Ahmet Şahin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ahmet Şahin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2012 Perşembe

1434. hicret yılımızın hayırlara vesile olmasını diliyoruz...

Yarınki Muharrem ayı ile başlayan 1434. hicri yılımızın İslam âlemine ve tüm insanlık dünyasına hayırlar getirmesini diliyor, tarihin bu en büyük ve en aziz hadisesi hicretin başlangıç ve bitişine ait bazı kısımları hatırlatan bir özet yapmakta faydalar mülahaza ediyorum.


 Mekke’de miladi tarih: 622

Efendimiz (sas) Hazretleri 53 yaşında, peygamberliğinin de 13. senesindedir.     

Bu müddet içinde Müslümanlara yapılan zulüm ve baskı, dayanılmaz boyutlara  ulaştığından dolayı dualarla beklenen hicret izni nihayet çıkmıştır.

Bu sebeple, Muharrem ayının başında Mekke’de başlayan gizli hicretler, peşinden gelen Safer ayında da devam eder, iki ay boyunca Mekke’yi gizli ve açık terk eden mazlum müminlerin sayısı 150 aileyi geçer.  Hatta Mekke’de nerede ise Efendimiz’i (sas) koruyacak kimse de kalmamış durumdadır.      
Böylece kendisine inananları önceden göndererek hayatlarını emniyet altına aldıktan sonra hicret sırasının kendisine geldiğini düşünen Efendimiz (sas)  Hazretleri hazırlığa başlar.

İlk hicretin başladığı Muharrem ayını takip eden Safer ayının 27’sinde evinde Hz. Ali’yi (radıyallahu anh) bırakarak gece karanlığında çevreyi sarmış bulunan silahlı müşriklerin arasından çıkıp yol arkadaşı Ebu Bekir’le buluşarak birlikte bir saatlik uzaktaki Sevr Mağarası’na ulaşıp saklanmaya muvaffak olurlar.
Üç gün boyunca kaldıkları bu mağarada yol hazırlıklarını tamamlayan Efendimiz, giren Rebiulevvel’in başında Medine’ye doğru dört kişilik bir kafile halinde yola çıkarlar. Kafilede kendilerine kılavuzluk yapacak olan Abdullah bin Ureykıt bir müşriktir!  Ancak Resulüllah (sas) onu, kılavuzluğundaki bilgisine ve sözündeki sadakatine bakarak tercih etmiştir. İşinin tam ehli olan bu müşrik, verdiği söze de sadık bir insandır.  Nitekim 15 günde ancak kat edilecek 450 km’lik yolu, en kısa yerlerden giderek sekiz günde Medine’nin kenarındaki Guba Mahallesi’nde tamamlar.

Bu ehliyet ve sadakatinden dolayı Efendimiz (sas) Hazretleri de müşrik Ureykıt’a ücretini ,konuştuklarından fazlasıyla ödeyerek memnuniyetini ifade eder.

15 gün kaldığı Guba’da ilk iş olarak Müslümanların bir arada toplanmalarını temin edecek bir mescid inşa ederek cemaatle namaz kılmalarını sağlar.

Guba’dan cuma günü Medine’ye doğru yol alırken gelen ayetlerle farz olan cuma namazını yolda kıldırdıktan sonra, büyük bir kafile ile nihayet hicret yolunun sonu olan Medine’ye ulaşır, bugünkü mescidin bulunduğu yerde çöken devesinin misafir olacağı evi de işaret ettiğini ifade ile en yakınındaki Halid bin Zeyd’in evine misafir olur.

Böylece 53 yaşında Rebiulevvel’in başında günde 56 km yol alarak başladığı 450 km’lik hicret yolculuğunu, Rebiulevvel’in sonlarında Medine’de tamamlamış olur. 

Medine’deki on senelik hayatı boyunca İslam’ın sağlam temelini atıp muhteşem binasını inşa eden Efendimiz’in (sas) vefatından sonra yerine halife seçilen Hz. Ebu Bekir’in iki senelik görevini takiben Hz. Ömer halife seçilir. On senelik yönetiminde hep yeniliklere imza atan Hz. Ömer (ra), Medine’de meşveret meclisini toplar, Müslümanlara ait resmî bir tarih tespitine ihtiyaç olduğunu, hangi olayı tarih başlangıcı olmaya layık gördüklerini sorar.

Efendimiz’in doğumu, vefatı gibi büyük olayları tarih başlangıcı olmaya layık gördüklerini ifade edenler olursa da en ilgi çekici teklif Hazreti Ali’den gelir:
-Müslümanların İslam’ı yaşamak ve yaymak için her şeylerini Mekke’de bırakarak Medine’ye hicretlerini tarih başlangıcı olmaya layık en büyük hareket olarak görmekteyim, der.
Bu teklife meşveret meclisinden tasvip sesleri yükselerek karar kesinleşir.

Meşveret meclisinin, Hicret’in 17. yılında  (M. 638) aldığı bu tarihi takvim kararını kapıda bekleyen Abdullah, Medine sokaklarında halka şöyle ilan eder:
-Ey Müslümanlar! Artık sizin de bir tarihiniz vardır. İlk hicret kafilesinin yola çıktığı Muharrem ayı birinci ay, bu ayla başlayan sene de birinci hicri sene olarak tespit edilmiştir. Muharrem ayı ile başlayan 17. hicret yılınız hayırlı, uğurlu olsun!

Abdullah’ın o günkü duasına bugün biz de gönülden ‘amin’ diyor, yarınki Muharrem ayı ile başlayan 1434. hicri yılımızın hepimize hayırlar, uğurlar getirmesini diliyoruz. 

Ahmet Şahin-Zaman

14 Kasım 2012 Çarşamba

Sizin de ‘Yenilenme Cehdiniz’ var mı?

M.Fethullah Gülen Hocaefendi'nin kalemindenEğer henüz “Yenilenme Cehdi”niz yoksa ilk fırsatta değerli eserler dağıtımıyla bilinen “NT Kitap ve Kırtasiye Mağazaları”na uğrayarak “Hocaefendi’nin en son çıkan 300 sayfalık ‘Yenilenme Cehdi’ kitabını istiyorum” deyin.


Böylece sahip olduğunuz bu ‘Yenilenme Cehdi’nde önemli bilgilere ulaşacak, yenilenmenize engel olan duygu ve düşüncelerinizi maddeler halinde teşhis ve tespit ederek yanlışlarınızı düzeltme fırsatı bulacaksınız. İsterseniz sözü daha fazla uzatmadan “Yenilenme Cehdi”nden bir buçuk sayfalık bir bölümü birlikte okuyalım. Bakalım hangi hallerimiz ‘Yenilenme Cehdi’mize engel oluyor, hangi duygu ve düşüncelerimiz de engellerden kurtulmamıza sebep oluyor görelim.
***
‘Yenilenme Cehdi’nde engellerden kurtulma sebepleri:

1- Sohbete kulak veren insanların sohbet eden zat hakkında olumsuz düşüncelere girmemeleri ve söylenilen sözleri kabule açık bulunmaları sohbetten istifade adına çok önemlidir!.

2-Konuşulan sözlerin, sadece kulağa girmesi değil, kalbe de tesir ederek tam değerlendirilebilmesi, ancak dinleyenin önyargılardan uzak bulunmasına bağlıdır!.

3-Ayrıca bir kişinin sohbetten istifade edebilmesi için, kat’iyyen herhangi bir kıskançlık ve çekememezlik içine girmemesi, “ben!” dememesi ve anlatılan mevzular hakkında malumatfuruşluk yapmaması gerekir!.

4-Hatta konuşulan mevzuların içinde tam olarak kabul edilemeyecek bazı hususlar bulunsa bile, dinleyen kişinin “bu konuyu sohbetten sonra görüşür ve tashih ederiz” diyerek her şeye rağmen söylenenlere kulak vermesi, zihin ve kalbini sürekli konuşulanlara açık tutması istifadenin ön şartıdır..

5-Eğer bu şartlardan herhangi birinde bir eksiklik olursa, sohbet edenle sohbet dinleyen arasında bir husuf ve küsufun (ay ve güneş tutulması) yaşanması kaçınılmazdır.

6- Sohbet veya vaz u nasihat dinlerken, eğer içimize garazlarımızı, kinlerimizi, nefretlerimizi, bencilliklerimizi,
enaniyetlerimizi, bilgilerimizi katıyorsak, iki ene bir arada olamayacağından, kendi içimizde bir müsademe başlar ve bu da istifadenin önüne set çeker.

7-Bu halet-i ruhiye içinde olan insanlar, İmam Gazali, İmam Rabbani, Alvar İmamı veya Hazret-i Pir-i Muğan gibi büyük zatları dinleseler, hatta İki Cihan Serveri’nin sohbetiyle müşerref olsalar, O’nun huzurunda bulunsalar bile yine de istifade edemezler!. Nitekim Ebu Leheb, Ebu Cehil gibi niceleri O’nu dinlemiş, fakat istifade edememişlerdir.

8-Günümüzde de nice Ebu Leheb’ler, Kur’an ve sünneti dinliyor, büyük zatların sohbetlerine muttali oluyor fakat onlardan hiç mi hiç istifade edemiyorlar.

9- Son olarak bir önemli engeli daha ifade edeyim ki, başarı, muvaffakiyet, makam, mansıp bir imtihan olduğu gibi, ilim de bir imtihandır ve çokları böyle bir imtihanda kaybederler.

10- Ben de “biliyorum” düşüncesi insan için öyle bir perdedir ki, insanın, bir nasih veya vaizden istifadesine engel olduğu gibi, aynı zamanda onu dinden, diyanetten, Allah’tan Peygamber’den de uzaklaştırabilir!.. Esasında insanı Allah’tan uzaklaştıran nimet, nimet görünümlü musibetten başka bir şey de değildir.

12- Evet, makam, mansıp, paye, değişik üniversitelerde veya idari sistemlerde elde edilen ad ve unvan gibi Allah’ın bize ihsan ettiği nimetler, şayet bize Allah’ı unutturuyor ve içimizde gaflet hissi hasıl ediyorsa, unutulmamalıdır ki bunlar, bizim için nimet suretine girmiş Allah belası birer nikmettir!

13-Böyle tehlikelerden korunmanın yolu ise hem söyleyenin hem de dinleyenin meseleyi sadece Allah rızasına bağlı götürmesi, kalb ibresinin, hep O’nun hoşnutluğunu göstermesidir.

14-Gerek sohbet yapan insanın, gerekse onu dinleyenlerin daha başta kendi içlerinde öyle bir hazırlığa girmeleri, tezkiye-i nefis etmemek suretiyle tezkiye-i nefis etmeleri, nefislerinin tepesine elli tane balyoz indirmeleri gerekir!.

15- Baştan böyle hazırlıklar yapılır, halis niyetle, kalb safveti ve iç duruluğuyla meselenin içine girilirse, Allah’ın izniyle, işte o zaman nasihat ve sohbetler daha verimli, daha ufuk açıcı ve daha yararlı olur..

-Ne dersiniz, ‘Yenilenme Cehdi’mizdeki bu engellerin farkında mıyız?

Ahmet Şahin-Zaman