seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2012 Pazartesi

Anadolu Notları, Reşat Nuri Güntekin

Anadolu Notları, Reşat Nuri Güntekin, İnkılap Yayınları, 2002, İstanbul

Cumhuriyet dönemi Türk romanının en önemli isimlerden birisi olan Reşat Nuri Güntekin 25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. 1912 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirerek 1913  yılında Bursa’da öğretmenlik hayatına başlamıştır. 1931 yılında Milli Eğitim müfettişi, 1933-1943 yılları arasında Çanakkale milletvekili, 1947 yılına kadar Milli Eğitim Başmüfettişi, 1954 yılına kadar Paris Kültür Ataşesi olarak görev yapmıştır. UNESCO’da Türkiyeyi temsil etmiştir. 1954 yılında emekli olmuş, kanser tedavisi için gittiği Londra’da 7 Aralık 1956’da ölmüştür. Yazarın, romanları, hikayeleri, tiyatro eserlerinin yanı sıra çeşitli çevirileri de bulunmaktadır.
“Anadolu Notları I-II” kitabı iki kitaptan oluşmaktadır. Birinci kitap, yazarın Anadolu yollarında, istasyonlarda, trende vb. başından geçen ve  çevresinde gelişen olayları, gözlemlerini aktarmaktadır. İkinci kitap ise, daha çok düşüncelerinden oluşmaktadır.
Kitap 53 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler yazarın Anadolu’da gezerken tuttuğu notlardır. Yazar birçok notunda yer ve zaman belirtmemiştir. Fakat bahsettiği olaylardan Cumhuriyetin ilk dönemlerini anlattığı rahatça anlaşılmaktadır.
Yazar notlarında zaman ve yerden bahsetmemesini “Zaten Anadolu’da zamanlar ve yerler kadar birbirine yakın ve birbirine benzer ne var ki?” diyerek açıklamıştır. Tarih ve zaman tutmanın gereksiz olduğunu belirtmiştir.
Yazarın gezi notları içinden dikkat çekenlerden bazıları aşağıya çıkartılmıştır:
Anadolu’da yolculuk yaparken trenlerde, insanların içinde bulunduğu duygular, diğer insanlara karşı tavırlar, kompartımana yolcu girmesini engellemek için başvurulan hileler anlatılmaktadır. Bu yöntemlerden bulaşıcı hastalıklı gibi görünmek ve tren kalkana kadar kompartımanda yolcu olmayan kişileri tutarak dolu görüntüsü vermek ilgi çekicidir.
Anadolu’da kitap ve gazete satışlarından bahsedilmiştir. Türkiye’de sağlam bir yayın kuruluşunun olmadığı, “Bizde halk gazete, kitap okumaz.” imajının oluştuğu, Anadolu’ya satılmak için çok az kitabın gönderildiği gibi değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Adana’nın işlek caddelerinden birinde gazete satan çocuğun hikayesi ve çocuğa gazete sattıran adamın davranışlarından yola çıkarak ülkede birçok bozuk sistemin olduğu yargısına varılmaktadır.
Bir kasabada gerçekleştirilecek olan ilk balo için yapılan hazırlıklar ve baloya giden arkadaşının durumu, aynı gece, kasabadaki bir düğünde gençlerin başından geçenler ve jandarmanın tutumu anlatılmıştır.
Bir istasyonda yazarın yanına gelen meczup genç ve yazarın diyaloğu, Anadolu şehirlerine giden tuluat tiyatrosu oyuncuları ile genç arasında geçen aşk hikayesi ve sonrasında gencin akli dengesini kaybedişi, gencin başından geçen dram, yöre halkının gence karşı tutumu ile tuluat tiyatrolarına bakış tarzları anlatılmaktadır.
Anadolu’daki kahvehane kültürü, işsizlerle çalışanların kahvehane ziyaretleri, memurların kahvehaneye giderek yorgunluklarını gidermeleri ve bu yerlerin çalışan insanlara ruh ve akıl sağlığı açısından kazandırdığı faydalardan bahsedilmiştir.
Anadolu otellerinin içinde bulunduğu durum, otellerde kalan insanların tutum ve davranışları ve yazarın temizlik konusunda gösterdiği hassasiyet de kitabın içinde geçen gezi notlarındandır.
Son bölümde yer alan “Bir Dost Tenkidine Cevap” başlığı altında yazar bir dostunun birinci kitaptaki eleştirilerine cevap vermektedir.

5 Kasım 2011 Cumartesi

Anıtkabir'in öyküsü: Anıtkabir hakkında bilinmeyenler

Anıtkabir MozoleAnıtkabir yapılmadan önce rasat (gözlem) istasyonu bulunması dolayısıyla Anıttepe'nin ismi Rasattepe idi. 906 rakımlı bu tepede, MÖ. 12. yüzyılda Anadolu'da devlet kuran Frig uygarlığına ait tümülüsler (mezar tepeleri) bulunuyordu. Anıtkabir'in Rasattepe'de yapılmasına karar verildikten sonra bu tümülüslerde yapılan arkeolojik kazılardan çıkarılan eserler bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergileniyor.

Anıtkabir'in yerinin seçilmesi için görevlendirilen komisyon 1 Mart 1941 tarihinde uluslararası bir yarışma açtı. Yarışmaya, Türkiye, Almanya, İtalya, Avusturya, İsviçre, Fransa ve Çekoslovakya'dan toplam 47 proje katıldı. Bu projelerden üç tanesi komisyon tarafından ödüle layık görüldü. Milli konu ve kavramları daha iyi ifade etmesi ve araziye uygunluğu nedeniyle, Prof. Dr. Emin Onat ve Doç. Dr. Ahmet Orhan Arda'nın projesinin uygulanmasına karar verildi. 9 Ekim 1944 tarihinde yapıma başlandı. Anıtkabir'in inşası 9 yıllık bir sürede 4 aşamalı olarak 1953 yılında tamamlandı.

Onbeş yıl boyunca Ankara Etnografya Müzesi’ndeki geçici kabirde kalan cenaze 10 Kasım 1953 günü Anıtkabir'e nakledildi. Etnografya Müzesinde bu kısım halen Atatürk’ün anısına hürmeten sembolik bir kabir şeklinde korunuyor.

Anıtkabir 23 Nisan KulesiAtatürk'ün naaşı, mozolenin zemin katında doğrudan doğruya toprağa kazılmış bir mezarda bulunuyor. Ziyarete açık olan, mozolenin birinci katı olan şeref holündeki sembolik lahit taşının tam altında bulunan mezar odası Selçuklu ve Osmanlı mimari stilinde sekizgen planlı kümbet tarzında piramidal külahlı, tavanı geometrik motifli mozaiklerle süslü. Zemin ve duvarlar siyah, beyaz, kırmızı mermerlerle kaplı. Mezar odasının ortasında kıble yönünde kırmızı mermer sanduka yer alıyor. Mermer sandukanın çevresinde Türkiye'deki bütün illerden, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Azerbaycan'dan gönderilen toprakların konulduğu pirinç vazolar bulunuyor.

"Bu taşındır diyerek Kabe'yi diksem başına...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana!"

İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy'un, Çanakkale Şehitleri şiirinden.
Mustafa Kemal Paşa Samsun'dan Ankara'ya ne şartlarda ve nasıl ulaştı? Atatürk'ün Ankara yolculuğunun bilinmeyen öyküsü: Ankara Beynam Ormanları ve Beynam Atatürk Evi...
Kurtuluş Savaşı bu evde kazanıldı: Atatürk ve Fikriye Hanım'ın öyküsü...
Sakarya Şehitleri Anıtı ve Sakarya Köyünün öyküsü...
Ankara Anıtkabir'den görüntüler...

Inside Ataturk's Mausoleum, originally uploaded by voyageAnatolia.

19 Temmuz 2011 Salı

Piri Reis Haritası: Çanakkale Boğazı

Piri Reis Haritası

Piri Reis Haritalarında Çanakkale Boğazı. Çanakkale Deniz Müzesi.

Bozcaada: Yardım Limanı; Anadolu: Yenişehir Sırtı, Karye-i Kirte, (Kirte Köyü), Kal'a-yı Sultanhisar, (Kumkale Kalesi), Çeşme, Sultaniye, (Çimenlik Kalesi), Kepez, Nara Burnu; Rumeli: Kal'a-yı Seddülbahr, Kal'a-yı Kilidülbahr, Kal'a-yı Maydos, Kilya Limanı.

Türk-Osmanlı denizci ve kartografı Pîrî Reis, Ahmet ibn-i el-Hac Mehmet El Karamani Muhyiddin Pîrî Bey, Amerika'yı gösteren Dünya haritaları ve Kitab-ı Bahriye adlı denizcilik kitabıyla tanınmıştır.

Pîrî denizciliğe amcası Kemal Reis'in yanında başladı. 1487-1493 yılları arasında Akdeniz'de korsanlık yaptılar. Sicilya, Korsika, Sardunya ve Fransa kıyılarına yapılan akınlara katıldılar. 1486'da Endülüs'te Müslümanların hakimiyetindeki son şehir olan Gırnata'da katliama uğrayan Müslümanlar Osmanlı Devleti'nden yardım isteyince o yıllarda deniz aşırı sefere çıkacak donanması bulunmayan Osmanlı Devleti, Kemal Reis'i Osmanlı Bayrağı altında İspanya'ya gönderdi. Bu sefere katılan Pîrî Reis, amcası ile birlikte müslümanları İspanya'dan Kuzey Afrika'ya taşıdı.

Venedik üzerine sefer hazırlığına girişen II. Beyazid'in Akdeniz'de korsanlık yapan denizcileri Osmanlı donanmasına katılmaya çağırması üzerine 1494'te amcası ile birlikte İstanbul'da padişahın huzuruna çıktılar ve donanmanın resmi hizmetine girdiler.

Pîrî Reis, Osmanlı Donanmasının Venedik Donanmasına karşı sağlamaya çalıştığı deniz kontrolü mücadelesinde gemi komutanı olarak yer aldı, böylece ilk kez savaş kaptanı oldu. Yaptığı başarılı savaşların sonucunda Venedikliler barış istediler ve iki devlet arasında bir barış anlaşması yapıldı. Pîrî Reis, 1495-1510 yıllarında İnebahtı, Moton, Koron, Navarin, Midilli, Rodos gibi deniz seferlerinde görev aldı. Akdeniz'de yaptığı seyirler sırasında gördüğü yerleri ve yaşadığı olayları, daha sonra Kitab-ı Bahriye adıyla dünya denizciliğinin de ilk kılavuz kitabı olma özelliğini taşıyacak olan kitabının taslağı olarak kaydetti.

Oruç Reis'in Öyküsü: Gazavat-ı Hayrettin Paşa...

21 Haziran 2011 Salı

Bursa Yenişehir Şemaki Evi Müzesi

Selamlık: Bursa Yenişehir Şemaki Evi Müzesi

Osmanlı konağında yaşam...

İran'ın Şemah kasabasından Anadolu'ya gelerek Yenişehir'e yerleşen Şemaki ailesi tarafından tahminen 18.yüzyılda yapılmıştır. İki katlı evin zemin katında taşlık, sağında mutfak ve kiler, solunda iki kışlık oda bulunmaktadır.

Bursa'nın 52 km doğusunda yer alan ve Osman Gazi döneminde Osmanlı topraklarına katılan Yenişehir, Osman Gazi tarafından gazilerine kılıç hakkı adıyla yurtluk olarak verilmiştir. İskana açılan yerde kurulan kent Yenişehir adını almıştır.

Konağın mutfak duvarına bitişik ahşap merdivenlerle üst katına çıkılır. Bahçeye bakan ön cephe revak şeklinde kemerli bölümlerle dışa açılmaktadır. Solda eyvanlı sofaya açılan bir baş oda, sağda biri büyük, diğeri küçük iki oda bulunmaktadır. Evi süsleyen nebati motifli ve manzara dekorlu kalem işleri 19. yüzyıla aittir.

Bahçede bulunduğu söylenen hamam kısmı bugün yoktur.

Yenişehir Şemaki Evi Müzesi Pazartesi dışında her gün mesai saatlerinde ziyarete açıktır.

Haremlik: Bursa Yenişehir Şemaki Evi Müzesi

Mutfak: Bursa Yenişehir Şemaki Evi Müzesi

15 Haziran 2011 Çarşamba

Hasankeyf El-Rızk Camii

Hasankeyf El-Rızk Camii

Hasankeyf El-Rızk Camii minaresi ve leylekler. Her yıl bir leylek ailesi İslam mimarisinin bu eşsiz örneğinin üzerine yuva yapar. Anne leylek yumurtaların üzerine kuluçkaya yatarken, baba leylek yuvaya yiyecek taşır. Derken yumurtalar çatlar ve minik leylek yavruları çıkar. Ilısu Barajı tamamlandığında minarenin leylek yuvasına kadar Dicle Nehri'nin suları altında kalması bekleniyor... Hasankeyf batsın mı, bir tarih ve turizm merkezi mi olsun? Bugünlerde bir yandan baraj yapımı, bir yandan da ilk su altında kalacak alanda bile restorasyon çalışmaları tüm hızıyla sürüyor...

Hasankeyf El-Rızk Camii

Hasankeyf El-Rızk Camii

Kûfi Hatt, Hasankeyf El-Rızk Camii

13 Haziran 2011 Pazartesi

Mardin Kasımiye Medresesi

Mardin Kasimiye Medresesi

1457-1502 yılları arasında Akkoyunlu Sultanı Cihangir'in oğlu Sultan Kasım tarafından yaptırılan Mardin Kasımiye Medresesi'nin kapısında.

6 Haziran 2011 Pazartesi

İpek Yolu Üzerinde Deve Kervanları

İpek yolu'nun kamyonları, develer, Göbeklitepe, Urfa

Çin'den başlayarak Anadolu ve Akdeniz aracılığıyla Avrupa'ya kadar uzanan dünyaca ünlü ticaret yolu İpek Yolu sadece tüccarların değil, aynı zamanda, doğudan batıya ve batıdan doğuya bilgelerin, orduların, fikirlerin, dinlerin ve kültürlerin de yolu oldu.

Milattan yüzyıllar önce Mısırlılar, daha sonra da Romalılar, Çinlilerden ipek satın alırlardı. Ulaşım ise, daha sonra İpek Yolu adı verilen güzergahı izleyen kervanlarla sağlanırdı.

İpek endüstrisi, eski çağlardan beri birçok milletin hayatında çok önemli bir yer tutmuştur. Uzak Doğu'dan gelen ipek ve baharat, Batı dünyası için, uluslararası ilişkilerde önemli bir rol oynamıştır. İpek, ayrıca Doğu kültürünün Batı tarafından tanınmasını da sağlamıştır. Doğu'nun ipeği ile baharatının kervanlarla batıya taşınması, Çin'den Avrupa'ya ulaşan ticaret yollarını oluşturmuştur.

Orta Çağda, ticaret kervanları, şimdiki Çin'in Şian kentinden hareket ederek Özbekistan'ın Kaşgar kentine gelirler, burada ikiye ayrılan yollardan ilkini izleyerek Afganistan ovalarından Hazar Denizi'ne, diğeri ile de Karakurum Dağları'nı aşarak İran üzerinden Anadolu'ya ulaşırlardı. Anadolu'dan deniz yolu ile Akdeniz ve Karadeniz (Tirebolu) limanlarından veya Trakya üzerinden kara yolu ile Avrupa'ya giderlerdi.

Doğudan batıya doğru gelişen bu ticari harekette daha önceki çağlardan beri kullanılmakta olan bir yol şebekesinden yararlanılmıştır. Yoğun bir şekilde ipek, porselen, kâğıt, baharat ve değerli taşların taşınmasının yanında kıtalar arasındaki kültür alışverişine de imkân sağlayan bu binlerce kilometre uzunluğundaki kervan yolları zaman içinde İpek Yolu olarak adlandırılmıştır. İpek Yolu Asya'yı Avrupa'ya bağlayan bir ticaret yolu olmasının ötesinde, 2000 yıldan beri bölgede yaşayan kültürlerin, dinlerin, ırkların da izlerini taşımakta ve olağanüstü bir tarihsel ve kültürel zenginlik sunmaktadır.

Teknik alandaki gelişmelerin, kültür ürünlerinin veya ideolojilerin aktarımı, ticari mallara göre daha doğal ve kalıcı oldu. Ticari, politik, diplomatik veya misyonerlik nedenleri ile gerçekleştirilmiş uzak ticaretin bütün türleri farklı toplumlar arasında kültürel değişimi meydana getirdi. Şarkılar, hikâyeler, dini düşünceler, felsefi görüşler ve bilimsel bilgiler seyahat edenler yoluyla taşındı ve güncel kaldı. Bunların yanı sıra gıda maddelerinin girişi ile tarımsal değişim de gerçekleşti. Kâğıt üretimi ve matbaa, damıtma gibi kimyasal süreçler, etkili at koşumu ile üzengi gibi önemli buluşlar dünyaya Asya üzerinden yayıldı.

Fotoğraf: Develer, İpek yolu'nun kamyonları, Göbeklitepe, Urfa.

2 Haziran 2011 Perşembe

Sütlü Nuriye - Paylaşılamayan Lezzet

Mutfak: Bursa Yenişehir Şemaki Evi Müzesi

İznik'te Köfteci Yusuf'un yerinde otururken, yan sokağın karşısındaki çinicinin üstünde kocaman bir ilan dikkatimizi çekiyor. SÜTLÜ NURİYE!

Derken bunun bir tatlı olması gerektiğine karar verip, her ne kadar neden çinicinin üzerine asıldığını anlayamasak da, kallavi köftelerimizi, ortaya bol salata, piyaz ve yoğurtlarımızı kişi başı 8.35 liraya afiyetle mideye indirdikten sonra bizzat yerinde araştırmak üzere harekete geçiyoruz.

Enfes sütlü Nuriyelerimizi yedikten, çaylarımızı içtikten ve dükkanın önüne çıkıp "Sütlü Nuriye burada!" diye cümle alemle paylaştıktan ve kırk kişiyi küçücük dükkana doldurduktan sonra öğreniyoruz ki Nuriye tatlısı ya da sütlü versiyonu Türkiye'de paylaşılamayan bir lezzetmiş...

Annemin yemek tariflerini yazdığı defterinde "İki yumurtalı Ayla pastası" şeklinde hısım akrabadan, arkadaşlarından aldığı tarifler bulunurdu. Muhtemelen benzer bir hikayesi olan Nuriye tatlısının da ünü bütün Türkiye'yi sarmış... Diyarbakır'lı arkadaşlarımız "Nuriye öz be öz Diyarbakır tatlısıdır!" der ve hiç bir itiraz kabul etmezlerken, öğreniyoruz ki dükkan sahibi aslen Konya'lıdır, Sütlü Nuriye bir Selanik tatlısıdır ve Manisa Valiliği bir Manisa lezzeti olduğunu resmen tescil ettirmek üzere çoktan başvuruda bulunmuştur bile...

Ben taraf tutmuyorum... Hepsinin de tadına bakarım! Siz hala tatmadınız mı? Öyleyse bir dahaki sefere tarifini de yazarım...

Kıssadan hisse: Siz siz olun, kendi eseriniz olan bir pasta, tatlı, yemek tarifini eşe dosta dağıtmadan önce marka tescil, patent alın... Bunun yarını da var...

Fotoğraf: Mutfak, Bursa Yenişehir Şemaki Evi Müzesi.

31 Mayıs 2011 Salı

Gaziantep Bakırcılar Çarşısı

Gaziantep bakırcılar çarşısı

Gaziantep çarşısında bakır eşya dükkanı. Antika, dekorasyon ve hediyelik eşya yanısıra belki Alaaddin'in sihirli lambasını da burada bulabilirsiniz...

19 Mayıs 2011 Perşembe

Dünyanın Yedi Harikası



Dünya kültürünün ve medeniyetinin yedi temel eseridir. Bu yapıların ikisinin, hem de içlerinden en harikasının ülkemizde olduğunu biliyor musunuz?

"Dünyanın Yedi Harikası" sözünün antik Yunanca metinlerde geçen "theamata" kelimesinin karşılığı Türkçe'ye "Bunları yapmadan dönme!" şeklinde tercüme edilebilir. Yani tarihin ilk gezi ve tatil rehberi, bir çeşit antik fotoGezi blogudur.

Antik Dünyanın Yedi Harikası

Dünyanın Yedi Harikası klasik antik dünyanın yedi tanınmış mimari ve sanatsal yapısıdır. Antik Yunan gezginlerinin ve tarihçilerinin gezdikleri ve gördükleri yerlerin anlatımlarına dayanır ve yalnızca Akdeniz bölgesindeki yapıları içerir. Tarihçi Herodotus ve öğrencisi Callimachus of Cyrene (M.Ö. 305–240) İskenderiye Müzesinde "Dünyanın Yedi Harikası" listesini hazırladı. Ama yazıları günümüze ancak başka çalışmalarda kullanılan referanslar olarak ulaştı. Günümüze ulaşan en eski "Yedi Harika" listesi Sidon'lu Antipater'in (Antipatros) M.Ö. 140 yıllarında yazdığı bir şiirde geçmektedir:



"Atlı araba
Yolların kavşağına eriştiğinde,
İlk defa gördüm,
Gözlerimi alamadım,
Babil'in duvarlarından ...
Ve Alpheus'un Zeus'undan...
Ve asma bahçelerinden...
Ve Güneşin Colossus'undan...
Ve piramitlerin muazzam işçiliğinden...
Ve Mausolus'un anıt kabrinden...
Ama bulutlara erişen evini gördüğümde,
Ephesus'da Artemis'in,
Hepsi gözlerimde donuklaştı...
Selam olsun!
Olympus'tan uzaklarda,
Güneş yeryüzünde,
Asla bu kadar muhteşem görünmemiştir.
.
"
Antipater, Greek Anthology IX.58, Türkçeye çeviri: © fotogezi.blogspot.com

Keops (Khufu) Piramidi, Giza: M.Ö. 2650-2500 yıllarında Mısırlılar tarafından dördüncü hanedanlık firavunlarından Firavun Keops (Khufu) için, Giza'da yapılmıştır. Yapı günümüzde hala sağlamlığını korumaktadır.

Babil'in Asma Bahçeleri: M.Ö. 600 yılında Babil'liler tarafından yapılmıştır. Tarihçi Herodotus dış duvarlarının uzunluğunun 56 mil, kalınlığının 80 feet, yüksekliğinin ise 320 feet olduğunu belirtmektedir. Ancak arkeolojik bulgular bunu desteklememektedir. M.Ö. birinci yüzyılda deprem nedeniyle yıkılmıştır.



Efes'teki Artemis Tapınağı: M.Ö. 550 yılında Lidya'lılar, Persler, Yunan'lılar tarafından yapılmıştır. Yapımı 120 yıl sürmüştür. Yunan tanrıçası Artemis'e adanmıştır. M.Ö. 356 yılında, kısa yoldan "daha büyük bir üne sahip olmak" isteyen Herostratus adlı bir genç tarafından kundaklanarak, yakılıp yıkılmıştır.

Olimpia'daki Zeus Heykeli: Antik Yunanlılar tarafından Olympia'da yapılmıştır. 12 metre yüksekliğindeydi. İçine yapıldığı tapınak binasının tüm genişliğini kaplıyordu. Beşinci ya da altıncı yüzyıllarda yangın sonucu yıkılmıştır.



Maussollos'un Bodrum'daki Mozolesi: M.Ö. 351 yılında Persler ve Yunanlılar tarafından Halicarnassus'da (bugünkü Bodrum) yapılmıştır. Yaklaşık 45 metre yüksekliğindeydi. Dört duvarı kabartma rölyeflerle süslüydü. 1494 yılında deprem nedeniyle tahrip oldu. 15. yüzyılın başlarında St. John şövalyeleri bölgeyi işgal edip büyük bir kale inşa etmeye karar verdiklerinde, sağlam kalan yapıları da yıkarak Mausoleum'un taşlarını kullandılar.

Rodos Heykeli: (Colossus of Rhodes) M.Ö. 292-280 yıllarında Hellenistic Yunanlılar tarafından yapılmıştır. Yunan güneş tanrısı Helios'un yaklaşık olarak New York'taki Özgürlük Heykeli büyüklüğünde dev bir heykeliydi. M.Ö. 224 yılında deprem nedeniyle yıkılmıştır.

İskenderiye Feneri: M.Ö. 3.yüzyılda Hellenistic Mısırlılar tarafından inşa edilmiştir. 120-130 metre boyundaydı. Yüzyıllar boyunca dünyanın en yüksek binası olarak kaldı. 1303-1480 yıllarında deprem nedeniyle yıkıldı.

Günümüze kalan tek yapı Keops Piramididir. Antipater'in orijinal listesinde İskenderiye feneri, Ishtar Gate ile değiştirilmiştir. Babil'in Asma Bahçelerinin varlığı tam olarak kanıtlanamamıştır. Bodrum'daki Mausoleum of Maussollos ve Efes'teki Temple of Artemis heykellerinin en önemlilerinden bir kısmı Londra'da British Museum in London'dadır.

Tarihin ne ilginç bir cilvesidir ki Rodos Heykeli ve İskenderiye Feneri binlerce yıl sonra bugün New York Ellis Adasında bulunan Özgürlük Heykeline de ilham kaynağı olmuştur. Heykel ilk olarak 1860'larda Fransız heykeltraş Frederic Auguste Bartholdi ve Eyfel kulesinin mimarı Gustave Eiffel tarafından Mısır'da Süveyş Kanalı'nın girişinde Port Said limanına dikilmek üzere planlanır. Osmanlı İmparatorluğu'nun Mısır ve Sudan Hidivi Kavalalızade İsmail Paşa'ya sunulur. Ancak İsmail Paşa yerel huzursuzluk çıkacağı endişesiyle plana karşı çıkar. İşte o heykeli bugün biz Amerikan Rüyasının sembolü Özgürlük Heykeli olarak biliriz...

Çizimler: Dünyanın Yedi Harikası, Maarten van Heemskerck, Marten Jacobsz Heemskerk van Veen (1498 – Ekim 1, 1574), Hollandalı ressam 16.yy.

17 Nisan 2011 Pazar

Ey Oğul!



Ey Oğul!

Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..

Ey Oğul!

Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize vaat edilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.

Oğul!

Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.

İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğügibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...

Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.

En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar... İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..

Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..

Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.

Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.

Şeyh Edebali, 13. Yüzyıl, Söğüt, Bilecik, Osman Gazi'ye Nasihat.

Fotoğraf: Akçakoca, Osman Gazi Anıtı: Osman Gazi, Akçakoca Bey, Konuralp.

27 Ocak 2011 Perşembe

Ankara'da Hun İzleri



Ankara'da Hun İzleri - Damgaların Göçü: Ankara'nın Güdül ilçesine bağlı Salihlerobası köyünde, gözlerden uzak bir vadinin duvarları çarpıcı figürler, kaya resimleri, damgalar ve hatta Göktürklerin runik alfabesiyle yazıldığı düşünülen yazıtlar barındırıyor. (Atlas Dergisi, Nisan 2009)

Moğolistan'da Gobi Çölü'nden başlayıp Anadolu'ya uzanan taştaki izlerin en ilginç örneklerinden bazıları da Salihlerobası köyü yakınlarında. Buradaki kaya resmi alanında, Orta Asya'dakilerle çarpıcı benzerlikler taşıyan figür ve damgalar bulunuyor.

Damgaların Göçü: Türkler Anadolu'ya ne zaman geldi?

Yapımcı ve yönetmen Servet Somuncuoğlu,“Damgaların Göçü” belgeseli ile yine taşlardaki Türk izlerini TRT Belgesel kanalında ekrana taşıdı...

İzleyin: Bölüm 1, Bölüm 2, Bölüm 3.

31 Ağustos 2010 Salı

Ankara'da Süvari Birliğine Konuk Olduk

Süvari Birliği

30 Ağustos Zafer Bayramı törenlerinde Ankara'da Süvari Birliğine konuk olduk! Törenden sonra süvari atlarını çimenlerin üzerine getirip bizi konuk ettiler. Uzun kahküllü ve yeleli, iki metreden uzun boylu topçu kadanalarını bir görmeliydiniz. Tabii anne babalarının yanısıra bu işe en çok çocuklar sevindiler. Çünkü atları sevip birlikte fotoğraf çektirebildiler...

Süvari Atı

Topçu Kadanası

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Türk Yıldızları Ankara Semalarında

Türk Yıldızları

30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarında Türk Hava Kuvvetlerinin dünyaca tanınmış akrobasi gösteri timi Türk Yıldızları sekiz süpersonik jet uçağıyla Ankara semalarını kırmızı beyaz renklere boyadı...

Flight of Turkish Stars above Ankara

2 Temmuz 2010 Cuma

Bereket: Buğdayın ve İnsanlığın Öyküsü

Blessing
"Yedi semiz ineği yedi cılız ineğin yediğini gördüm!
Yedi dolgun başağı yedi kuru başağın yediğini gördüm!"
Buğday insan medeniyetinin ve şehir topluluklarının ortaya çıkışında çok önemli bir rol oynadı. Yabani bir ot olarak doğada yetişirken insanlar tarafından ekilip biçilerek, silolarda zor zamanlar için saklanarak, öğütülüp, mayalanarak, fırınlarda pişirilerek insan medeniyetinin hamurunu ve ekmeğini oluşturdu. Tevrat'ta ve Kur'an'da, Yusuf'un, Firavun Akhenaten'in rüyasını, "Yedi sene bolluk olacak, ardından yedi sene kıtlık olacak!"
şeklinde yorumladığı ve "Yedi senenin ürününü gelecek kıtlık günleri için sakla!" diye öğüt verdiği anlatılır... Old Mill at Cappadocia

Arkeolojik bulgular, buğdayın insanlar tarafından ilk olarak "Bereketli Hilal" olarak anılan, Nil Deltasından, Çukurova ve Harran Ovasını da içine alarak Fırat ve Dicle nehirlerinin suladığı bugünkü Irak'ı kapsayan bölgede ekilip hasat edildiğini gösteriyor. Ama en eski arkeolojik bulgulara Urfa Göbeklitepe ve Karacadağ yöresinde rastlanmıştır. Buradaki veriler buğdayın İsa'nın doğumundan 9000 yıl önce insanlar tarafından yetiştirildiğini gösteriyor. İnsanlar yabani arpa ve buğdayı günümüzden 25000 yıl kadar önce biliyorlardı.

Threshing-boards

17 Haziran 2008 Salı

Ankara, Mogan Gölünde Kuşların Vahşi Yaşamı



Ankara, Mogan gölünde kuşlar. Podiceps cristatus (bahri), Fulica atra (sakarmeke) ve diğer göl kuşları. Birdwatching at Ankara, Lake Mogan. Fotoğrafların tamamı.