ders etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ders etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2013 Çarşamba

Çocuklarınızın sabah yemininden memnun musunuz?

“Özgürlüklerin önü açılsın” 
Geçtiğimiz hafta Diyarbakır’da 57 sivil toplum örgütünün ortaklaşa yaptığı bir eylem üzerine, bu köşede 27.11.2011’de yayımlanan “Andımız ve İslami Duyarlılık” başlıklı yazıya atıfla, “Türk Milli Eğitim sistemindeki “itikadi” bir husus”u yeniden dikkatlere arzetmek istiyorum.

“Özgürlüklerin önü açılsın” sloganıyla yapılan eylemde, her sabah okullarda okutulan “Andımız”ın kaldırılması talep edildi. Memur-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Yunus Memiş’in “Müslüman çocuklara her sabah gün doğumu ile adeta ibadet bilinciyle bu saçma ve şirk kokan sözleri söyletmek gaflet ve ihanet ile özdeştir” sözlerine özellikle dikkat etmelisiniz. Zira konu sadece sıradan bir “sabah ritüeli”nden ibaret değil; doğrudan doğruya “İslam inancı”yla, “iman” veya “küfür”le alâkalı.
Mezkur yazıda da belirtmiştim; her sabah çocuklarımıza zorla okutulan “Andımız” metninin hikayesi Cumhuriyet Devrimlerinin silindir gibi bu milletin üzerinden geçtiği yıllara dayanıyor. “İdam mangası” olarak faaliyet gösteren Ankara İstiklal Mahkemesi üyeliği de yapmış olan eski İttihatçı Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip, 1933’ün 23 Nisan Çocuk Bayramı sabahı “ilk bayramlaşma”yı kızlarıyla yaparken, onlara şöyle bir hitapta bulunur: “Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun!”


Kızlarına bu sözleri söyleyen Bakan, “sanki mükemmel bir şey bulmuş, çok büyük bir keşif yapmış” hissine kapılarak havaya girer, bu cümlelerin bütün okullarda çocuklara her sabah okutulmasını sağlamak için Çankaya’ya koşar. Sonuçta, Millî Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu, 10 Mayıs 1933 tarih ve 101 Sayılı Kararıyla bu metni “Öğrenci Andı” olarak zorunlu kılar.
İşte, her sabah çocuklarımıza okutulan metnin hikâyesi bu. Kızlarına şirinlik yapmak isteyen bir Baba-Bakan, anlık bir hisle birkaç cümle kuruyor ve o cümleler, zaman içinde sonlarına başka cümleler de eklenerek adeta “kutsal bir metin” hüviyetine büründürülüp bütün öğrencilere, her gün “yemin” olarak içtiriliyor. İşte size “Kemalist Devrimler’in ve Cumhuriyet’in bu ülkede nasıl tatbik edildiğine dair tipik bir örnek.”
Zaman içinde ilaveler yapılan metin, “28 Şubat süreci”nin ateşli günlerinde, Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 10. maddesiyle yeniden düzenlenir. Buna göre öğrenciler, her gün dersler başlamadan önce, “öğretmenlerin gözetiminde topluca” bugünkü “Andımız”ı okumakla yükümlüdür.
Bu nedenle, böyle bir “metnin üzerine inşa edildiği temel zihniyet”e ve bunun “İslam inancı karşısındaki vaziyeti”ne bakmak “imani bir duruş” gereğidir.
Şimdi bugünkü “Andımız” metnindeki şu ifadeye dikkatinizi çekmek istiyorum: “Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime and içerim.”
Yani neymiş? Benim çocuklarım, her sabah derse girmeden önce, askeri disiplin içinde hizaya sokulacak ve esasen “Rasulullah’ın açtığı yolda, Allah’ın gösterdiği hedefle doğru yürümek”le yükümlüyken, mevzuat gereği “Mustafa Kemal’in açtığı yol”da, “Mustafa Kemal’in gösterdiği hedef”e doğru hiç durmadan yürüyeceğine yemin edecekmiş!
Yani temel zihniyet, “müslüman” değil, “Kemalist bir nesil” yetiştirmek!...
Peki, M.Kemal’in açtığı yolda ve gösterdiği hedefte neler var? Devrimlerle nelerin devrilip yerine nelerin ikame edildiğini, bu yapılırken nasıl bir baskı ve zulüm tatbik edildiğini biliyor olmalısınız. Camilerin depo, ahır vb. amaçlarla kullanıldığını, Kur’an’ın yasaklandığını, Kur’an öğrenmenin suç sayıldığını; Kur’an’a/İslam’a dair ne varsa birey, aile, toplum ve devlet hayatından; siyasi, sosyal, iktisadi, hukuki, kültürel vb. bütün alanlarda çıkarıldığını tek tek sayalım mı şimdi?
Şimdi ben, yarın mahşer günü Allah’a hesap vermekle yükümlü olduğumu bilen bir müslüman olarak, çocuklarımı böyle bir yola koyulsunlar diye mi yetiştirmeliyim, yoksa İslam inancına göre mi?
Ben Kemalizm’i değil, İslam’ı tercih ediyorum. O halde “İslam inancı”na göre yetiştirmekle mükellef olduğumu düşünüyorken, çocuklarımın Kemalist olarak yetişmesine niye göz yumayım?
Bu yüzden, okullarda okutulan “Andımız” başlığı altındaki İslam inanç esaslarına, “iman” ilkelerine uymayan o metnin derhal iptal edilmesini istiyorum.
Ey müslümanlar! Çocuklarınız her sabah “küfür” üzerine, “şirk” üzerine; “Tevhid’e tamamen zıt bir itikad” üzerine yemin ettirilirken, siz hâlâ buna sesinizi çıkarmıyorsanız, “iman iddiası”ndaki samimiyetiniz sorgulanmaz mı? “Andımız”ı hep birlikte, iptal edilene kadar “okumama/okutmama eylemi” yapmakla yükümlü değil misiniz?
Bu bir “iman-küfür meselesi” değil mi yoksa? Müslüman olarak kalacaksak, “iman”dan taviz vermek mümkün mü?

Faruk Köse / Yeni Akit

Okullardaki Sabah Toreni
http://gercektarihdeposu.blogspot.com

15 Eylül 2013 Pazar

Biz nasıl Müslümanlarız ? İyi Müslümanlar mı, kötü Müslümanlar mı?


Bir kısmımız aç gecelerken, bir kısmımız tok sabahlıyor. 


İslâm ilim, irfan, hikmet dinidir. Biz bunlarla yeteri kadar meşgul olmuyor, tahsiline çalışmıyoruz. Günde saatlerce tv seyrediyoruz ama kaçta kaçımız faydalı, değerli kitapları mütalaa ediyoruz ?

Kaçta kaçımız ehliyetli hoca ve üstadlardan faydalı ilimleri ders olarak okuyor?

Dedikodu, polemik, çekişme, horoz döğüşü oldu mu ilgileniyoruz ama bize ebedî saadet kazandıracak ilimlere ve uygulamaya yönelmiyoruz.

Dinimiz bize “kâfirleri taklit etmeyin, onları dost ve velî (idareci) edinmeyin” diyor ama biz, kâfirleri öylesine taklid ediyoruz ki, onlar sıçan deliğine girseler biz de peşlerinden gireceğiz

Allah"a iman etmiş bulunuyoruz ama O"nunla ezelde yapmış olduğumuz ahd ve misaka hıyanet ediyoruz. Allah"ın kesin emir ve yasaklarına uygun şekilde yaşamıyoruz. 

“Onlar namazı terk ettiler ve şehvetlerine uydular” ayetinde anlatılanlara benzer bir durumdayız.

Bir kısmımız hem namazı terk etmişler ve şehvetlerine uymuşlar.

Bir kısmımız ise namaz kılar gibi görünüyoruz ama dünya şehvetlerine batmış vaziyetteyiz.

Dinimizin temel farzlarından olan “İyiliği emretmek ve kötülüğü önlemek” farizasını terk etmişiz.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu farzı terk eden bir ümmetin azaba duçar olacağını haber veriyor, aldırdığımız yok.

Dinimiz ve mukaddesatımız ticaret ve rant konusu olmuş, dehşetli bir din sömürüsü yapılıyor ve biz bunu önlemek için etkili bir şekilde çalışmıyoruz.

Dinimiz lüksü, israfı, aşırı tüketimi, aşırı konforu, gösterişi, gururu, kibri, saçıp savurmayı yasakladığı halde bizim bir kısmımız bu pisliklere gırtlağına kadar batmıştır. Onları uyarması gerekenler bu uyarı hizmetini yapmıyor.

Müslümanların bir kısmı çok zengin, bir kısmı ise çok fakir. Niçin çok zenginler bir araya gelip de fakirlere ticaret, üretim, marifet, hırfet, sanat ve zanaat öğretecek bir teşkilat kurmuyor ?

Allah mü"minleri kardeş kılmıştır. Biz sudan sebeplerle, şeytanî gerekçelerle iman kardeşlerimize düşman oluyoruz.

İçi ateş dolu bir uçurumun kenarındayız. Patlamaya hazırlanan bir volkanın üzerindeyiz. Hâlâ yan gelip yatıyoruz, tedbir almıyoruz, kendimize gelmiyoruz..

Mehmet Şevket Eygi

muslumanlar kardestir
http://gercektarihdeposu.blogspot.com

islamin diregi namaz
http://gercektarihdeposu.blogspot.com

30 Eylül 2012 Pazar

Öğrenciler en çok o seçmeli dersi seçti

Bakanlığın bazı illerde yaptığı  incelemelerde , "Hz. Muhammed'in  Hayatı" en fazla seçilen ders olurken, Kuran-ı Kerim ve  Matematik  Uygulamaları   derslerinin  baş başa  oranda  seçildiği görüldü.
Doğu illerinde ise Kürtçe seçmeli derse ilgi var. 21 Eylül Cuma günü sonlanan ders seçimleri öncesinde Bakanlık geçtiğimiz hafta içinde rastgele yöntemlerle bazı illerden seçmeli derslerin seçilme oranlarına ilişkin bilgi aldı.

İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Van, Gaziantep, Trabzon, Samsun, Yozgat, Antalya, Bursa, Edirne gibi illerden bazı okullardan seçmeli ders verileri istendi. Bakanlık kesin verileri ise bir hafta içinde almayı ve kesin sonucu açıklamayı öngörüyor.
Kuran-ı Kerim ikinci sırada geliyor
MEB'in ilk verileri aldığı seçmeli derslerle ilgili sonuçların şehir merkezlerindeki okullardan olduğu vurgulanırken, taşra ve ilçelerden gelecek verilerin eklenmesiyle sonuçların değişebileceği vurgulandı. VATAN'ın MEB kaynaklarından edindiği bilgiye göre seçmeli derslerle alınan ilk sonuçlar, Bakanlık bürokratlarınca, "Belli bir derse yoğunlaşma yok, dengeli bir dağılım var" olarak değerlendirildi. Kesin olmayan sonuçlara göre elde edilen verilerde, "Hz. Muhammed'in Hayatı" dersinin "en çok seçilen" ders olduğu görüldü. İkinci sıradaki dersle arasında ciddi bir farkın olmadığı, seçen öğrenci sayısının çok yakın olduğu da ifade edildi. Kuran-ı Kerim dersi, bazı okullarda "ikinci en çok seçilen ders" olurken, Matematik Uygulamaları bazı okullarda Hz. Muhammed'in Hayatı'nın ardından "ikinci en çok seçilen" ders oldu.
Bakanlığın verilerine göre 21 seçmeli dersten 9'u üzerinde yoğunlaşma oldu. Hz. Muhammed'in Hayatı, Kuran-ı Kerim, Matematik Uygulamaları dersleriyle birlikte, Zeka Oyunları, Drama, Spor ve Fiziki Etkinlikler, Temel Dini Bilgiler, Okuma Becerileri, Yazarlık ve Yazma Becerileri derslerine öğrencilerin yoğun ilgisi oluştu. Bilim Uygulamaları, Müzik ve Görsel Sanatlar ise daha az tercih edilen dersler oldu.
Kürtçe Diyarbakır'da dördüncü ders
MEB'in bu sene seçmeli dersler arasına aldığı Kürtçe dersi, Doğu ve Güneydoğu illerinde en fazla seçilen dersler arasında yer aldı. Hz. Muhammed'in Hayatı, Kuran-ı Kerim ve Matematik derslerini Kürtçe seçmeli dersi izledi. Diyarbakır'da en çok seçilen ders olması beklenilen Kürtçe, en çok seçilen 4. ders oldu. Genel olarak Doğu ve Güneydoğu illerinde ilgi gören Kürtçe dersine diğer illerde az ilgi olduğu da ifade edildi. Çerkesce dersine ilginin ise çok az olduğu tespit edildi. Öte yandan Bakanlık, Kürtçe sertifikası olan ücretli öğretmenlerin az kalması ihtimaline karşın Kürtçe bilen Türkçe, Türk Dili ve Edebiyatı ile sosyal bilgiler öğretmenleri başta olmak üzere bu dili bilen tüm öğretmenlere de Kürtçe ders verdirmeye hazırlanıyor.