macera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
macera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2013 Salı

Baharı Beklerken - Julie Garwood


 Kiler indiriminden iki tane Julie Garwood kitabı almıştım. İlk olarak Ateş ve Buzu okumuştum ve beğenmediğim için büyük hayal kırıklığına uğramıştım. O yüzden aldığım ikinci Julie Garwood  kitabına elim bir türlü gitmiyordu. 

 En sonunda kendime bu böyle olmaz, al oku da ikilemden kurtul dedim. Ve iki kitap arasında dağlar kadar fark olduğunu fark ettim. Ateş ve Buzu ne kadar beğenmediysem Baharı Beklerkeni de bir o kadar beğendim. 

 Bunun en büyük sebebi Baharı Beklerken sunduğu şeyi veriyordu. Yani aşk! Hatta fazlasıyla vardı.Bunun yanında polisiye macera konusunu da gayet başarılı bir şekilde harmanlamış. Bir yandan doya doya aşk kitabı okurken bir yandan da polisiye kitabın heyacanına katılıyorsunuz.

 Kitabı alacak olanlara tavsiye sakın gidip de kitabın arkasını okumayın. Şimdi göz attım da arka kapak yazısı bildiğin kitap özeti çıkarmış! İyi ki kitapların arka kapak yazısını okumuyormuşum dedirtti.

 Karakterlerin özellikleri çok iyi bir şekilde aktarılmış ve kitaptaki karakterler basit bir tip izlenimi uyandırmıyor. Bu durum kitaba kendimi kaptırmamda çok önemli bir unsur oldu.

 Benim gibi günümüz aşk kitabı sevmeyen birinin bile bayılarak kendini okutturdu bu kitabımız. Kitabı okurken işte bizim tanıdığımız Julie Garwood bu diye bağırasım geldi  :D

PUANIM:

Kitabı Okurken Dinlediğim Müzik:
Uzun zamandır kitabı okulda teneffüs aralarında falan okuduğum için müzik dinleyerek okuyamıyordum .Sonunda bu kitapta müzik dinleyerek de okuyabildim :D

( Kendisi aynı zamanda bu aralar taktığım şarkıdır :D )

23 Ekim 2013 Çarşamba

Umutsuz - YORUM - Konuşan Kitaplar İle Blog Turu


 Ülkemizde çıkmadan önce yurt dışında bolca ses getirdiği için bende kapağını görüp merak etmiştim. Bildiğiniz gibi uzun süredir arka kapak yazılarını okumuyorum. Umutsuza da arka kapak yazısını okumadan başladım. Ben fantastik bir kitap bekliyordum Neden öyle bir beklenti içine girdim bilmiyorum :D ). Ama Kitap fantastik değil.

 Beklentilerimin kat kat üstüne çıkan bir kitap olduğunu başta belirteyim. Ben kitabın sadece hoş okunabilir akıcı olmasını beklerken bir baktım Umutsuz favori kitaplarımın arasında kendine yer kapmış.

 Kitabımızın konusuna gelecek olursak Sky (başkahraman) oldukça tuhaf olan üvey annesiyle birlikte yaşamaktadır. Sky birgün markette Dean( kitabımınız taşı) ile karşılaşır ve Sky'ın bir anda tepetaklak olur. Dean ile tanışan Sky geçmişini sorgulamaya başlar.

 Yazar Sky'ın düşüncelerini, acılarını çok güzel bir biçimde kaleme almış. Bu kitabı okuyup da duygulanmayan insan evladı var mıdır bilmiyorum. Yazar size duygu seli yaşatıyor.  Hele o kitabın sonlarına doğru içim parçalandı. O kadar üzüldüm ki bir anda kendimi dünyada bu olayları yaşamış kaç kişi vardır diye düşünürken buldum.

 Gözüm kapalı tavsiye edeceğim bir kitap. Serinin ikinci kitabını sabırsızlıkla bekleyeceğim :)

PUANIM:

28 Eylül 2013 Cumartesi

Ölmeni istiyorlar genç arkadaş

Gençliği kullanmak

Her seçim yaklaştığında mutlaka Zafer Mutlu'ya bakarım, şaşmaz bir göstergedir.
Çünkü Zafer Mutlu kimi tutarsa o mutlaka kaybeder!
Arkadaşların yazdığına göre şimdi de Mustafa Sarıgül'ü tutuyormuş. Sarıgül ka
ybedecektir.
Yorum yapmaya gerek de yok, anketler de öyle söylüyorlar.
Bir de "Ali Şen'e soranlar" vardır, onlar da epey şenlikli adamlardır.
2007 seçimlerinde "Deniz Baykal'ın kendisinin de ummadığı büyük bir başarı kazanacağını" yazmışlardı, çünkü Ali Şen'e sormuşlardı, eski başkan öyle diyordu.
Bunlarda yüz surat mahkeme duvarı olduğu için, şimdi de "Kılıçdaroğlu'nun CHP oylarını yüzde 50 arttırdığını" iddia etmekten geri kalmıyorlar. Okuyan binlerce emekli memur bunu gerçek sanıyor ve mutlu oluyor. Gerçek başka türlü belirince de şaşırıyorlar ama bundan da gizli bir mutluluk duyuyorlar, "ağlama fırsatı" çıkıyor. Ağlamayı severler.
Birçok kişi bendenizi "muhalefete muhalif" olarak kabul ediyor, bendeniz aslında "soytarılığa muhalifim" efendim...
Örneğin, maçın 34. dakikasında (34 İstanbul ya) slogan atanlara...


Bu slogana göre İkitelli de Taksim oluyormuş.
Aslında cennet vatanın her köşesi bir değil midir?
Ve de her yerde direniş. Parkta, maçta, memişhanede, genelevde.
Direnenler, bu şaşkın çocuklar değil, derin bürokrasi ve onun müttefiki İstanbul sermayesidir. Buna, liberal geçinen eski solcular da eklemlendiler.
Fakat bir yandan birbirlerini de yiyorlar tabii, CHP içindeki milliyetçi kesim partinin başına Feyzioğlu'nu istiyor (iki kere daha yazarsak adam meşhur olacak), daha bir "laga lugacı" kesim de Sarıgül'ü.
Şimdi Kılıçdaroğlu'nu "yemeye" çalışanlar, üç sene önce onu parlatıp piyasaya sürenlerle aynı kişilerdir.
Bunlar SABAH gazetesini de batırmak istemişler, başaramamışlardı. Kılıçdaroğlu'nu yarattılar, başaramadılar. Sarıgül konusunda da aynı şey olacaktır. Sarıgül İstanbul belediyesini kazanamayınca "başarı ödülü olarak" partinin başına geçecek ama başbakan olamayacaktır.
Bunların yaptıkları hep akıntıya kürek çekmek midir yani?
Hem evet hem hayır.
Çünkü yıllardır paracıklar tıkır tıkır geliyor ve ömürler de ufak ufak geçiyor. Yaşlar ilerledi, çok zengin olarak ölecekler, daha da ne isterler?
Olan, eylem yapıyorum mutluluğuyla gaz yiyen, cop yiyen çocuklara oluyor. Arada ölenler de var.
"Gençliği kullanmak" ülkemizin yakın geçmişinde sık rastlanan bir uygulamadır. Ölü sayısı 27 Mayıs operasyonunda ikide, 12 Mart operasyonunda iki haneli sayılarda kalmıştı, 12 Eylül operasyonunda büyük bir sıçrama gösterip beş bine çıktı, 28 Şubat'ta kimse ölmedi.
Bu sefer henüz beş... Dolayısıyla yeni eylemler ve yeni ölümler bekleyiniz.
Nasıl olsa sermayenin çıkarları uğruna ve halkın iradesine karşı ölmeye hazır "akıllı solcu" çoktur bu ülkede!... Kimisi bürokrasinin yeniden iktidara gelebilmesi için ölür (27 Mayıs), kimisi Amerika'nın haşhaş ekimini yasaklatabilmesi için (12 Mart), kimisi Yunanistan'ın NATO'ya dönebilmesi için (12 Eylül)...
Fakat Frankfurt Havaalanı'nın İstanbul'dan daha büyük kalabilmesi için de ölünür mü be kardeşim?

Engin Ardıç.
Kullanilan Genclik
http://gercektarihdeposu.blogspot.com


14 Eylül 2013 Cumartesi

Agatha Christie - Kahverengi Elbiseli Adam


 Agatha Christie harika bir yazar! Adının ilginçliği sebebiyle kütüphanede diğer Agatha kitapları yerine bunu seçtim. Çünkü adını görünce aklıma kahverengi fırfırlı bir elbise giymiş adama geldi. Şimdiden söyleyeyim fırfırlı elbise giymiş adam falan yok :D

 Kahverengi Elbiseli Adamda diğer Agatha kitaplarında işlenmeyen aşk konusu da işlenmişti. Aşkı Agatha'nın gözüyle kitapta görmek harika ve farklıydı. Yine son dakikaya kadar suçlunun kim olduğunu fark edemedim. 

 Kitap tek kelimeyle harika ama küçük punto olması okurken beni çok zorladı. Gözlerim resmen isyan etti. Tabi ben böyle güzel bir kitabı bırakamayacağım için göz damlalarının yardımıyla bitirmeyi başardım.

 Gerilim seven biriyseniz ve daha önce Agatha kitabı okumadıysanız kesinlikle okumalısınız!

PUANIM:

25 Ağustos 2013 Pazar

Dedektif Kurukafa


 Taaa bayramda okumuştum. Yorumlamayı unutmuşum =D Aslında sizinle en çok paylaşmak istediğim kitaptı. Nasıl oldu da unuttum anlamıyorum.

 Aslında uzun süre okumakla okumamak arasında kaldığım bir kitaptı. Çünkü çocuk kitabı olarak geçiyordu. en sonunda merakıma yenik düşünüp aldım. Buna nasıl çocuk kitabı demişler anlamıyorum.

 Buradan annelere sesleniyorum. Çocuğunuzun psikolojisini bozacak bir çocuk kitabı istiyorsanız Dedektif Kurukafayı okutun.

  Yetişkin kitabı demiyorum ama KESİLİKLE ÇOCUK KİTABI DEĞİL. 

Her bölümün başında
Dedektif Kurukafayı görüyoruz.

 Bütün çekincelerimle kitabı elime aldım ve daha ilk sayfasında kedimi kaptırdım. Öyle harika bir giriş yapmış ki o giriş bölümüyle onlarca senaryo üretilebilir.  

   Kitabı çok beğendim ama beğenmeseydim bile sırf Dedektif Kurukafa için bile devam ederdim. Çok matrak bir karakter.

 Tabi seriye devam edecek olmamın tek sebebi bu değil. Baş karakteri Stephanie yaşına göre çok zeki ve akıllı bir karakter( 12 yaşında olması lazım). 

 Tam senaryolaştırılacak bir kitap. Eğer düzgün bir şekilde çekilirse yapılırsa bomba gibi bir film olursa. Normalde kitapların beyazperdeye aktarılmasına karşı olan biriyim ama bu kitabın filminin çekilmesini çok isterdim.

Karton kapağın iç tarafı turuncu.
Eğer yazım doktor yazısına
benzemesey birşeyler yazardım :D
  Genç yetişkin kitapları sevenlerin sevebileceğini düşünüyorum. Ben genç yetişkin kitapları sevmeme rağmen  Dedektif Kurukafayı sevdiysem herkes sevebilir :D

Serinin diğer kitap kapakları HARİKA! Ayrıca ilk defa bir Artemis kapağını beğendim :D

 Serinin diğer kitaplarını kesinlikle alacağım. 

PUANIM:


12 Ağustos 2013 Pazartesi

Dönüşüm (Dönüşüm Serisi#5)


 Aylarca bekledim. Neden bu kadar çabuk bitti ki :( Şimdi son kitabını kaç ay bekleyeceğim allah bilir. Harbi şaka maka en sevdiğim serilerden biri bitiyor. Çok hüzünlendim şimdi :(

 Bu kitap diğerlerine göre daha aşk doluydu. Yazar Marc- Jace-Faythe arasındaki aşk üçgenini gözümüze gözümüze soktu. Faythe'yi mal gibi bir Jace bir Marc dedi durdu. E o da haklı. İki tane harika erkek arasında kalmak zor olmalı. Ne ballısın be Faythe !

 Bu kitapta beni ağlatmadığı için sevgili yazarımıza çok teşekkür ediyorum. Yoksa ben yazarımızın sadist olduğunu düşünmeye başlayacaktım. Rachel okuyucuların hep acı çekip ağlamasını istiyor gibi görünüyor çünkü. 

 4. kitapta olan bazı olaylar yüzünden kitap pek buruk başladı. (Yazarın 4. kitapta yaptığı ihanete hala inanasım gelmiyor.) Sonrası bol sinir krizi. Okurken kendimi o kadar çok kaptırdım ki kitabı bitirene kadar sürekli " Ya yürü git başımdan zaten dertliyim." gibi sözler söyledim.

 kitap bittiğinde o kadar çok karmaşa vardı ki yazar nasıl bütün olayları bir çözüme kavuşturup seriyi bitirdi diye merak ediyorum. Umarım bu seri bittiğinde Pegasus yazarım diğer kitaplarını da çıkarır.

PUANIM:

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Kitap Alışverişi #12 Çok Mutluyum =D


 Bu alışverişte az kitap almama rağmen aldığım kitapları çok merak ettiğim için beni çok mutlu eden bir alışveriş oldu. İyi seyirler :)


 Aldığım kitaplar:


11 Haziran 2013 Salı

JEAN CHRİSTOPHE GRANGE - SİYAH KAN

MERHABALAR;

Yine kan donduran cinayetlere ev sahipliği yapan bir Grange romanını paylaşmak üzere sizlerleyim.. Romanın kitaplığımdaki yerini almasının üzerinden bir hayli zaman geçti ve daha önce de okundu. Geçtiğimiz günlerde okumadığım kitapları ayırırken SİYAH KAN'ı bir defa daha okuyayım dedim ve önceliği ona verdim. 


Öncelikle, arka kapaktan başlamak istiyorum..

 ARKA KAPAK YAZISI
"Güneydoğu Asya'da, Yengeç Dönencesi ile Ekvator çizgisi arasında bir yerlerde bir yol vardır. Siyah kanla çizilmiş bir yol. Korkunun ve ölümün hâkim olduğu bir yol.

PARiS.'ilk temas. KUALA LUMPUR. Hayat Yolu. Uçuşan ve Çoğalan. Sonsuzluğun işaretleri. KAMBOÇYA. Bal ve Fresk. TAYLAND. Arınma Odası. Dünyadan soyutlanmış bu mekânda neler olduğunu anlayacaksınız! BANGKOK. Gerçeğin Rengi aynı zamanda Yalanın da Rengi'dir! Ve PARİS. Her şey sona ermedi, yeni başlıyor.




ÇABUK SAKLAN, BABA GELİYOR!"



Gelelim özetimize;

ÖZET

Bölüm bir katilin ormanın derindiklerinde, bambuların arasında, tüm delikleri kapatılmış havasız bir kulübe de bir kadını öldürme ritüeli ile başlıyor.
Ardından Limier Gazetesi’nin sözde Kuala Lumpur’daki muhabiri Marc Dupeyrat’ın 7 Şubat 2003 tarihli bir yazısı takip ediyor cinayet ritüelini.  

Yazıda Papan’da, Malezya’nın Güneydoğu kıyısında yer alan Johore Sultanlığı’na ait bir köyde; 1977- 1984 yılları arasında serbest dalış ve limitsiz ağırlıkla dalış şampiyonu , eski bir sporcu olan Jacques Reverdi’nin, öldürdüğü kadınla birlikte bir kulübede Malezyalı balıkçılar tarafından bulunuşuna, balıkçılar tarafından linç edilmekten son anda kurtuluşuna ve cinayet sonrasında Reverdi’nin travma sonrası yaşadığı şoktan dolayı İpoh Akıl Hastanesi’nde bulunduğuna yer verilmektedir.  

 Ayrıca Reverdi’nin daha önce de Kamboçya’da Linda Kreutz isimli alman bir genç turisti öldürmekten tutuklanmasına ancak delil yetersizliğinden serbest bırakılmasına da yer verilmiştir.
Bu kısımdan sonra olayla Marc Dupeyrat merkezli anlatılmaya başlanır. Marc Dupeyrat’ın piyano çaldığı günlerden, arkadaşı d’Amico’nun ölümüyle girdiği komadan, aynı komayı yine sevgilisi Sophie öldürüldüğünde yaşadığından, paparazzilik yapmaktan Lady Diana’nın ölümünden sonra vazgeçip, cinayet davalarının ve katillerin psikolojilerinin peşine düşmesinden uzun uzadıya bahsedilmektedir.

Marc; elbette Reverdi’nin hikayesine de kayıtsız kalamaz. Onunla ilgili araştırmalar yapıp; makaleler yazmak ister. İlk araştırmasında Marc; Reverdi’nin çocukluğu ile ilgili bilgilere ulaşır.

Reverdi 1954'te Val-d'oise'ın taşrasında Epinay-sur-Seine'de doğmuştur. Sosyal yardım kuruluşunda çalışan annesinin tek çocuğudur. Babası ile hiç tanışmamıştır. Annesi Monique Reverdi 1968’de intihar etmiştir. Bundan sonra Sosyal Hizmetlerin korumasında hayatını devam ettiren Reverdi’nin dalış yeteneği ve zekası da annesinin ölümünden sonra keşfedilmiştir.



Bir çok gazeteci ve araştırmacı görüşmek için katilin peşine düşse de; Reverdi İpoh’dan sonra nakledildiği cezaevinde hiçbir görüşme talebini kabul etmez. Marc’ın aklına farklı bir fikir gelir. Reverdi’nin kurbanlarının hepsinin kadın olmasından yola çıkarak; bir kadın ismi ile Reverdi’yle iletişim kurmaya karar verir.

Elizabeth Bremen, adıyla katile bir mektup yollar, Nanterre Fakültesi’nde Psikoloji mastırı yaptığını ve tez konusu için de Reverdi ve cinayetleri ilgili araştırma yaptığını söyleyerek bilgi ister. Başlangıçta Reverdi; Elizabeth ile pek ilgilenmese de ardından aralarında önce mektupla, ardından e-posta yoluyla yazışmalar devam eder.

Katil Elisabeth’in bir fotoğrafını istediğinde Marc paparazzilik günlerinde birlikte çalıştığı fotoğrafçı Vincent’in stüdyosundan fotoğraf çalar. Fotoğraf, yıldızı yeni parlamakta olan bir manken olan Hatica’ya aittir.

Ardından katilin verdiği şifreli ipuçları yardımıyla Marc sırayla tüm cinayetlere ve katilin cinayet ritüelinin, cinayet itkisinin kaynağına ve nedenlerine ulaşmak için Malezya’dan başlayan bir yolculuğa çıkar. 



KİTAPTAN NOTLAR:

Romanın ilk sayfalarını okuduğumda öncelikle biraz şaşırdım. Grange’nin genel tarzından farklı olarak katil ve cinayet ritüeli romanın başında verilmekteydi. Katilin bulunma aşamasındaki takipten mahrum kalacağımı düşündüm ilkin. Ama elbette öyle olmadı. Grange yine kendini yakışır bir biçimde maceranın içine sürükledi beni. 

Yazar; cinayet ritüeli ve Marc’ın gazete yazısından sonra; Marc’ın hayatını uzun uzadıya anlattığı bölümde Marc ile ilgili verilen en yakın arkadaşı ve sevgilisi öldürüldüğünde girdiği komadan bahsetmesi, cesetleri bulmadan önceki birkaç saati hatırlamaması,  bende soru işaretlerini romanın en başında oluşturdu. Hem Marc’ın hayatında işlenen iki cinayette de cesetleri bulan olması ve komaya girmesi, aynı zamanda annesi babası öldüğünde aynı komayı yaşamaması, ayrıca katillerin cinayet işlerken hissettiklerine odaklanması, Marc ile ilgili şüpheleri romanın en başından itibaren güçlendiriyor. (Hiç değilse sevgilisi ve arkadaşı öldüğünde cesetleri bulan Marc olmasaydı.) 



Yazar her romanında küçük ya da büyük roller verdiği gibi bu defa da yine bir Müslümana romanında Hatica kanalı ile rol veriyor. Yine tam olarak belirtilmese de Hatica’nın uyuşturucu bağımlısı anne ve babası ve yaşamları üzerinden bir aşağılama olduğunu düşünüyorum. Yazarın Türkler ve Müslümanlara açıktan ya da ima yoluyla dokundurmaları Grange okurları için sürpriz değil elbette. Aslında iyi Fransızca bilseydim. Kendisine bu konuda sorular sormak istedim doğrusu.

Yazarın kadın kurban takıntısı da yine devamlılığını sürdüren ayrıntılardan...

Grange okurken bazen sıradan hayatı olan; anne babası da normal olan, normal hayatı olabilen hiç kimse romanlarına konu olamaz mı acaba? Her karakterin mutlaka ya kendinde ya da ailesinde bir sorun bulunmakta. Hem de son derece ciddi sorunlar, bu romanda hem en yakın arkadaşı hem de sevgilisi cinayete kurban gitmiş Marc; annesi babası uyuşturucu bağımlısı Hatica, diğer romanlarında da buna pek çok örnek bulunabilir. Örneğin Sisle Gelen Yolcu’da babası işkenceci olan Anais…

Ve bir de Grange romanlarında bolca anti-depresan kullanılıyor ve bunlar isimleri ve bazen de miktarları ile de veriliyor. Açıkçası bu bana son derece gereksiz geliyor.

Marc’ın komaları da akla Şeytan Yemini’ndeki Eric’in sahte komasını da hatırlatmadı değil doğrusu…

Romanın sonlarında katilini öldüğünü öğrendiğimde bir rahatlama hissettim elbette. Ancak daha 50 sayfa kadar vardı romanın bitmesine. Acaba diğer romanlarının aksine yazar bu sayfalarda farklı ya da mutlu bir sona mı yer verecek derken; katilin Testereyi aratmayan bir takipçisi çıkıyor ortaya. Onu yarım bıraktığını tamamlamak için. Romanın başından beri aslında şüpheleri üstüne çeken bazı yönleriyle de itici gelen karakter katilin yerini almaya çalışsa da; Hatica ikinci katilin elinden de kurtulmayı başarıyor.

Sonuç olarak Grange severleri hayal kırıklığına uğratmayacak son derece hareketli bir kurgusu ve hareket basamakları  ile kendine hayran bırakacak cinsten bir kitap… Okumamış kitap dostlarıma şiddetle  tavsiye ederim.

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE..