mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2013 Cumartesi

MÜSLÜMAN KADIN VE ERKEKLERE ÖRNEK BİR DÜĞÜN


Hz.Fatıma'nın çeyizi Peygamberimiz'i ağlatmıştı.


Hz. Fatıma ile İslam Halifesi Hz. Ali’nin evlilik, düğün ve aile hayatının ümmete örnek olması için Efendimiz büyük gayret göstermişti. Zira bu örnek aile oluşurken, nikahından ev içi ve ev dışında yapacakları iş bölümüne kadar her şeyi Peygamberimiz planlamıştı. 

MÜSLÜMAN KADIN VE ERKEKLERE ÖRNEK BİR DÜĞÜN

Hz. Fatıma (ra); Peygamber Efendimizin (sav) risaletinin beşinci yılında, hicretten sekiz yıl önce, Mekke’de dünyaya geldi. Hz. Fatıma (ra), Peygamberimizin Mekke`deki tebliğ günlerinde küçücük bir çocuktu. Ancak, babasının karşılaştığı zorlukları bir büyük gibi algılıyordu. Annesi Hz. Hatice (ra)’nın vefatı onu derin üzüntülere sevk etmişti. Hz. Peygamber`in çocuklarının ardı ardına vefat etmesi, Hz. Fatıma ile arasındaki yakınlığı daha fazla arttırmıştı. Aradaki güçlü sevgi bağlarından dolayı Hz. Peygamber (sav); Hz. Fatıma’yı ‘Ümmü ebiha’ (babasının annesi) lakabıyla çağırmayı tercih ediyordu. Babası evden çıkarken; kimi zaman evin kapısında babasının dönüşünü bekler, kimi zaman da yüreği dayanmaz babasının ardından giderdi.

Bal şerbeti, hurma, gülsuyu

Hz. Ali ile evliliğinde düğün, çok sade bir merasimle yapıldı. Misafirlere bal şerbeti, hurma ve gülsuyu ikram edildi. Daha sonra nikâhları da Mescid’de kıyıldı. Mehir olarak Hz. Ali’den dört yüz dirhem gümüşü uygun gören Efendimiz (asm), onun zırhı ve atından başka bir şeyinin olmadığını öğrenince zırhını satmasını söyler.

Hz. Ali (ra) dört yüzseksen dirhem gümüşe zırhını satar ve bunun dört yüz dirhemi mehir olarak Hz. Fâtıma (ra)’ya verilir. Ancak Fâtıma (ra) bu mihri çok bulur; kendisine en güzel mihrin kıyamet günü İslâm ümmetinin Peygamber (asm)’in şefâatiyle affedilmesi olacağını söyler ve bu konuda dua eder. Ancak kendisi için ayrılan dört yüz dirhemi düğün masraflarına harcanmak üzere hibe eder.

Nikâh mescidde Peygamberimizin (asm) bir hutbesi ile ilân edilir. Hz. Ali (ra)’nin şartları kabul etmesi üzerine, sâde bir törenle nikâh kıyılır ve misafirlere bal şerbeti, hurma ve gül suyu ikram edilir. Hz. Fatıma (ra) babasından ayrılıp Hz. Peygamber (asm) mescidine bitişik, zemini toprak eve yerleşmişti. Peygamberimiz kızını evlendirmekle ondan kopmadı,her sabah onları namaza kaldırır, bir yolculuğa, sefere çıkacağı zaman en son vedâlaşacağı kişi Fâtıma olur; döndüğünde ise hanımlarından önce ona uğrardı. Efendimiz bu yeni yuvaya çok önem veriyor; ümmetin geleceğini bu yuvanın etkileyeceğini bilerek onları yönlendiriyor, eğitiyordu. Hz. Ali (ra) ve Hz. Fâtıma (ra) arasında işbölümünü bizzat kendisi yapmıştı.

Düğün günü tavsiyeleri

Efendimiz, düğün günü kızına şöyle nasihat etmişti: “Kızım! Evimizden çıkıp başka bir eve, ülfet etmediğin bir kimseye gidiyorsun. Sen kocana yer ol ki, o sana gök olsun! Sen ona hizmetçi ol ki, o sana köle olsun! Kocana yumuşak davran. Öfkeli hallerinde sessizce yanından kayboluver. Öfkesi geçinceye kadar ona görünme! Ağzını ve kulağını muhafaza et! Kocan sana fena söylerse, söylediklerini duyma ve sakın mukabelede bulunma! Daima senden güzel söz işitsin, güler yüz görsün! ”

Hiç bir ayrıcalık tanımadı

Bu yuvada katı kurallar yoktu; Hz. Ali (ra) ev işlerinde Hz. Fâtıma (ra)’ya yardımcı oluyordu; Hz. Fâtıma (ra) da Hz. Ali (ra)’ye. Fâtıma’nın ev işlerinde çok yıprandığını gören Hz. Ali, Peygamberimize (asm) gelerek bir hizmetçi verip veremeyeceğini sorduğunda Hz. Peygamber (asm), “Rabbinin farzını ifâ et; eşinin hizmetine bak” diyerek bunu geri çevirmişti.

Hz. Fatıma’nın Hz. Ali’den son isteği

PeygamberİMİZİN vefatından sonra bir daha yüzü gülmeyen Hz. Fatıma hastalanmıştı. Hastalığının ilerlemesiyle evine gelen misafirlerinden izin alır. Temiz elbiselerini giyinir, kokular sürünür. Ardından; vefat zamanının geldiğini, yıkandığını, yıkamalarına gerek kalmadığını, temiz elbiselerini giydiğini, kefene gerek kalmadığını söyleyip kendisini gece defnetmelerini ister. Hz. Ali (kv)`e “Ya Ali, bana kimsenin eli değmeden, götürüp Baki mezarlığına göm” der. HZ. Fatıma veat ettiğinde 24 yaşındadır.

Hz. Fatıma’nın (r.a) Çeyizi

- Yedi dirhem değerinde bir gömlek.

- Bir dirhem değerinde bir başörtüsü.

- Perde

- Hurma liflerinden yapılmış bir divan.

- Mısır pamuğundan yapılmış biri ipekli ve diğeri hurma lifinden olan iki döşek.

- Bir çifti ipekten diğeri çifti hurma lifinden yapılmış dört yastık.

- Tüm bedeni kaplamayan siyah bir kadife.

- Seyyar hasır.

- El değirmeni.

- Deriden yapılmış su kabı.

- Tahtadan bir süt kâsesi.

- Su için deriden bir kap.

- Yeşil renkli bir testi.

- Çeşitli testiler.

- İki gümüş bileklik.

- Bakır bir kap.

Peygamber Efendimiz (sav) bu eşyaları görünce şöyle dedi:
“Allah’ım! Kaplarının büyük kısmı çanak çömlekten ibaret olan bu kavme bereket ver.”
Düğün sonrası Efendimizin iş bölümüne göre, Hz. Fâtıma (ra) sadece evin iç işlerinden, Hz. Ali (ra) de dış işlerinden sorumlu olacaktı. Birbirlerine yardım da edeceklerdi.

Hazırlayan : Muharrem Çoşkun  /Star Gazetesi


http://gercektarihdeposu.blogspot.com

8 Eylül 2013 Pazar

Evlilik bu degil Bekar kardeslerim okuyalim

Evlenmek istiyorum


Evlenmek niyetiyle görüşmeye
gelmişlerdi.
Delikanlı, genç kızı, şöyle bir süzdü
ve sessizce düşündü:
"Güzel kız fena değil. Ama biraz
kendini beğenmiş.
Acaba bu hali devam eder mi? Ya
ederse?
O zaman bununla yaşanmaz.
Ben dayanamam ukala bir kadına,
kadın dediğin biraz uysal olmalı...
Neyse canım, hele bir evlenmeyi
kabul etsin.
Ben onu değiştirmeyi bilirim."

Genç kız da simasının ortasına sinsi
bir tebessüm kondurdu.


"Fena çocuk değil. İşi de yerinde.
Rahat bir hayat yaşarım.
Lâkin biraz 'dediğim dedik' gibi.
Acaba buna, sözümü dinletebilir
miyim?
Aman canım, düşündüğüm şeye bak.
Evlenelim de ben onu mum gibi
yapmasını bilirim."
Ve "değişim savaşı"nın imzaları
alkışlar arasında atılır.
Ayaklar birbirini ezmek için yarışır.
"Bal/ayının" tatlı meltemi yerini
yavaş yavaş kuzey rüzgârlarına
bırakır.

Genç adam, sabah işe gitmeden eşini
uyandırmaya çalışır:
"Ben hazırlanırken sen de kahvaltı
hazırlayabilir misin?"
Genç kadın uyumaya devam eder.
"Hayatım, geç kalıyorum haydi
uyan."
Genç kadın sağından soluna
dönerek,
"Sabahın bu saatinde de kalkılmaz
ki?
İşyerinde bir tostla çay alırsın." der.
"
Allah! Allah! Ben akşama kadar
çalışacağım,
sen bir kahvaltı hazırlamaya
zorlanıyorsun."
"Ama çok uykum var." "Benim de
uykum var ama kalkıp işe gitmek
zorundayım." Kadın istifini bozmaz,
kapıyı çarpıp çıkarken
"Can çıkmayınca huy değişmezmiş."
diye söylenerek işe gider genç adam.
Başka bir gün. "Hayatım, bugün
yemek yapamadım.
Dışarıya çıksak diyorum."
"Yine mi? Ama çok yorgunum, şöyle
evimde dinlenmek istiyorum.
Dışarıya hafta sonu gideriz."
"Annem haklıymış.
'Bu adamı değiştiremezsin' demişti
de inanmamıştım."

Kimse 'ben onu değiştiririm'
demesin
Birbirini değiştirme hayaliyle
kurulan bir aile tablosu bu.
Her iki taraf da "Acaba eşimi nasıl
mutlu ederim?" yerine
"Nasıl değiştiririm?" sevdasında.
Daha doğrusu "güç savaşında". Oysa
eşler güçlerini" değişim savaşı"nda
tüketmek yerine mutluluğu
yakalamak yolunda sarf etmeli.

Evlilik,
"Ben seni adam ederim" yerine "ben
seni mutlu ederim"
düşüncesi üzerine kurulmalıdır.
O zaman evin pencerelerinde
mutluluk meltemi eser. Saksılarında
huzur çiçekleri açar. Odalarında şen
kahkahalar çınlar. Eşler, birbirini
mutlu etmek için yarışır. Planlar,
"onu nasıl değiştiririm" yerine "onu
nasıl mutlu ederim" üzerine yapılır.
Mürebbiye gibi değil, psikolog gibi
davranılır. "Değişim savaşı" vererek
ne kendisini tüketir ne de eşini.

Aksi halde kadın "dırdırcı", erkek
"baskıcı" mutluluksa "toz-duman"
olur. Bu sebeple, evlenecek gençler,
ruhen uyum sağlayabilecekleri
kişileri seçmelidir. "Ben onu
değiştiririm" diye düşünerek
başlıyorlarsa, boşuna evlerini
dayayıp döşemesinler. Silahlarını
yağlasın, kelime mermilerini yığsın,
savaş yerlerini belirleyip
sığınaklarını hazırlasınlar. Gelin
arabasının arkasına da "Evleniyoruz
mutluyuz" yerine "Evleniyoruz
savaşa gidiyoruz" diye yazmayı
unutmasınlar.


evlilik gercek tarih deposu

19 Temmuz 2013 Cuma

KIZLARIMLA EVDEKi ETKiNLiKLERiMiZ - iLK ETKiNLiGiMiZ SULUBOYA ETKiNLiGi :)


Bu ara hep kizlarimla gidiyorum postlarima :) Blogumda artik kizlarimla olan etkinliklerimizide paylasiyorum, insaallah ileriki zamanlarimiz icin geride ne gibi güzel anlar birakmisiz daha sonra  bakip yüzlerinde güzel tebessümler olussun diye. Aklimda onlar icin özel bir blog acma fikri var insaallah en kisa zamanda yeni bir blogum olacak gibi kizlarima özel.

Ben kücükken suluboya boyamaya bayilirdim. Ama kizim icin ayni sey gecerli degil sanirim :) cünkü cok cabuk usaniyor ve istemiyor. Tabi istemeyincede üzerine gidemiyorum, yada belkide ben acele ediyorum daha yasi gelmedi böyle seyler icin.

instagramda daha önce paylasmistim suluboya etkinligimizi. Hep söylüyorum instagramda daha aktiv bir durumdayim :) tabi blogumuda boslamak istemiyorum, cünkü bazi takipcilerim blogumlada ilgilenmemi istiyor :) kendilerine bir kez daha tesekkür ediyorum :)

Simdide instagramda paylastigim kizimla yapmis oldugumuz suluboya etkinligimizden fotograflar geliyor. Fotograflar instagramdan....


Suluboyamiz :)


 Basliyoruz...


 Ben ne boyarsam kendiside aynisini boyamaya calisiyor...


 Suluboya etkinligimizden kareler....











 Bu sanat eseri kizima ait :)


Suluboya halleri :)


 Bu resimlari boyarken o söyledi ben boyadim, renklerinide tabi kendisi secti verdi :)


 Ciceklere bayiliyoruz...


 Yildizlari cok seviyoruz...


 Ayicigimiz...


 Yazinin basinda söylemistim ya! Cok cabuk usaniyoruz, kule calismalari basladi sulu boyadan :)









Iste bukadar..... :)



Sevgiyle Kalin




16 Kasım 2012 Cuma

“Baba sevgisini koru. O sevgiyi kesip atarsan Allah da senin mutluluk ışığını söndürür.”

Soru:

“Baba sevgisini koru. O sevgiyi kesip atarsan Allah da senin mutluluk ışığını söndürür.” anlamında bir hadis var mıdır? Babamızı sevdiğimizin ölçüleri nelerdir?
 Değerli kardeşimiz;
a. Bu hadisin sahabe ravisi, Abdullah b. Ömer’dir. Onun bildirdiğine göre, Hz. Peygamber ona hitaben şöyle buyurmuştur: “Babanın sevgisini koru; onu kesip atarsan Allah da senin nurunu/ışığını söndürür”.

Hafız Heysemî, Taberanî’nin el-Evsat’ta rivayet ettiği bu hadisin senedinin “hasen” olduğunu söylemiştir(bk. Mecmau’z-Zevaid, 8/147/h. no: 13427).

Bu hadiste tavsiye edilen “sevgi” kişinin babasını sevmesinden ziyade, onun kimleri sevdiyse, sevgisini kimlerle paylaştıysa, evladın da o sevgiyi koruması, yani babasının dostlarıyla irtibatı devam ettirmesi manasında anlamak daha doğrudur.

Hadisin zikredilmesinin vesilesi olan şu olay da bu söylediklerimizin doğruluğunu tasdik eder mahiyettedir. Şöyle ki;

Abdullah b. Ömer Medine’den Mekke’ye yolculuk yaparken deveye binmektedir. Fakat, devesi yorulduğu zaman binmek üzere bir merkebi de yanında bulundurmaktadır. Bir de (belki de sıcaklık dolayısıyla fazladan) bir sarığı başına sarmaktadır. Yolda bedevi bir adamla karşılaşınca ona “Sen filanca adamın oğlu değil misin?” diye sorar ve “evet” cevabını alınca da “Şu merkebe bin ve al şu sarığı da başına sar” diye onları adama verir. Yanında bulunan bazıları “bu adama bir-iki dirhem verseydin bile yeterli olurdu..” deyince, İbn Ömer, bu adamın babası babam Ömer’in dostuydu. Resullah şöyle demişti: “Babanın sevgisini koru; onu kesip atarsan Allah da senin nurunu/ışığını söndürür”(bk. Buharî, el-edebu’l-müfred, 1/24; Beyhakî, Şuabu’l-iman, 10/295/h. no:7518).

Ancak hadisteki emrin muhatabı Hz. Ömer’in oğlu olunca, babaların durumuna bakmak ihtiyacı doğar. Doğru yolda olmayan ve doğru yolda olmayanlarla dostluk kuran bir babanın bu yolsuz yoldaşlığı, bu sevimsiz sevgisi elbette dikkate alınmayacaktır. Hadiste söz konusu edilen hüküm umum manada alınsa bile, bundan maksat mümin, takva sahibi bir babanın mümin olan dostlarıyla kurduğu dostluğun devam ettirilmesi olarak anlamak gerekir. Çünkü “Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı olan konularda anne ve baba da olsa hiç kimseye itaat edilmez”.. 

Takva sahibi bir babanın gittiği yol elbette doğru ve nurlu bir yoldur. Bu aydınlık yolu terk etmek zarardan başka ne getirebilir ki..!

Bu mana doğrultusunda hadisin anlamını şöyle bir ifadeyle özdeşleştirmek ve de vecizeleştirmek mümkündür: “Babanın çırasını söndürürsen, Allah da senin çıranı söndürür.”

b. Anne-babanın ölümlerinden sonra da onların sevgilerini devam ettirmenin lüzumunu  ve bunun nasıl olacağını gösteren sahih hadisler vardır:

Malik b. Rebi’ anlatıyor: “Beni Selem kabilesinden bir adam geldi ve ‘Ya Resulullah(a.s.m)! Anne-babamın vefatlarından sonra da onlara iyilik adına yapmam gereken bir şey var mı?’ diye sordu. Resullah(a.s.m): ‘ Evet var; Onlara dua edeceksin, bağışlanmaları için Allah’a yalvaracaksın, onların tavsiyelerini yerine getireceksin, dostlarına ikramda bulunacaksın ve onlarsız olmayan(hayatta iken onların yapmak zorunda oldukları yakınlarının) sıla-i rahimleri (ni) yapacaksın‘ diye buyurdu”(Ebu Davud, Edeb, 129)

Abdullah b. Ömer anlatıyor: Resulullah(a.s.m) şöyle buyurdu: “En güzel iyilik; babasının vefatından sonra kişinin sevdiği kimselerle irtibatını devam ettirmesidir”(Müslim, bir, h. no:2552; Ebu Davud, Edeb, 129).

c. Sevgi prensip olarak şahıslara değil, şahsiyetlere, kişiliklere karşı beslenir. Bu açıdan bakıldığı zaman, -istisnalar hariç-bir insanı her yönden sevmek veya her yönden sevmemek gibi bir yargı isabetli değildir. Çünkü her insanın sevilmeye değer yönleri olduğu gibi, sevilmeyen yönlerinin olduğu bir realitedir. Mesela bir insan çok derin bir alim olabilir, ama bunun yanında çok sert mizaçlı uzlaşmaz bir huya sahip de olabilir. Böyle bir kimse elbette o derin ilmiyle sevilmeye layıktır, fakat o sert, uzlaşmaz huyu da sevilmemeyi hakkeder.

Bununla beraber, konu anne-baba olunca, onların sadece şahsiyetleri değil, anne ve baba oldukları için şahısları da  değerlendirilmek zorundadır. Buna göre;

1. Anne- baba; huyları ne olursa olsun, onlara saygı göstermek, onları sevmek insanî, vicdanî ve dinî bir görevdir. 

2. Anne-babanın arzu ve istekleri, Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı olmadıkları -ve yerine getirilmesinde dünyevî bir zarar bulunmadığı- sürece onları yerine getirmek ve gönüllerini almak zorunluluğu vardır. Allah’a isyan olan arzuları elbette yerine getirilmez(namaz kılmamak,  oruç tutmamak, kızların başını örtmemesi gibi). Ayrıca dünyevİ bir zararın görüleceği belli olan isteklerini yerine getirmek zorunluluğu da yoktur. Mesela, bir babanın bir alış-veriş konusunda aklı ermediği halde “ille de şunu şöyle yap!” şeklindeki emri yerine getirilmez. Fakat, bunu yaparken çok nazik davranmak, onu ikna etmeye çalışmak, o da olmazsa, dediğini yapıyor gibi davranıp sonra işin doğrusu ne ise onu öyle yerine getirmek...

3. Anne-babanın da her huyu sevilmeyebilir. Onlar da sert mizaçlı, uzlaşmaz bir tutum içerisinde bulunabilirler. Bu huyları sevilmez, ama babalık-analık yönleri sevilir veya saygı duyulur. Hatta ebeveynler kâfir de olsalar yine onların hak-hukukları devam eder.

“Biz insana, annesine babasına iyi davranmasını emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl kadar sürer. İnsana buyurduk ki: “Hem Bana, hem de annene-babana şükret, unutma ki sonunda Bana döneceksiniz. Eğer onlar seni, şerik olduğuna dair hiçbir bilgin olmadığı şeyleri, Bana ortak saymaya zorlarlarsa sakın onlara itaat etme! Ama o durumda da kendileriyle iyi geçin, makul bir tarzda onlara sahip çık!Bana yönelen olgun insanların yolunu tut!Sonunda hepinizin dönüşü Bana olacak ve Ben işlediklerinizi tek tek size bildirip karşılığını vereceğim”(Lokman, 31/14-15) mealindeki ayetler bu hususta başka izaha ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet