askeri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
askeri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Nisan 2012 Pazar

Yüzbaşı Selahattin'in Romanı, İlhan Selçuk

Yüzbaşı Selahattin'in Romanı, İlhan Selçuk, Remzi Kitapevi, İstanbul, 1973
Yüzbaşı Selahattin'in 1894-1921 yıllarını kapsayan anıları
    İlhan Selçuk tarafından yazılan ‘’Yüzbaşı Selahattin’in Romanı’’ adlı yapıtın yazılmasına neden olan faktör bir başka yazarın romanının ödül almasıdır. Ödülü alan roman Kemal Tahir’in ‘’Yorgun Savaşçı’’ adlı yapıtıdır. Ödül alan bu roman tekrar okunmaya başlanıyor. Tekrar okunuşunda romanda geçen Yüzbaşı Selahattin’in hikayesi İlhan Selçuk’un dikkatini çekiyor ve bunun üzerine bir roman yazmaya karar veriyor.
    Yüzbaşı Selahattin’in anıları on beş ciltten oluşmaktadır. Sayfa numaraları bulunmayan bu anılarını bölümler halinde yazmıştır. Yüzbaşı Selahattin ilk defa Urfa’da bu anılarını yazmaya başlıyor. Anıların son bölümü ise ‘’Edirne Bölümü’’dür. Dört yılda yazılan bu anılar 1894-1921 yıllarını kapsar.
    Yüzbaşı Selahattin’in anılarında, salt anı olmaktan çok hayatın her bölümüne ait fragmanlar yer almaktadır.
    Yüzbaşı Selahattin koca bir imparatorluğun yıkılışını, Balkan, 1. Dünya Savaşı’nı, Kurtuluş Savaşı’nı görmüş ve o dönemin şartlarında yetişmiş bir askerdir.
    Bu dönemler istibdadın, devrimlerin, ayaklanmaların yaşandığı dönemlerdir. İlk defa Avrupa’da başlayan milliyetçilik (1789 Fransız İhtilali) namı diğer ulusçuluk, işçi devrimleri ve örgütlenmelerin etkisi Osmanlı’da da hissedilmeye başlanmış ve etkisini yavaş yavaş göstermiştir.
    1751’de İngiltere’de başlayan Sanayi İnkılabı meyvelerini vermeye başlamış, bunun etkisiyle makineleşme hız kazanmıştır. Makineleşmeyle beraber endüstrideki hammadde ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Endüstri devletleri bu ihtiyaçlarını karşılamak için sömürgeciliğe başladılar. Bunu da en iyi, geri kalmış ve kalabalık, aynı zamanda farklı etnik ve mezhep gruplarını barındıran devletleri (imparatorlukları) parçalamaya başladılar. Yüzbaşı Selahattin’in bu çalkantılı dönemin bir panoramasını çizmiştir. Yüzbaşı Selahattin’in hayatı bu dönemin en önemli portresinin betimlemesidir. Çünkü Yüzbaşı Selahattin bu çalkantılı dönemin tam ortasında yer almıştır. Çünkü o bir askerdir ve vatanında olan biten her şey onu doğrudan ilgilendiriyordu.
Selahattin YURTOĞLU (Yüzbaşı Selahattin), çocukluğundan 1 nci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar yaşadığı olayları anlatmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışını ve yerine yeni bir devletin kuruluşunu yaşayan Yüzbaşı Selahattin; bu yıllarda önemli kişilerin yanında bulunmuş, İtalyan Harbi, Balkan Harbi, 1 nci Dünya Savaşı ve Milli Kurtuluş Savaşı’nı kapsayan dönemde iç ve dış çatışmaların, devrimlerin, isyanların, kahramanlıkların, cinayetlerin tanığı olmuştur.
Selahattin babasının askeri tabip olarak görev yaptığı Edirne’de, üç kardeşi ve ailesiyle yaşarken, sırasıyla büyükannesini, annesini ve büyükbabasını kaybeder. Babası kısa bir süre sonra evlenir. Kızkardeşleri evlenip evden ayrılırken, ağabeyi de babası ile yaptığı kavga nedeniyle evden uzaklaşır. Babası ile birlikte yaşayan Selahattin üvey annesinden eziyet görür. Askeri okulda okurken, babasının tayini Yemen’e çıkar. Selahattin askeri okulda çok büyük yoksulluklar çeker.
1912 yılında mezun olduğunda, Çanakkale 2 nci Kolordu 5 nci Fırka (Tümen) 15 nci Alay 3 ncü Taburu’na tayin edilir. Burada Balkan Savaşı’nı yaşar. Bu savaşta, Bulgarlar’ın yaptığı katliama tanık olur. Osmanlı Ordusu’nun Balkan topraklarından sökülüp atılışını kendi gözüyle anlatır. İstanbul’a geri döner ve yakın zamanda çıkması muhtemel bir savaşın hazırlaklarını yaparken, Harbiye’de öğrendiği milliyetçilik akımlarının etkisiyle TURAN’a gider.
Yüzbaşı Selahattin İstanbul’da görevli iken, Enver Paşa’nın emri ile oluşturulan, Kaymakam Halil Bey (Enver Paşa’nın amcası) komutasındaki 5 nci Kuvve-i Seferiye’ye katılır. Birliğin vazifesi, Enver Paşa’nın hayallerinde yaşattığı TURAN’ı kurmaktır. Van’da Ruslar ve Ermeniler’le savaşır.
Buradan birliği ile birlikte Irak Cephesi’ne gider. Mülazım Selahattin, Araplar’ın Türk Askeri’ni nasıl arkadan vurduğunu, askerlerin nasıl sefalet ve açlık içerisinde yaşadığını bizzat görür. Irak’ta Kütülammare Muharebeleri’ne katılır. Burada bulunan birliklerin birinde kız kardeşinin eşi Ahmet Bey’i görür. Ahmet Bey savaşta büyük kahramanlıklar göstermiş ve Tabur Komutanlığı’na kadar yükselmiştir. Eniştesi Ahmet Bey yaralanır ve artık kendisinden umut kesilir. Kız kardeşine eşinin öldüğünü söyleyemez. Fakat Ahmet Bey şehit olmamıştır ve hayattadır.
Irak Cephesi’nde sırasıyla tümen ve kolordu yaverliklerinde bulunur. Halil Paşa’nın yaveri olarak 6 ncı Ordu Komutanlığı’na atanır. Elinde bulundurduğu imkanları kesinlikle suistimal etmez, kardeşleri İstanbul’da yoksulluk içerisinde bulunmasına rağmen, hiçbir kaydı tutulmayan ordu örtülü ödeneğini kendi menfaati için kullanmaz. Bu dönemde İstanbul’da karaborsa ve yoksulluk almış başını yürümüştür. Halk büyük bir açlıkla karşı karşıyadır. Ağabeyinin bütün birikimleri ile almış olduğu sabunlar, bulunduğu depoda kurur ve bu işten zarar eder. Kardeşinden bu sabunları Irak’ta satarak en azından zararını karşılamasını ister. Bu isteği Mülazım Selahattin tereddütsüz red eder.
29 Ekim 1914’te başlayan Dünya Savaşı Mondros Ateşkesi’ ne yani 30 Ekim 1918’e dek sürmüştür. 15 Mayıs 1919’ da İzmir’ in Yunanlılar tarafından işgali ile Ulusal Kurtuluş Savaşı başlamış ve 24 Temmuz 1923’te sona ermiştir. Mondros Mütarekesi sonrasında İstanbul’da dört yıl, Anadolu’da yedi ay, Yüzbaşı Selahattin içinse, İstanbul’a geliş tarihi olan 5 Şubat 1919’dan Anadolu’ya geçtiği 21 Mayıs 1919 tarihine kadar geçen üç buçuk ay mütareke dönemidir. İşte bu üç buçuk ay ve sonrası dönem. . . .
5 Şubat 1919’da İstanbul’a indiğinde İngiliz, Fransız bayrakları ve itilaf kuvvetlerinin askerleriyle karşılaşır. Gemiden bir kayıkçının yardımı ile kaçar ve Anadolu Hisarı’ndaki ailesinin yanına gider. Birkaç gün ailesinin yanında dinlendikten sonra Harbiye Nezaretine giderek 3. şubede göreve başlar. Paris konferansı ile Türk toprakları iyice bölünmüştür. Bu sırada Ferit Paşa hükümeti tutuklamalara başlamıştır. Birçok üst düzey asker, bürokrat, yazar tutuklanmıştır. Yaverliğini yaptığı Halil Paşada tutuklanmıştır. Halil Paşa’ yı sürekli ziyarete gider. Bu ziyaretlerinden birinden dönüşte Kazım Karabekir’ le karşılaşır. Kazım Karabekir işgal devletlerinin zulmünden kurtulmanın yolunun hayat kaynaklarının organize edilerek kurtulmak için mücadeleye başlamaktan geçtiğini söyler ve bunun için kendisi Erzurum’da bulunan kolorduya tayinini istemiştir. Karabekir Selahattin Yüzbaşı’ yı da Erzurum’a davet etmişse de tekrar temasa geçememişlerdir. Nisan 1919’da Haydarpaşa Hat Amirliğine atanır.
“Ermeni Tehcir ve Taktil Mahkemesi” nce idam edilen Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey’in Tıbbiyeliler tarafından düzenlenen cenaze törenine resmi kıyafetle katılır ve o sırada görevli inzibat subayı ve erlerinin de resmi şekilde cenazede bulunmalarını sağlar. Bu olay gazetelerde tepki görür. Hapishanedeki üst düzey subaylar için bir umut, bir moral kaynağı olur.
İzmir 15 Mayıs 1919’ da Yunanlılar tarafından işgale başlanır. Bu sırada İstanbul’ da hiç huzur kalmamıştır. Kendi topraklarında artık yabancıdır. Kurtuluş fikirleri şekillenmeye başlar. Bir sabah 7. Kolordu komutanı Bekir Sami ile karşılaşır. Bekir Sami kendisine Anadolu’ ya çıkmayı teklif eder. 21 Mayıs 1919’ da Bandırma’ ya giderler. Bandırma’da etrafta Yunan bayrakları ve “Zito Venizelos” sesleri ile karşılaşırlar. Bekir Sami hemen ertesi gün 61. tümen komutanına emir vererek Yunan bayraklarını indirtir. Bu halkta büyük bir heyecan yaratır ve bu şekilde Kurtuluş hareketi halka yansır. 23 Mayıs’ta Manisa’nın da Yunanlılar tarafından işgal edildiği öğrenilir. Ancak Manisa’daki silah depoları halka silah dağıtmak için önemli olduğundan Manisa’daki komutana ellerindeki tüm silah ve cephane ile Salihli’ye çekilmelerini emrederler. Emri Akhisar’a Selahattin Yüzbaşı götürür. Akhisar’da halk Yunan işgaline boyun eğmiştir ve Yunanlıları kabullenmiştir. Burada yaptıkları kurtuluş propagandası sonuç vermez. Bölgede nüfuzlu Saruhanzadeler’ den Halit Paşa ile temasa geçerler ve Yunanlılara karşı baskı için çalışmalara başlarlar. Ne var ki geçtikleri yerlerde halk Yunanlıların propagandalarından ve hükümete güvensizlikten Yunan işgaline karşı koymayı reddederler. Bozulan morallerine rağmen yola devam ederler. Salihli’ye çok az kuvvet çekilebilmiştir. Salihli’ye gelerek yeni askeri düzenlemeleri, Aydın’daki 57. tümene bildirirler. Aynı gün, 29 Mayıs 1919’da, Harbiye Nazırı Şevket Turgut imzalı bir şifrede Bekir Sami’nin İstanbul’ a dönmesinin istendiği bildirilir. Bu da İstanbul’un başından beri yapılanlardan memnun olmadığının göstergesidir.
İlk silah 172. Alay tarafından 27 Mayıs 1919’da atılır. 29 Mayıs’ta Alaşehir’e gelirler. Burası diğer yerlerden daha kötü durumdadır. Halk göçe başlamıştır. Kalanlarsa Yunanlılara bağlı çalışacağına dair kağıt imzalamak zorunda kalmışlardır. 15 Mayıs’tan 29 Mayıs’a kadar teslim olan Batı, 29 Mayıs’a kadar çekilmiş ve o tarihten sonra silahlı direnişe geçmiştir. 31 Mayıs 1919’da gelen Ödemiş raporunda Ödemiş’inde direnişe başladığı bildirilmiştir.
Alaşehir’deyken Yüzbaşı Rahmi, Poslu Mestan Efe’ nin çetesi ile hazır olduğunu söyler. Bunun üzerine Bekir Sami Bey bu çeteye Turgutlu’ ya gelen Yunan bölüğüne baskın yaparak imha görevi verir. Ancak Mestan Efe Yunanlıların padişah namına geldiğini söyleyerek Yunanlılara teslim olur. Bu durum genel olarak toplumdaki paniği gösterir. Silahları ve adamları ile övünen, eşkıyalıkla efe adını taşıyan birinin bile bu davranışı moralleri bozar. Buradan Eşme’ye geçmeye karar verirler. Eşme’de Rum yoktur ve müftü vatansever biridir. Eşme’ye yaklaştıklarında kendilerini ellerinde Yunan bayrakları sallayan çocuklar karşılar. Durum anlaşılır ; Yunanlıların her an Eşme’yi istila etmeye geleceği haberi yayılmıştır. Yunanlılara zorluk çıkarmadan şehri teslim ederlerse Yunanlıların kendilerine kötü davranmayacağını düşünmektedirler. Bekir Sami bu propagandayı yapan dört Rum’u dar ağacına yollar.
Haziran başında Aydın, Ödemiş, Niş, Akhisar, Kırkağaç, Bergama yörelerinden ilerleyen Yunanlılar Türk çeteleriyle çatışmaya başlarlar. Ethem üç yüz adamıyla birlikte Ayvalık’ta Ali Bey’ e katılır. Bu sırada aldıkları bir raporda yeni askeri düzenlemelerin mücadele ruhunu İstanbul’a da sıçrattığını görürler. İzmir ve Aydın’a hadisesiz giren Yunanlılar önce yayılmayı durdurur ve daha sonra da geri çekilmeye başlar.
Bekir Sami ve Yüzbaşı Selahattin Eşme’den gelen firari subayları yönlendirerek bölgesel örgütlenmeyi sağlamaya çalışırlar. Kula hem Rumların etkisinde hem de önemli bir kasaba olduğu için Bekir Sami ve Yüzbaşı 17 Haziran’ da Eşmeden, on beş subay, otuz erden oluşan bir kafile ile Kula’ya geçer. Kula’nın önemli esnafını tutuklatırlar ve bir plan doğrultusunda tutuklu esnafın mal ve canıyla Milli Mücadele’ yi destekleyeceklerine dair söz alır. Dört gün Kula’da silah, asker, para, araç gereç toplanır, Rumlar’ ın kasabayı terk etmeleri için yıldırma politikası izlenir. Bu sırada Balıkesir 14. Kolordu’ dan alınan bir raporda Kuvay-i Milliye hareketinin siyasi durumu lehine çevirdiği belirtilir. 18 Haziran’da Yunanlılar Menemen’de kanlı bir istila gerçekleştirir. Bekir Sami Kula’da sert tedbirler almaktadır.
Silendi, Simav, Orhaneli üzerinden Bursa’ya 14. Kolordu’ ya katılmak üzere yola çıkarlar. Günlerdir uykusuz ve yorgun düşmüşlerdir. Yine de Bursa’ya yola hemen çıkarlar. 27 Haziran’da Bursa’ya varırlar. Bursa’da Anadolu’ya çıktıklarından beri ilk kez Selahattin Yüzbaşı çamaşırlarını değiştirmeye vakit bulur. Bu sırada gelen birkaç rapor şöyledir; 22 Haziran 1919 M. Kemal Paşa Sivas Kongresi için Bursa’dan temsilci ister, 13 Haziran 1919’da İtalyanlar Antalya’ya asker çıkarmışlardır, 20 Haziran 1919’da Fransızlar Mersine asker çıkarmışlardır, 29 Haziran1919’ da Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa kabineden ayrılır yerine Damat Ferit Paşa geçer.
Bursa’daki Vali Gümülcineli İsmail Bey’in kötü yönetimi ve Hıristiyanlığa yatkınlığı yüzünden Bursa’da çetecilik, adam kayırma almış başını yürümüştür. Asker ve subayların ise maaşları ödenememektedir. Bursa’ya Bekir Sami paşanın geldiğini duyan Vali İstanbul’a kaçar.
Bekir Sami Bursa’daki ordu otoritesini kurmaya, canlandırmaya çalışır. Kendilerine üstünlük taslamaya çalışan Fransız subaylarına da haddini bildirir. Ermenilere verilmiş malları sahiplerine geri verirler. Açılmış Hürriyet ve İtilaf şubelerini kapatırlar. Askeri eksiklikleri gidermeye çalışırlar. Hapisteki haksız tutukluları çıkarırlar. Milli Mücadele’ ye ihanet edenler canları ile cezalandırılırlar. Halkın morali yükselir. Yüzbaşı Selahattin Teğmen Muzafferin Bursa’ya gelmesini fırsat bilerek İstanbul’daki millicilerle görüşmek, fikir alışverişinde bulunmak ve evlenmek için İstanbul’a geçer. Burada öncelikle Miralay Galatalı Şevket Beyle görüşür. Şevket Bey kendisine Bursa muallim mektebi müdiresi Şehibe Hanımın kartını verir. İstanbul cephaneliğinden silah ve cephanenin yollanması için Naim Cevat’ la ve Kara Vasıf’ la görüşür. Muğlalı Mustafa seçkin subayları ayırıp göreve yollayacaktır. Bekirağa Bölüğünde Halis Paşa’ yı görür ve kendisinin Bursa’ya kadar kaçabilmesi durumunda hükümetin kendisini ele geçiremeyeceğine dair garanti verir. Ancak evlenme işini daha sonraya bırakır.
Bursa’ya döner ve kız okulu müdiresi ile görüşür. Okuldaki öğrenci ve annelerinin yardımı ile iç istihbarat ve propaganda için müdire hanım ın başkanlığında örgütlenirler. İstanbul’a yeniden gitmesi gerekir. Bu kez Bursa Valisinin aleyhlerine çalıştığını öğrenir ve valiyi dönüşünde tutuklatır. Bursa’da ki çalışmalar şehrin kozmopolitliği ve bağnazlığı yüzünden çok zor ve kanlı ilerlemektedir.
Bir yandan kurtuluş gelişmeleri bir yandan evlilik hazırlıklarına başlar Yüzbaşı. Teğmen Behçet’in kız kardeşi Nimet Hanım’ la evlenmeye karar verir. Nişan yaparlar ancak nişan geleneklere ve şeriata aykırı olduğu için çok tepki alır. Aynı gece Bekir Sami’nin de bir oğlu olur ve Selahattin Yüzbaşı adını Doğan koyar.
İstanbul’da Meclis-i Mebusan hazırlıkları başlar. Bu sırada padişah da Bekir Sami’yi kendi tarafına çekerek Mustafa Kemal’i saf dışı bırakmaya çalışır. Halktan ve zengin çevrelerden para yardımı için çeşitli yollara başvururlar. Halil Paşa hapisten kaçarak Kafkaslara geçer ve Selahattin Yüzbaşı’ nın onun yanına gitmesi gerekir ancak nişanlısının kendisiyle gelmesi olanaksız olunca görevi reddeder.
Ankara’daki temsil heyetinden bir genel seferberlik emri yayınlanır. Emire bağlı yazıda Selahattin Yüzbaşı’ nın İstanbul’a giderek Cafer Tayyar Paşa’ nın 1. Kolordu Komutanlığını bırakarak İstanbul Hükümeti ile anlaşıp anlaşmadığını araştırması istenir. Selahattin Yüzbaşı İstanbul’a gider. Burada Cafer Paşa dahil pek çok isimle görüşür ve genel seferberlik emrini okutur.
Bursa’ya döndüğünde 8 Şubat 1920’de nikahları kıyılır.
19 Ocak 1920’de İstanbul’da Meclis açılmış, 28 Ocak 1920’de Misak-ı Milli kabul edilmiştir. Anadolu ile İstanbul hükümetinin arasındaki anlaşmazlık en çok Anadolu’daki kuruluşların işine yarıyordu. Zıt nitelikli emirler arasında istedikleri gibi davranıyorlardı.
İstanbul’da Meclis açılışında Babıali bu durumdan yararlanmak ister ancak Heyet-i Temsilliye İstanbul’da meclisin açılmasına karşın eski durumunu aynen koruyacağını bildirir. Huzursuzluklar sonucu Ali Rıza Paşa kabinesi istifa eder. Damat Ferit Paşa kabinesi göreve getirilmek istense de Anadolu güvenilir bir hükümet göreve gelmezse İstanbul hükümetini tanımayacağını bildirir. Bunun üzerine 5 Mart 1920’de Salih Paşa kabinesi kurulur. 16 Mart’ta itilaf kuvvetleri bütün devlet binalarını işgal ederler, meclisi basarak pek çok tanınmış kişiyi Malta’ya sürgüne yollarlar, yayınladıkları genelgede milli hareketin padişaha ve itilaf devletlerinin dost yaklaşımına karşı bir hareket olduğunu söylerler.
İşgalden az önce Selahattin Yüzbaşı ve yakın arkadaşı Hüseyin Rahmi İstanbul’a gelirler. Kayınpederinin ve Hüseyin Rahminin tayinlerini Bursa’daki tümene yaptırırlar. 19 Mart’ta M. Kemal olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin Ankara’da toplanması için gerekli seçimlerin yapılmasına yönelik bir bildiri yayınlar. Bekir Sami telgraflarla Anadolu’yla irtibat kurmaya çalışır. Ancak bir sansür subayı İstanbul tarafından göreve atanır. İstanbul kurtuluş hareketini durdurmaya çalışmaktadır.
Bu sırada Anzavur ayaklanması Balıkesir ve Gönen’de yayılmaktadır. 26 Mart 1920’de 174. Alay kumandanı Yarbay Rahmi Bey eşkıyalar tarafından katledilir. Katledilen subayın ailesine altı bin liralık bir ev satın alırlar. Anzavur yarbayın katlinden sonra daha da kuvvetlenir.
172. Alaya Manyas bölgesine giderek eşkıya ile savaşması emredilir, ancak alay komutanı Yarbay Osman Bey gitmek istemeyince Divan-ı Harb’ e çıkarılmak üzere Bursa’ya getirilir. Bu sırada başlarında kimse kalmayınca birliklerde dağılmalar başlar. Yüzbaşı Selahattin bu duruma müdahale ederek Komutanı görevine iade eder. Anzavur isyanı gittikçe büyür. Ankara’dan yardım gönderilmeye çalışılır ancak yardım kuvvetinde dağılmalar olur ve 600 kişilik bir kuvvet Bursa’ya varır. Bursa’ dan hareket eden tabur kısa süre içinde dağılır ve isyan çıkar. Bursa’ya geri dönerler. Bursa’da ise kırk elli kişilik bir kuvvet bulunmaktadır. Yüzbaşı Selahattin inisiyatifi ele alarak bir dizi önlem ile bu isyanı bastırır. Bu başarısının ardından kendisine binbaşı rütbesi verilmek istese de kendisi geçerli nedenler öne sürerek bu rütbe artışını istemez.
Anzavur ayaklanmasına karşı Çerkez Ethem kuvvetleri görevlendirilir. 19 Nisan’da Anzavur kaçar. Aynı gün Ali Fuat Paşa “Garbı Anadolu Müdafaa-ı Milliye Kumandanı” olarak Bursa’ya gelir. Yanında İstanbul’dan kaçmış Kurmay binbaşı Saffet, Süvari teğmen Saim ve Rıza da vardır. 21 Nisan 1920 Ankara tarihli telgrafla Büyük Millet Meclisi’nin Ankara’da açılacağı bildirilir.
Çevresinde gördüğü sevgi ve saygı sonunda devre arkadaşlarından bazıları ile arası açılır. Bunlardan biri de Hüseyin Rahmidir.
Meclisin Ankara’da açılmasından sonra İstanbul ulusal düzeni yıkmaya yönelik çalışmaya başlar. İstanbul’un ilk tepkisi Adapazarı isyanı ile patlak verir. Hızla da yayılır. İstanbul’daki askerlere bildiriler yollayarak onlarda kurtuluş hareketine çağrılır. Çerkez Ethem ve çetesi Bursa üzerinden Adapazarı dolaylarına gelerek isyanı bastırır.
Askeri hayatı ve özel hayatındaki başarılar, çevresinden tepki gördükçe ailesi ve kendisi ile ilgili söylentilerle de başa çıkmak zorunda kalır Yüzbaşı Selahattin. Hatta bu söylentiler yüzünden zaman zaman Bekir Sami ile de araları açılır.
Haziran ayı sonunda Yunanlılar Bursa yakınlarına kadar ilerlemişlerdir. Bursa’yı yavaş yavaş tahliye ederler. Bu sırada orduda da panik başlamıştır. 8 Temmuz da Bursa’ya Yunanlılar girer. Yüzbaşı Selahattin, polis müdürü, vali, jandarma kumandanı, defterdar ve mebuslarla birlikte şehri terk eder ve İnegöl’e giderler. Buradan da Eskişehir’e geçerler.
13 Temmuz oturumunda Meclis’ te Bekir Sami, Aşır Bey ve Bursa Valisi Hacim Muhittin hakkında gensoru önergesi kabul edilir. 14 Ağustosta Bekir Sami beraat eder, Antalya’ya göreve gönderilir. Yüzbaşı Selahattin eşini Daday’ a yollayarak Antalya’ya gider ve burada Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti çalışmalarını başlatır. Antalya henüz kurtuluş hareketine katılmamıştır. 6 Aralıkta Bekir Sami Şimali Kafkas Askeri Murahaslığına, Yüzbaşı Selahattin ise Murahhas yardımcılığına atanır. 8 Eylülde Rusya’ya gitmek üzere yola çıkarlar. Görevleri kuzey Kafkas halkından bir kolordu oluşturmaktır. Rusya’daki yeni düzenlemeler ve iç savaşlar çalışma ortamına izin vermez. Bekir Sami tedavi için izin alır, Selahattin Yüzbaşı ise eşinin yanına Daday’a gider, orada yirmi ay kalır.
7 Ocak 1921’de bir oğlu (Cengiz), 16 Ocak 1922’de bir kızı (Tomris) dünyaya gelir. Zaferden sonra ilk kez 3 Ocak 1923’te İstanbul’a gider. 5 Ekim 1923’teİstanbul Harbiye Mektebi 2. Bölük Komutanlığına tayini çıkar. İki sene ailesinden ayrı İstanbul’da aynı görevde kalır. 18 Nisan 1925’te bir kızı (Yıldız) daha olur. Bu arada kurmaylık sınavlarına girer ancak sınavlar kopya yüzünden iptal edilince daha sonra çok pişmanlık duyacağı bir şey yaparak askerlikten istifa eder.
Ankara yakınlarında çiftçiliğe başlar. Ancak işler umduğu gibi gitmez, borçlar ve kazançtaki azlık kısa sürede bu işi zora sokar. Çiftçilik iyi gitmeyince ailesini de alarak tekrar İstanbul’ a yerleşir. İspirto ve İspirtolu içkiler İnhisarı olarak göreve başlar. 1932’ye kadar bu şekilde hayatını sürdürür. 1932’de 2 Mart’ta Kaçak İstihbarat Amirliği görevini üstlenir. 1 Haziranda tekelden istifa ederek Trakya, Marmara havzası ve Kocaeli mıntıkasını kapsayan gizli istihbarat görevini sürdürür. 1934 yılında örgüte yeni düzen verir. Ama bazı insanların kurduğu düzene aykırı olunca hakkında söylentiler çıkarırlar ve görevden alınarak Cenup İstihbarat Müfettişliğine verilir. Bu görevden çekilmek ister . Ancak Seyfi Paşa kendisini Güney’ e yollayarak buralardaki durumu incelemesini ister. Güney Anadolu’yu gezer. Ailesine duyduğu özlemi eşine yazdığı mektuplarda sık sık dile getirir. Üç çocuğunu da okutmaktadır. Geçim sıkıntısı çekmektedirler. Urfa’ ya Alay İstihbarat Amirliğine geçer. Burada da kaçakçılıkla savaşır. Daha sonra sırasıyla Gümrük Muhafaza Kaçak Mücadele Müfettişliği, Trakya Muhafaza Müdürlüğü, Bayındırlık Bakanlığı Seferberlik Müdürlüğü görevlerini yapar.
1940’ta eşi Nimet Hanım’ ı uzun süren bir kanser savaşından sonra kaybeder. Bu hayatında onu en etkileyen olaylardan biri olur. Bundan sonra Ankara’ya yerleşir ve ömrünün sonuna kadar Bayındırlık Bakanlığı Seferberlik Müdürlüğü ve Malzeme Müdürlüğü görevini yürütür. 10 Mayıs 1956’da vefat eder.

25 Mart 2012 Pazar

Moskova Hatıraları, Ali Fuat Cebesoy

Moskova Hatıraları, Ali Fuat Cebesoy, Vatan Yayınevi, 1955, İstanbul   
Ali Fuat Cebesoy’un Garp cephesi görevinden ayrıldıktan sonra Moskova Büyük Elçiliğine atanması ve bu görevi sırasında yazmış olduğu hatıralarından oluşmuştur.

Garp cephesi kumandanlığından 21 Kasım 1920 tarihinde ayrıldıktan sonra Moskova Büyük Elçiliğine tayin olan Ali Fuat Cebesoy, görev öncesi durumu ve görev sırasındaki hatıralarını kitabında toplamıştır. Hatıralarının yanı sıra o dönemde yaşanan önemli olayları değişik açılardan değerlendiren yazar kitabında önemli bilgileri bize aktarmıştır.
Kitabına Cenup Doğu Rusya’nın Anadolu’dan görünüşü ile başlayan yazar Kafkaslardaki genel durumu değerlendirmiştir. Bölgede İngilizlerin uyguladığı yanlış politikaları Kafkaslardaki anarşinin önüne geçememiştir. Bolşevikler ise, propaganda sayesine kısmen duruma hakim olmayı başarmıştır. Yazar bölge halklarına bağımsızlık vaadinde bulunan Bolşeviklerin aslında hiçbir Kafkas Devletlerinin istiklalini tanımak niyetinde olmadığını vurgulamaktadır.
Rus ihtilali Anadolu nasıl karşılandığı
hakkındaki değerlendirmesinde yazar; Bolşeviklerin milliyetçiliği hakkında kısa bilgi vermeyi müteakip İhtilalin Anadolu’dan görünüşü hakkında yorumunu şu şekilde yapmıştır: Şunu itiraf etmeliyiz ki o zaman Ankara resmi mehafili Sovyetlerin iç yüzüne tamamı ile vakıf değillerdi. Birinci Dünya savaşından sonra, Batı devletlerinin Türkiye aleyhindeki emperyalist siyasetleri ve Türkiye’yi parçalamak emelleri karşısında Türker, ister istemez Rusya ahvalini hoş görmeye çalışmışlar ve Bolşevikler ile hakiki dost olmaya çalışmışlardır.
Yazar 1Eylül 1920 yılında toplanan Bakü Şark Milletleri Kurultayı hakkındaki değerlendirmesinde; Kurultayın toplanma amacını Başkırt ve Türkistan hükümetlerinde iş başında bulunan Müslüman komünistlerden bazı mühim şahsiyetlerin, Şarkta komünizmin tatbik şeklini salim bir esasa bağlamak, daha doğrusu bu fırsattan istifade ederek kendi iç meselelerini ve şikâyetlerini sayıp dökmek olarak vurgulamıştır. Türkiye’nin de katıldığı kurultayın asıl amacının Şark milletlerine ve memleketlerine mahsus bir meslek kongresi olması gerekirken, Batı emperyalizmine ve kapitalizme karşı hazırlamak ve harekete geçirmek için toplanan hakiki bir ihtilal kongresi mahiyetine büründüğünde bahsetmektedir. Kurultayda; Türkiye’nin bazı sosyalist prensiplerin kabul edebileceği fakat içtimai inkılâpların ancak Türk vatandaşların isteği ve Türk kanunların müsaadesi nispetinde yapılabileceği konusu özellikle vurgulanmıştır. Kurultay Şarkı birleşmeye ve kapitalist İngilizlere karşı mücadeleye davet ile sona ermiştir.
Yazar Türk İştirakiyun Teşkilatı başlıklı bölümde teşkilat hakkında bilgi vermektedir. Teşkilat Birinci Dünya Savaşı esnasında Ruslara esir düşen ve Bolşevikliğin ilanı üzerine Rusya içerilerine dağılan bazı sivil ve zabit Türk esirleri tarafından Komünist Enternasyonal’in bir tertibi ile 1918 yılında kurulmuştur. Teşkilatın asıl amacı Türkiye’de bir komünist inkılâbı yapmak olduğunu belirten yazar, bu hareketin başında bulunan Mustafa Suphi’ yi şöhret ve ihtiras peşinde koşan zeki, kurnaz ve azim sahibi bir şahsiyet olarak tanımlamıştır.
Sovyetler ile resmi temas ve münasebetlerin başlaması bölümünde 23 Nisan 1920 yılında TBMM’nin açılmasını müteakip bir heyetin Moskova’ya gönderilmesinden bahsetmektedir. Rus Sovyet hükümetinin muhtelif yollardan Türkiye ile temas aramaları, hatta Anadolu inkılabı ile ilgileri bulunmayan kimselerin Ankara nam ve hesabına müzakere girişmeleri üzerine, bu temasları yalnız bir kanala toplamak, resmi ve salahiyetli şahsiyetlerle müzakerelerin yapılması ve mümkün olan müsait şartlara bir anlaşmaya varılması maksadı ile Moskova’ya bir heyet gönderilmesi kararlaştırılmıştır. Ankara Hükümeti bu suretle ilk defa olarak Bolşevikler ile siyasi ilişkiye girmiş oluyordu. Heyetin asıl vazifesi Sovyet Rusya ile bir dostluk antlaşması imzalamak ve ihtiyaç olan para bir nevi harp malzemesi yardımını temini etmekti. Hariciye vekili Bekir Sami Beyin başkanlığında Moskova’ya giden Türk Heyeti, Temmuz ve Ağustos aylarında bir dostluk antlaşması esasları hazırlanmış ve sonuna getirmişken Rus heyeti başkanı Sabani’in tam maddelerin parafesi sırasında vazifesinden alınarak uzak bir yere gönderilmiştir. Bunun üzerine Bekir Sami Bey, Hariciye Komiseri Çiçerin’den bir görüşme talebinde bulunur. Görüşmeler sırasında Çiçerin o güne kadar Şark hudutlarımız hakkında hiçbir değerlendirme ileri sürmediği halde birden bire Van ve Bitlis vilayetlerimizden Ermenistan’a toprak terk edilmesini ister ve ancak antlaşmanın ondan sonra imzalanacağını ileri sürer. Bekir Sami Bey kanaat verici ve delilere dayalı cevaplar vermeye çalışsa da Çiçerin’i ikna edemez.
Yazar, Moskova giderken başlıklı bölümde yolculuğu sırasında geçtiği illerden ve buralarda yaptığı görüşmelerden bahsetmektedir. Sivas iline geldiğinde, Sivas Kongresi sırasında yaşanan gelişmelerden kısaca bahsetmekte ve Mustafa Kemal hakkında övgüyle bahsetmektedir. Kars’ta Kazım Karabekir Paşa ve halk tarafından coşkulu ile karşılandığından bahsetmektedir. Kars ta bulunduğu sırada Rus Ankara mümessili ile görüşme yapan yazar, Rusya’daki havanın değiştiğini ve Türkiye ile ilgili meselelere daha ehemmiyet verildiği yolunda bilgiler edinmiştir. Kars’dan sonra Tiflis’e geçen yazar burada Gürcistan hakkındaki değerlendirmesinde; İngiliz emperyalizminin himaye eder gibi göründüğü Gürcistan’ı bir taraftan yemlik olarak Rusların önüne attığından bahsetmektedir. Tiflis’ten Bakû’ye geçen yazar Bakü ile ilgili gözlemlerinde; Her şeyin devletleştirildiğini, serbest hayatın kaldırıldığını, yaşayışın devlet programına ve usullerine göre tanzim edildiğinden bahsetmektedir. Bakü’de Halkın ihtiyaçlarını karşılamak zorlandığı ve durumun hiç de iç açıcı olmadığını anlatmaktadır.
Yazar Moskova’daki görevine başlamasından kısa süre sonra Rus Hükümeti ile müzakerelere başlamıştır. Türk tarafı askeri malzeme yardımı yanın da; Rusların yapacakları yardımın gizli tutulması, Misak-ı Millinin tanınması, Boğazlar meselesi, Çarlık Rusya’sı ile yapılan antlaşmaların ilgası ve Batum şehri konularındaki taleplerini Ruslara bildir. Sovyet Hükümetinin amacı ise Türkiye, Polonya, Orta Avrupa ve Balkan milletlerinin varlığını ve istiklalini tanıyarak, onlara dost ve yardımcı görünerek Batılı ülkelerden daha yakın olduğunu göstermekti. Moskova Anlaşması 16 Mart 1921 yılında imzalanır. Ayrıca 1 Mart 1921’de Afganistan ile bir dostluk antlaşması imzalanır.
Yazar aynı dönemde Rusya’da bulunan Enver Paşa ve arkadaşları ile temasa geçmiştir. Yazar Enver Paşanın amacının; İslam âlemindeki ve Şark milletleri nezdindeki şöhretlerine ve Alman askeri ricalinden bazılarının dostluğuna güvenerek, o tarihte dünyaya hakim olmak isteyen İngiliz emperyalizmine karşı Ruslardan istifade ederek bir savaş açmak olarak değerlendirmiştir. Ancak bunun hiçbir zaman gerçek olmayacak bir hayal olarak nitelendirmiştir. Sovyet Hükümetinin Enver Paşa ve arkadaşları ile ilgilenmesindeki amacını ise iki nedene bağlamaktadır. Bunlardan birincisi; İslam Alemi ve Doğu milletleri üzerindeki nüfuzlarından yararlanarak bu milletlere istiklal vaat ederek Orta Asya da ve Hindistan’da İngiliz emperyalizmi ile mücadeleyi temin etmek. Diğeri ise; Enver Paşa ve arkadaşlarının Türk ordusunun takviyesi maksadı ile Anadolu’ya Azerbaycan piyadeleri ile Kafkas süvarilerini götürmek, bunların arkasında Üçüncü Enternasyonale bağlı ve kendilerinin meydana getirdikleri Türk Komünist partisinin teşkilatını Anadolu’ya da sokmak, Ankara Hükümeti ile Enver Paşa taraftarları arasında çıkması muhtemel ihtilaflardan faydalanmak ve Anadolu’da da Kafkaslarda ve Ukrayna’da olduğu gibi bir Türk Şualar devleti kurmaktı.
Orta Doğu ve Müslüman milletler ile ilgili değerlendirmesinde bölge milletlerinin istiklal mücadeleleri ile Türkiye’nin istiklal mücadelesi arasında sıkı ve samimi ilişkiler bulunduğunu anlatmıştır. Doğu milletlerinin yalnız başlarına İngiliz emperyalizmi ile mücadele edemeyeceğini düşünen yazar, muhakkak suretle Türkiye ve Rusya’dan maddi ve manevi yardım görmeleri gerektiğini belirtmiştir. Bu durumu anlayan İngilizler ise; öncelikle Türkiye’yi ortadan kaldırmayı sonrada Rusya’ya sıkı bir abluka uygulamaya karar verdiğini belirtmiştir.
Yazar İkinci İnönü zaferinin Sovyet Rusya ve Batılı ülkeler üzerindeki etkisinden bahsetmiştir. Zafer, Batıda ve özelikle Rusya’da etkisi büyük olmuştur. Yunan ordusunun Anadolu’da uzun süre dayanamayacağı ve hatta boğazları bile savunamayacağı fikri kabul görmüştür. Fransa ile İngiltere arasında fikir ayrılığı oluşmuş ve Fransa cephesinde Yeni Türk devletini tanıma eğilimi başlamıştır. Ancak Rusya Türkiye’nin lehine olan bu siyasi gelişmelerden rahatsız olarak yapmaya başladığı askeri yardımı kesmiştir.
Rusya’daki tebaamız durumu hakkında bilgiler veren yazar Rus inkılâbının başından itibaren Türk, özellikle Müslüman olan tebaamız çeşitli nedenler ile menfaatlerini, Müslüman olmayanlar kadar koruyamamıştır. Bazılarının evlerine el konulmuş, ticaretle uğraşanların malları ve parları alınmış,  tüccarların ise alacakları verilmemiştir. Hatta alacakların miktarı Sovyetlerin Ankara Hükümetine yapmış olduğu nakdi yardımın yarısı olduğu değerlendirilmiştir.
Kütahya- Eskişehir muharebeleri sonrası durumu değerlendiren yazar Rusların ahde vefa göstermediklerini vurgulamıştır. Bu muharebeler sonucu ordumuz Sakarya’nın doğusuna çekilmek zorunda kalmıştır. Yunan başarısı üzerine Ankara’nın dağılıp dağılmayacağı konusunda şüphelenen Rusya, dağılması durumunda Anadolu milli idaresinin Enver Paşa ve arkadaşları ile yeniden kurulabilmesi için Enver Paşa ile anlaşarak onu Batum’a göndermiştir. Müslüman kuvvetlerle Enver Paşayı takviye edeceği vaadinde bulunmuştur. Sakarya muharebelerinin kazanılması Rusların planlarının suya düşmesine neden olmuştur. Sakarya zaferinden sonra Türkiye ile Fransa arasında imzalanan Ankara Antlaşması Rusya’da ve İngilizlerde tepkilere neden olmuştur. Türkiye ise Batıdaki iki önemli düşmanın fikir ayrılığına düşmesinden oldukça memnundu.
Yazar kitabının son bölümünde ise elçiliğin Rus görevliler tarafından basılması ve Moskova’dan ayrılması konusundan bahsetmiştir. Elçiliğimiz Rus resmi görevlileri tarafından basılarak, belgelerine el konulmuş ve elçilik personeli Yüzbaşı Emin Bey rehin olarak alınmıştır. Yüzbaşı Emin Bey daha sonra serbest bırakılmış ancak belgeler geri alınamamıştır. Bu çirkin olay sonucunda Ali Fuat Cebesoy ve elçilik heyeti memlekete geri dönmek kararı almıştır.