servet kadarının bulunamayacağı söylenmekte, dünya servetinin üçte ikisinin İstanbul’ da üçte birinin ise orda burada bulunduğu belirtilmektedir. İşgal sonrası zenginlerin ele geçirilen serveti orduya ve bu servetin kazanılmasına yardım eden fakir şovalyelere pay etmeyerek yağma yaptıklarından da bahseder.
          Böylece haçlılar 13 Nisan 1204 tarihinde Bizansı zaptederek Doğu Latin İmparatorluğunu kurmuş; Baudouin IX ‘ ncu imparator ilan edilmiştir. İstanbul’ un zaptını yağma, tahribat, işkence ve zulümler takip etmiş, göz kamaştıran zenginlik masal olmaya başlamiş, 1204 te kurulan imparatorluk 1261 de son bulmuştur.