Despina vadideki kamping işletmecilerinin halen kullandığı tek göz şömineli evin hanımıydı. Kumsaldaki kayanın üstüne oturup kanyon duvarı arasından denize batan güneşi izlerken belki de denize açılıp bir daha dönmeyen denizci sevgilisini beklerdi. Günlerden bir gün Despina ortadan kayboldu, köylüler onu bir daha hiç göremediler.
Fethiye, Ölüdeniz’den 5-7 km. uzaklıkta, etrafı ortalama 350 m. yükseklikte dağlarla çevrili bu ilginç kanyon, adını Temmuz-Eylül ayları arasında görülen “Jersey Tiger” adlı kaplan kelebeklerinden almıştır. Yaz kış akan küçük şelale, geniş kumsal, tertemiz deniz, pırıl pırıl çakıl taşları ve çevreyi süsleyen pembe zakkum çiçekleri ile küçük bir yeryüzü cenneti olan koya ulaşım, Fethiye Ölüdeniz’den teknelerle sağlanmaktadır. Dünya gezginlerinin buluşma yeri ve zaman zaman da mavi yolculuk tekne turuna çıkan gulet, yelkenli ve yatların da uğrak yeri olan vadide çadırlı kamp alanı, restoran, bar, ruf, duş, kabin vb. olanaklar bulunmaktadır.
M.Ö. 4. Yüzyıla uzanan Likya'nın, Perdicia isimli yerleşim yerinin bazı kalıntıları kanyonun hemen üstünde yer almakta ve buradaki köy halen o zamanı hatırlatan Faralya ismiyle anılmaktadır. Köyün şimdiki adı Uzunyurt. Bizans ve Rum yerleşimcileri tarafından Osmanlının son zamanlarına kadar sürdürülen, teras teras, yamaçlara uygulanan bahçecilik kültürü Türk göçebelerine devredilmiş ve bugüne kadar gelmiştir. Vadide görülmemiş irilikte narenciyeler, Akdeniz’in tipik incir, sakız, harnup, dut ağaçları, bir kişinin taşıyamayacağı irilikteki karpuzlar yetiştirildiği hafızalardadır. Hatta köyün (Belki şu anda hiçbirisi hayatta bulunmayan) en yaşlılarının ilk gençlik yıllarından, vadide yaşayan gizemli kadın Despina'nın asırlık yaşına rağmen köye değiş tokuş için getirdiği yük dolu çuvalların kanyon duvarlarından nasıl çıkartıldığı hatırlanır.
1968'in çiçek çocuklarından ressam aynı zamanda koleksiyoncu ve fotoğrafçı Rıfat Kılar vadiden etkilenerek Güdürümsü olarak bilinen yerel isminin değişmesine yol açacak "Kelebekler Vadisi" ismini telaffuz etti. 1987'de doğa sever bir grup adeta vadiyi koruma misyonunu üstlendiler. Bölgenin imar yasağıyla korunmasından başka, aktif koruma adını verdikleri doğaya uyumlu bir etkinlik merkezi oluşturmayı planlıyorlardı. turizmden biraz farklı bir amaçla, vadide Butterfly Valley adlı bir kamping restoran işletmesi açtılar. Yoğun bir kampanyayla gereken ilgiyi çekmekte gecikmediler.
Kanyonun arka ucunda 60m. lik düşülerle akan şelaleler, dere boyunca dev zakkumların cangılında bulunan ve vadiye ismini veren Kaplan Kelebeği habitatı. Vadinin iki önemli karakteristik özelliği var. Bunlardan biri ürpertici dik ve yüksek kayalıklar ve batı rüzgarlarına açık bir deniz ufkuyla dış dünyadan yalıtılmış ve soyutlanmış olması. Diğeri, kumsalından şelalesine, kaya peyzajlarından batan gün seremonisine, tarihinden kelebeğine pek çok özelliğin, hemen hepsi 100 dekar alanda, hep bir arada sunulmuş olması.
10 Yıldır, bireysel gezen, merak eden, kaşif ruhlu sırt çantalı gençler kulaktan kulağa burayı birbirlerine anlattılar. Öyleki, her ülkeden duymayan kalmadı burası çok uluslu bir gezginler cennetine döndü. Vadinin çağlayanlar bölümündeki cangılda kaplan kelebeği (Euplagia Quadripunctaria) kolonisi barınıyor. Geceleri hareketli olan ve vadiye ismini veren bu tür yanında, tespit edilebilen 35 kadar gündüz 35 kadarda gece kelebeği bulunur. Bunlar arasında Danaus Chrysippus'un bir alt türünü oluşturan endemik (yalnız o bölgeye özel) kelebekler de vardır.
Tren yolculuklarını çok severim.. Hayat doludur trenler.. Her şey vardır.. Hani önemli olan varmak değil yolculuk etmektir derler ya.. (BMW öyle der..) Pazar günü İstanbul'da, Büyükada'daydım. Harika bir tren yolculuğundan sonra sabah kahvaltımı restoran vagonda Hereke sularının ilk ışıklarını ve körfeze demir atmış uyuyan gemileri izleyerek yaptım. İstanbulda Kadıköy'de iskele kıyısındaki bir çay bahçesinde arkadaşlarımla buluştum. Sabah yakaladığımız ilk ada vapuruyla Kadıköy iskelesinden yola çıktık. Havada bir parça simit kapmak için vapurla yarışan martılarla birlikte adaları teker teker ziyaret ederek öğleden önce Büyükada'ya vardık. Bu arada boğazdaki yunus sürüsünü belirtmeden geçemeyeceğim.. İşte size biraz ada, biraz İstanbul getirmek istedim... Bazen bir martının, ya da bir leyleğin gözlerinden... Haydi binin atlı karıncaya, birlikte uçalım...
Büyükada çam ormanları, kır kahveleri ve faytonlarıyla İstanbul'un yanıbaşında bambaşka bir dünya...
Saat kulesinin sağ tarafında fayton durakları vardır. Adanın tek ulaşım aracı olan faytonlarla belirli bir adrese gidebileceğiniz gibi, büyük ve küçük tur olarak iki farklı güzergahta yapılan gezintilerde bütün adayı turlayabilir ve tüm güzellikleri izleyebilirsiniz.
Sağ yanınızda görkemli yapısıyla Anadolu Kulübü'nü göreceksiniz. Buradan Mehmetçik Caddesi'ne kıvrılacak, Ermeni Katolik Surp Astvadzazin Kilisesi'nin yanından geçerek Çankaya Caddesi'ne çıkacaksınız. Karşınıza "Agopyan Köşkü" olarak bilinen 4 katlı ve 22 odalı yapı bir zamanlar otel olarak kullanılmıştı.
Çiçek kokuları, kuş cıvıltıları içindeki yürüyüş parkurunda Nizam Yokuşu'na varırız. Hemen karşımızda Dil Burnu dinlenme tesisleri vardır.
Kilise ziyaretimiz bittikten sonra, tepenin en muhteşem, en hakim yerinde kurulu bir yapının hemen yanındaki taraçada muhteşem bir manzarada yemeklerimizi yedik. Izgaraları ve dolmaları çok güzel. Börek de yapıyorlar. fiyatlar da gayet makul.. Ama sürpriz kendi yaptıkları harikulade özel kırmızı şarap... Self servis ve pazar günleri çok kalabalık olabiliyor. Biraz erken gitmekte ve sıranız gelmişken herşeyi birden almakta yarar var... Gelirken iki şişe kırmızı şarap da sizin için çantama atmak istedim. ama kuyruk o kadar uzamıştı ki... Belki de daha iyi... Çünkü birlikte gidip yerinde yaşayabilir ve tadabiliriz.
Biz zevkle yemeğimizi yerken ve şarabımızı yudumlarken, çok kalabalık bir leylek sürüsü bizi ziyarete geldi... Hemen üstümüzde, hatta çevremizde kalabalık gruplar halinde uçarak çemberler çizdiler... Ve geldikleri gibi de aniden gittiler..
Akşam yemeğimizi Kadıköy iskelesindeki bir restoranda güneşin istanbul üzerindeki muhteşem ve dünyaca meşhur batışını izleyerek yedik. Daha sonra Haydarpaşa'ya giderken deniz kıyısındaki çayhanelerden gözümüze kestirdiğimiz bir tanesinde çayımızı istanbul'un ışıklı renklerinin denizdeki oynak yansımalarını izleyerek içtik. Ama aklımız balık ekmek teknelerinde ve tekne lokantalarında kaldı. Bir dahaki sefere ..




