Bir zamanlar Facebook'u sallayan Başkan Havva ve yardımcısı Gizem vardı o kadar ki Beyaz Şova konuk oldular..
Başkan seçilen Havva çocukların kendisini dinlemediği ve sürekli yaramazlık yaptıklarını "Orda Hamza bişeylerle uğraşıyor burda Hüseyin beni dinlemiyor ne yapayım şimdi nasıl başkanlık yapacam ben kendi hakkımla 100 aldım sizinde çalışıp 100 almanızı istiyorum " diye öğretmene dert yanıyor
Yardımcısı gizem ise başkanına psikolojik destek için önce fakir olduğu için öğretmenin kendisini başkan yapmadığını söyleyerek ailesinin maddi yoksunluğun dem vurarak babasının inşaatın altıncı katında çalıştığını ve düştüğünü ve parmağını kestiğini bunu okuyup çalışsınlar diye yaptığını böyle yapmanız insanlığa sığarmı İsmail sığarmı Burak? diye tepkisini dile getiriyor.
ilkokul ortaokul lise etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilkokul ortaokul lise etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Kasım 2012 Pazartesi
25 Kasım 2012 Pazar
Üniversite tercihi yaparken dikkat edilecek hususlar
Tercih yaparken bir çok kriter var. Bunun en belirgini alınan puan gibi görünse de aslında işin görünmeyen kısmında birçok faktör tercihi etkilemektedir.
Tercih dönemi herkes açısından farklı anlamlar taşıyor. Öğrencileri yetiştiren okullar, dershaneler, öğretmenler için, aileler için ve üniversiteler için değişik anlamlar ifade etmektedir. Bu işin gerçek yükünü omuzlarında taşıyan, derdini çeken, sınavlara giren ve tercihleri sonunda geleceği şekillenecek olan adaylar açısından ise “tercih” çok bilinmeyenli bir denklemdir diyebiliriz. Tercih yaparken bir çok kriter var. Bunun en belirgini alınan puan gibi görünse de aslında işin görünmeyen kısmında birçok faktör tercihi etkilemektedir. Biraz bunlara değinmek gerekiyor.
Aile faktörü en önemli faktörlerden biridir. Çünkü aileler öğrencilerin geleceğinin belirlenmesinde karar verici en önemli unsurdur. Aileler adayların geleceğinin belirlenmesinde hem bölüm, hem şehir, hem de üniversite tercihinde etki sahibidir. Aileler kendi sosyo-ekonomik durumlarını gözeterek çocuklarının en uygun tercihi yapmasını isterler.
Şehir faktörü hem aileler ve hem de adaylar açısından büyük öneme sahiptir. Öğrencilerin şehir seçimleri için çeşitli faktörler bulunmaktadır. Burada ailenin tercih edilmesi planlanan şehre bakış açısı ve adayların akranlarının tercih etmeyi planladığı şehirler öğrencilerin tercihlerini büyük ölçüde etkilemektedir. Ancak büyüklükleri, imkanları, öğrenciye sağladıkları, uluslararası işbirlikleri bakımından İstanbul ve Ankara Türkiye'de en çok tercih edilen iller olmaya devam edecektir. Her ne kadar metropol şehir olmanın bazı zorlukları ve sıkıntılarına sahip olsalar da bu şehirlerin artılarının daha fazla olduğunu söyleyebiliriz.
Üniversite ve bölüm faktörü ise daha çok idealist öğrenciler için önemli bir kriter olmaktadır. Henüz lise sıralarında otururken adaylar bazı üniversite ve bölümlerin hayalini kurmaktadır. Üniversite sınavlarına hazırlanırken birçoğumuz odamızın duvarına, yatağın kenarına, çalışma masamıza kazanmayı arzuladığımız üniversitenin resimlerini yapıştırmışızdır. Lisede alan seçerken bile o üniversite ve bölüme uygun alan seçilmektedir. Doğal olarak tercih vakti geldiğinde bu öğrenciler diğer etkenlere fazla bakmaksızın puanları el verdiğince ideallerinin peşinde olacaklardır.
Puan faktörü ise bütün bu diğer faktörlerin ötesinde bağlayıcı ve gerçekçi bir durumdur. Ailelerin kısıtları, istenilen şehir, üniversite ve bölümler, akran etkileri vb. tüm faktörlerin ötesinde adayların yeteri kadar makul bir puan almış olmaları gerekmektedir. Puan ne kadar düşük olursa seçenekler ve faktörler de o oranda azalmaktadır ve puanlar ne kadar yüksek olursa seçenekler de artacaktır. Yüksek puan almış öğrencilerin önlerindeki seçeneklerin fazla olması tercih konusundaki kararsızlıkları da artırmaktadır.
Tercih sürecinin faktörlerine genel olarak baktığımızda adayları çevreleyen ciddi etkenler olduğunu görüyoruz. Aileler, akranlar, üniversiteler, bölümler, idealler, puanlar, gelecek planları ciddi baskı unsuru olarak ortaya çıkmaktadır. Aslında en doğru tercihi ararken bu baskı unsurları doğru tercihi yapmaya engel bir durum da teşkil edebilir. Bütün bunların üstüne kitle iletişim araçlarının, kurs, dershane, okul ve üniversitelerin ortaya koyduğu sansasyonel bilgiler de eklendiğinde durum daha da gergin hale gelmektedir. Nihayetinde sınava giren bir buçuk milyondan fazla aday sınırlı sayıdaki ön lisans ve lisans kontenjanlarından kendileri için en iyi olanları açıkta kalma riskini en aza indirerek tercih edeceklerdir. Adayların aldıkları puanlara göre oranları değişse de her adayın yapacağı tercihlere göre açıkta kalma riski bulunmaktadır. İşte bu açıkta kalma riski ve diğer faktörler maalesef tercih dönemini heyecanlı olduğu kadar tedirgin bir süreç haline getirmektedir.
TERCİH SÜRECİNDE ATILACAK DOĞRU ADIMLAR
Tercih sürecinde doğru adımları atıp istenilen nihai hedefe varmak için öncelikle adayların neyi tercih ettiklerini bilmeleri gereklidir. Aslında tercih edilen bir şehir midir? Yoksa bir üniversitenin kimlik kartı mı? Ya da bir bölüm mü? Tercih edilen şey esasen büyük oranda adayla birlikte ömrünün sonuna kadar yaşayacak olan mesleğidir. İnsan hayatının en önemli dönüm noktalarından biri olan meslek seçimi ile tercih çok yakından ilişkilidir. Üniversite tercihi genellikle geri dönüşü olmayan bir süreçtir. Bu nedenle kişilerin kendilerini çok iyi tanıyor olmaları gereklidir. Hangi meslekte mutlu olacaklarını ve hangi mesleği tutkuyla ömürlerinin sonuna kadar yapabileceklerini iyi analiz etmeleri gerekir. Çünkü genelde ülkemizde çok rastlanan mesleki tatminsizlik ve mutsuzluk daha genç yaşlarda alınan yanlış kararların sonuçları olarak karşımıza çıkmaktadır.
Türkiye'de genç nüfus oranı oldukça yüksektir. Eğitimli genç nüfus oranı da git gide artmaktadır. Üniversite kontenjanlarının artması, eğitim imkanlarının ve kariyer kurslarının günden güne sayılarının çoğalması eğitimli genç nüfusun da artmasına katkıda bulunmaktadır. Ancak yapılan birçok anket ve bilimsel çalışmalar ülkemizdeki insanların azımsanamayacak bir kısmının eğitimini aldığı alanlarda çalışmadığı veya çalıştığı meslekten mutlu olmadığını göstermektedir. Ayrıca genç işsizlik oranının %20 civarında olması da genç nüfusun Türkiye'nin iş gücüne katılamadığını göstermektedir. Bu nedenle tercih yapacak olan adaylar hayatlarının geri kalanında mutlu olmak için, iş gücü içinde verimli bir şekilde çalışabilmek için kendilerini tanımakla kalmayıp hangi mesleklerin kendileri için avantajlı olduğunu ve o mesleklerde başarılı olup olmayacaklarını iyi düşünmeleri gerekmektedir.
Karar adayların kendilerinindir
Doğru meslek ve doğru gelecek planlarının yapılmasının ardından adaylar ailelerini, akranlarını, rehberlik uzmanlarını, üniversiteleri ve diğer tüm tarafları çok iyi dinlemelidirler. Kısacası herkesin fikrini almak gereklidir. Mensubu bulundukları ailelerin sosyo-ekonomik durumlarını da gözeterek kendileri ile ilgili kararı yine kendileri vereceklerdir. Aslında tercih sürecinin en can alıcı noktası da burasıdır. Adaylar kendileri ile ilgili bir yetenek ve ilgi analizi, mesleki hedefler ile ilgili sağduyulu bir değerlendirme, ailelerin endişelerini de ortadan kaldıracak kendine güvenli bir yaklaşım ve son olarak da üniversite tercihleri için gerekli olan teknik bilgi yardımıyla en uygun üniversite, bölüm ve dolayısıyla meslekleri seçilmiş olacaklardır. Ancak bu seçim sürecinin başından sonuna kadar kontrol adayın kendisinde olmalıdır. Aday aldığı kararı sahiplenebilmeli ve çıkan sonuca katlanma olgunluğunu gösterebilmelidir.
Sağlıklı bir liste yapılmalıdır
Tercihteki en son aşama teknik kısmıdır. Tercihteki faktörleri değerlendiren, geleceği için en iyi kararı kendisi verecek olan adaylar belirledikleri şehir, üniversite ve bölümlerin listesini ÖSYS tercih kılavuzu aracılığıyla veya güvenilir internet sitelerindeki tercih robotlarıyla yapabilirler. Hatta güvenilir rehber öğretmenlerle ve rehberlik uzmanlarıyla birlikte tercih edilebilecek bölümlerin listesi çıkarılabilir. Eğer bir uzman veya rehber öğretmenle birlikte tercih yapılacaksa adayların özellikle kendilerini tanıyan uzmanları öncelikli olarak tercih etmesi gereklidir. Eğer bu mümkün değilse tercih işleminden önce tercihi şekillendirecek faktörler üzerine bir miktar konuşmak ve bilgi vermek doğru tercihleri belirlemek açısından son derece önemlidir. Karşı tarafın sizinle birlikte aynı doğrultuda empati yapabilmesi için bu gereklidir. Sonuçta adaylar kendi kriterlerine uygun üniversite ve bölümlerin sağlıklı bir listesini çıkarmış olacaklardır.
Bilindiği üzere sınav sisteminde yapılan son değişikliklerle alanlar arasındaki puan farkları, meslek liseleri ve düz liseler arasındaki puan farkları artık ortadan kaldırılmıştır. Bazı durumlarda ise bir fark olsa bile bu kapatılamayacak düzeylerde değildir. Bu nedenle adaylar her alandan neredeyse her bölümü tercih etme özgürlüğüne sahiptirler. Devlet üniversitelerinde puanları yüksek olan bazı bölümlerin ise vakıf üniversitelerinde daha düşük olduğu görülmektedir. Bu nedenle adayların önündeki üniversite ve bölüm seçenekleri artmıştır. Adaylar belirledikleri üniversite ve bölüm seçeneklerini iki süzgeçten geçirmelidir. Bunlardan ilki en çok istedikleri okullar ve bölümler; diğeri de alınan puana en uygun olan bölümlerdir. Adaylar asla istemedikleri ve mutlu olmayacakları bölümleri listelerine almamalıdır. Açıkta kalma korkusuyla olsa bile düşük puanlı bir bölüm tercih edilecekse o bölümün kazanılan bölüm olarak karşılarına çıkabileceğini unutmamaları gerekir.
Bu kısa liste yapıldıktan sonra yine de bazı tereddütler olacaktır. Hatta verilmiş 24 tercih hakkından daha fazla okul ve bölüm listesi çıkarılmış olacaktır. Bu noktadan sonrası artık sıralama meselesidir. En doğru ilk 24 sıra belirlendikten sonra tercih edilen üniversite ve bölümlerin bir önceki yıl kaç puan ve daha önemlisi hangi başarı sırasından öğrenci aldığına bakmak gerekiyor. Kendi puan ve başarı sırası ile yerleşmek istediği bölümlerin puan ve başarı sırası arasında düzgün bir ilişki kuran adaylar mutlaka tercihlerdeki kaymaları da göz önünde bulundurarak birkaç yüksek tercih yapabilir. Ancak hayali denilebilecek kadar yüksek tercihler yapmanın bir yararı olmayacaktır. 3-5 bin kişilik kaymalar makul olacaktır. Bununla beraber açıkta kalma riskini ortadan kaldırmak için yine adayın yerleşmek isteyeceği düşük puanlı birkaç okul ve bölüm de tercih edilebilir. Az önce belirtildiği üzere aday asla istemediği bir bölümü sırf düşük puanlı diye yazmamalıdır. Bu sayede hem “Yüksek puanlı yerleri keşke yazsaydım” ve hem de “Neden birkaç düşük puanlı yerleri yazmadım ki?” cümlelerini kurmak zorunda kalmazlar.
Aile faktörü en önemli faktörlerden biridir. Çünkü aileler öğrencilerin geleceğinin belirlenmesinde karar verici en önemli unsurdur. Aileler adayların geleceğinin belirlenmesinde hem bölüm, hem şehir, hem de üniversite tercihinde etki sahibidir. Aileler kendi sosyo-ekonomik durumlarını gözeterek çocuklarının en uygun tercihi yapmasını isterler.
Şehir faktörü hem aileler ve hem de adaylar açısından büyük öneme sahiptir. Öğrencilerin şehir seçimleri için çeşitli faktörler bulunmaktadır. Burada ailenin tercih edilmesi planlanan şehre bakış açısı ve adayların akranlarının tercih etmeyi planladığı şehirler öğrencilerin tercihlerini büyük ölçüde etkilemektedir. Ancak büyüklükleri, imkanları, öğrenciye sağladıkları, uluslararası işbirlikleri bakımından İstanbul ve Ankara Türkiye'de en çok tercih edilen iller olmaya devam edecektir. Her ne kadar metropol şehir olmanın bazı zorlukları ve sıkıntılarına sahip olsalar da bu şehirlerin artılarının daha fazla olduğunu söyleyebiliriz.
Üniversite ve bölüm faktörü ise daha çok idealist öğrenciler için önemli bir kriter olmaktadır. Henüz lise sıralarında otururken adaylar bazı üniversite ve bölümlerin hayalini kurmaktadır. Üniversite sınavlarına hazırlanırken birçoğumuz odamızın duvarına, yatağın kenarına, çalışma masamıza kazanmayı arzuladığımız üniversitenin resimlerini yapıştırmışızdır. Lisede alan seçerken bile o üniversite ve bölüme uygun alan seçilmektedir. Doğal olarak tercih vakti geldiğinde bu öğrenciler diğer etkenlere fazla bakmaksızın puanları el verdiğince ideallerinin peşinde olacaklardır.
Puan faktörü ise bütün bu diğer faktörlerin ötesinde bağlayıcı ve gerçekçi bir durumdur. Ailelerin kısıtları, istenilen şehir, üniversite ve bölümler, akran etkileri vb. tüm faktörlerin ötesinde adayların yeteri kadar makul bir puan almış olmaları gerekmektedir. Puan ne kadar düşük olursa seçenekler ve faktörler de o oranda azalmaktadır ve puanlar ne kadar yüksek olursa seçenekler de artacaktır. Yüksek puan almış öğrencilerin önlerindeki seçeneklerin fazla olması tercih konusundaki kararsızlıkları da artırmaktadır.
Tercih sürecinin faktörlerine genel olarak baktığımızda adayları çevreleyen ciddi etkenler olduğunu görüyoruz. Aileler, akranlar, üniversiteler, bölümler, idealler, puanlar, gelecek planları ciddi baskı unsuru olarak ortaya çıkmaktadır. Aslında en doğru tercihi ararken bu baskı unsurları doğru tercihi yapmaya engel bir durum da teşkil edebilir. Bütün bunların üstüne kitle iletişim araçlarının, kurs, dershane, okul ve üniversitelerin ortaya koyduğu sansasyonel bilgiler de eklendiğinde durum daha da gergin hale gelmektedir. Nihayetinde sınava giren bir buçuk milyondan fazla aday sınırlı sayıdaki ön lisans ve lisans kontenjanlarından kendileri için en iyi olanları açıkta kalma riskini en aza indirerek tercih edeceklerdir. Adayların aldıkları puanlara göre oranları değişse de her adayın yapacağı tercihlere göre açıkta kalma riski bulunmaktadır. İşte bu açıkta kalma riski ve diğer faktörler maalesef tercih dönemini heyecanlı olduğu kadar tedirgin bir süreç haline getirmektedir.
TERCİH SÜRECİNDE ATILACAK DOĞRU ADIMLAR
Tercih sürecinde doğru adımları atıp istenilen nihai hedefe varmak için öncelikle adayların neyi tercih ettiklerini bilmeleri gereklidir. Aslında tercih edilen bir şehir midir? Yoksa bir üniversitenin kimlik kartı mı? Ya da bir bölüm mü? Tercih edilen şey esasen büyük oranda adayla birlikte ömrünün sonuna kadar yaşayacak olan mesleğidir. İnsan hayatının en önemli dönüm noktalarından biri olan meslek seçimi ile tercih çok yakından ilişkilidir. Üniversite tercihi genellikle geri dönüşü olmayan bir süreçtir. Bu nedenle kişilerin kendilerini çok iyi tanıyor olmaları gereklidir. Hangi meslekte mutlu olacaklarını ve hangi mesleği tutkuyla ömürlerinin sonuna kadar yapabileceklerini iyi analiz etmeleri gerekir. Çünkü genelde ülkemizde çok rastlanan mesleki tatminsizlik ve mutsuzluk daha genç yaşlarda alınan yanlış kararların sonuçları olarak karşımıza çıkmaktadır.
Türkiye'de genç nüfus oranı oldukça yüksektir. Eğitimli genç nüfus oranı da git gide artmaktadır. Üniversite kontenjanlarının artması, eğitim imkanlarının ve kariyer kurslarının günden güne sayılarının çoğalması eğitimli genç nüfusun da artmasına katkıda bulunmaktadır. Ancak yapılan birçok anket ve bilimsel çalışmalar ülkemizdeki insanların azımsanamayacak bir kısmının eğitimini aldığı alanlarda çalışmadığı veya çalıştığı meslekten mutlu olmadığını göstermektedir. Ayrıca genç işsizlik oranının %20 civarında olması da genç nüfusun Türkiye'nin iş gücüne katılamadığını göstermektedir. Bu nedenle tercih yapacak olan adaylar hayatlarının geri kalanında mutlu olmak için, iş gücü içinde verimli bir şekilde çalışabilmek için kendilerini tanımakla kalmayıp hangi mesleklerin kendileri için avantajlı olduğunu ve o mesleklerde başarılı olup olmayacaklarını iyi düşünmeleri gerekmektedir.
Karar adayların kendilerinindir
Doğru meslek ve doğru gelecek planlarının yapılmasının ardından adaylar ailelerini, akranlarını, rehberlik uzmanlarını, üniversiteleri ve diğer tüm tarafları çok iyi dinlemelidirler. Kısacası herkesin fikrini almak gereklidir. Mensubu bulundukları ailelerin sosyo-ekonomik durumlarını da gözeterek kendileri ile ilgili kararı yine kendileri vereceklerdir. Aslında tercih sürecinin en can alıcı noktası da burasıdır. Adaylar kendileri ile ilgili bir yetenek ve ilgi analizi, mesleki hedefler ile ilgili sağduyulu bir değerlendirme, ailelerin endişelerini de ortadan kaldıracak kendine güvenli bir yaklaşım ve son olarak da üniversite tercihleri için gerekli olan teknik bilgi yardımıyla en uygun üniversite, bölüm ve dolayısıyla meslekleri seçilmiş olacaklardır. Ancak bu seçim sürecinin başından sonuna kadar kontrol adayın kendisinde olmalıdır. Aday aldığı kararı sahiplenebilmeli ve çıkan sonuca katlanma olgunluğunu gösterebilmelidir.
Sağlıklı bir liste yapılmalıdır
Tercihteki en son aşama teknik kısmıdır. Tercihteki faktörleri değerlendiren, geleceği için en iyi kararı kendisi verecek olan adaylar belirledikleri şehir, üniversite ve bölümlerin listesini ÖSYS tercih kılavuzu aracılığıyla veya güvenilir internet sitelerindeki tercih robotlarıyla yapabilirler. Hatta güvenilir rehber öğretmenlerle ve rehberlik uzmanlarıyla birlikte tercih edilebilecek bölümlerin listesi çıkarılabilir. Eğer bir uzman veya rehber öğretmenle birlikte tercih yapılacaksa adayların özellikle kendilerini tanıyan uzmanları öncelikli olarak tercih etmesi gereklidir. Eğer bu mümkün değilse tercih işleminden önce tercihi şekillendirecek faktörler üzerine bir miktar konuşmak ve bilgi vermek doğru tercihleri belirlemek açısından son derece önemlidir. Karşı tarafın sizinle birlikte aynı doğrultuda empati yapabilmesi için bu gereklidir. Sonuçta adaylar kendi kriterlerine uygun üniversite ve bölümlerin sağlıklı bir listesini çıkarmış olacaklardır.
Bilindiği üzere sınav sisteminde yapılan son değişikliklerle alanlar arasındaki puan farkları, meslek liseleri ve düz liseler arasındaki puan farkları artık ortadan kaldırılmıştır. Bazı durumlarda ise bir fark olsa bile bu kapatılamayacak düzeylerde değildir. Bu nedenle adaylar her alandan neredeyse her bölümü tercih etme özgürlüğüne sahiptirler. Devlet üniversitelerinde puanları yüksek olan bazı bölümlerin ise vakıf üniversitelerinde daha düşük olduğu görülmektedir. Bu nedenle adayların önündeki üniversite ve bölüm seçenekleri artmıştır. Adaylar belirledikleri üniversite ve bölüm seçeneklerini iki süzgeçten geçirmelidir. Bunlardan ilki en çok istedikleri okullar ve bölümler; diğeri de alınan puana en uygun olan bölümlerdir. Adaylar asla istemedikleri ve mutlu olmayacakları bölümleri listelerine almamalıdır. Açıkta kalma korkusuyla olsa bile düşük puanlı bir bölüm tercih edilecekse o bölümün kazanılan bölüm olarak karşılarına çıkabileceğini unutmamaları gerekir.
Bu kısa liste yapıldıktan sonra yine de bazı tereddütler olacaktır. Hatta verilmiş 24 tercih hakkından daha fazla okul ve bölüm listesi çıkarılmış olacaktır. Bu noktadan sonrası artık sıralama meselesidir. En doğru ilk 24 sıra belirlendikten sonra tercih edilen üniversite ve bölümlerin bir önceki yıl kaç puan ve daha önemlisi hangi başarı sırasından öğrenci aldığına bakmak gerekiyor. Kendi puan ve başarı sırası ile yerleşmek istediği bölümlerin puan ve başarı sırası arasında düzgün bir ilişki kuran adaylar mutlaka tercihlerdeki kaymaları da göz önünde bulundurarak birkaç yüksek tercih yapabilir. Ancak hayali denilebilecek kadar yüksek tercihler yapmanın bir yararı olmayacaktır. 3-5 bin kişilik kaymalar makul olacaktır. Bununla beraber açıkta kalma riskini ortadan kaldırmak için yine adayın yerleşmek isteyeceği düşük puanlı birkaç okul ve bölüm de tercih edilebilir. Az önce belirtildiği üzere aday asla istemediği bir bölümü sırf düşük puanlı diye yazmamalıdır. Bu sayede hem “Yüksek puanlı yerleri keşke yazsaydım” ve hem de “Neden birkaç düşük puanlı yerleri yazmadım ki?” cümlelerini kurmak zorunda kalmazlar.
Etiketler:
ilkokul ortaokul lise,
üniversite tercih,
ygs,
ygs lys
21 Kasım 2012 Çarşamba
29 Nisan 2012 ALS Soru ve Cevap Anahtarı
29 Nisan 2012 tarihinde yapılan TSK Askeri Liseler ve Bando Astsubay Hazırlama okulunda öğrenim görecek öğrencileri seçme sınavının soruları ve cevap anahtarı için aşağıdaki linke tıklayınız...
29 Nisan 2012 ALS Soru ve Cevapları
Etiketler:
als,
ilkokul ortaokul lise,
pmyo ve askeri sınavlar
20 Kasım 2012 Salı
Devletler bu küçük dehaların peşinde
ABD, İngiltere ve israil, Türkiye'nin süper beyinli çocuklarının peşine düştü.
BİLSEM'lerde okuyan çocukların velilerine bu üç ülkedeki bazı derneklerden mail atılarak 'burslu eğitim' teklif ediliyor. Derneklerin maddi durumu iyi olmayan velilere de iş teklifinde bulunduğu belirlendi.
Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Bilim ve Sanat Merkezlerinde (BİLSEM) okuyan 11 bin üstün zekalı çocuk dünya devlerinin takibinde. ABD, İsrail ve İngiltere gibi ülkelerdeki çeşitli dernekler, her birinin zeka düzeyi 130 ile 165 arasında değişen deha çocukları transfer etmek için girişimlere başladı.BUGÜN'e konuşan bazı çocukların velileri ABD, İsrail ve İngiltere'deki derneklerden, çocuklarını okullarında okutmak istediklerine ilişkin sürekli mailler geldiğini ifade etti.
ONLAR MİLLİ SERVETİMİZ
Çocuklarını yabancı ülke veya okullara göndermek istemediklerini belirten veliler, "Bize sürekli mail atarak 'Çocuklarınıza dünyanın en iyi okullarında ve üniversitelerinde eğitim verelim, onları en iyi şekilde yetiştirelim ve okullarımızda burslu okutalım' diyorlar. Bu çocuklar bizim milli servetimiz. Devletin çocuklarımıza sahip çıkmasını istiyoruz" diye konuştular.
BÜYÜK YARDIMLARA İHTİYAÇ VAR
Tüm Üstün Zekalılar Derneği (TÜZDER) Başkanı Mehmet Hilmi Eren, velilerin dile getirdiği durumu doğruladı. Özellikle derneğe de birçok velinin bu şikâyetle geldiğini aktaran Eren şöyle konuştu: "Beyin göçü herkesin yakından bildiği bir kavramdır. İsviçre Cern'de yapılan deneyde Türk bilim insanlarının payı çok büyüktür. Beyin göçünün yaşanmasında iki faktör vardır: Türkiye'de yönetimden yüz bulamayıp küsüp gidenler var. Bir de Türkiye de herhangi bir destek bulamadıkları için gidenler var. Dahi çocuklarımızın ise büyük maddi yardımlara ihtiyaçları var. Yabancı ülkeler, dernek ve vakıf yolları ile çocuklarımıza ulaşmaya çalışıyorlar."
Maddi durumları iyi değil
Bugün gazetesine konuşan veliler, çocuklarına üstün zeka teşhisi koyularak BİLSEM okullarında okuduklarını anlatırken, "Müdürler okulda 'şunu almamız lazım, bunu almamız lazım' diye sürekli bağış istiyorlar. Biz de elimizden geldiği kadar yardım etmeye çalışıyoruz. Fakat bizim ödediğimiz miktar çok yetersiz. Çoğu veli bunu bile ödeyemeyecek durumda. Dolayısıyla bu durumu gören ülkeler 'çocuklarınıza biz sahip çıkalım' teklifinde bulunuyor" dediler.
Bugün
Etiketler:
bilsem,
eğitim haber,
ilkokul ortaokul lise,
manşet,
üstün zekalı
16 Kasım 2012 Cuma
2013 YGS ve LYS Başvuru Tarihleri Ne Zaman Yapılacak?
2013 YGS (Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı) tarihi belli oldu. Peki 2013 YGS ne zaman yapılacak ? İşte 2013 YGS Sınav ve Başvuru Tarihleri :
ÖSYM’nin 2013 sınav takvimine göre, Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) 24 Mart’ta, Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS) ise 15-16 Haziran ve 22-23 Haziran’da yapılacak.
Gelecek yıl gerçekleştirilecek sınavların tarihlerini belirleyen ÖSYM, 2013 ÖSYM SınavTakvimini güncel gelişmelere göre yenileyebilecek. ÖSYM, 2013′te 25 sınav yapacak.
Tüm sınavlara katılan aday sayısı bakımından ÖSYM’nin düzenlediği en kapsamlı sınavlardan YGS 24 Mart’ta, LYS’ler ise 15-16 Haziran ve 22-23 Haziran’da düzenlenecek.
2013 YGS Başvuru belli olduğunda sitemize eklenecektir.
ÖSYM’nin 2013 sınav takvimine göre, Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) 24 Mart’ta, Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS) ise 15-16 Haziran ve 22-23 Haziran’da yapılacak.
Gelecek yıl gerçekleştirilecek sınavların tarihlerini belirleyen ÖSYM, 2013 ÖSYM SınavTakvimini güncel gelişmelere göre yenileyebilecek. ÖSYM, 2013′te 25 sınav yapacak.
Tüm sınavlara katılan aday sayısı bakımından ÖSYM’nin düzenlediği en kapsamlı sınavlardan YGS 24 Mart’ta, LYS’ler ise 15-16 Haziran ve 22-23 Haziran’da düzenlenecek.
2013 YGS Başvuru belli olduğunda sitemize eklenecektir.
Etiketler:
ilkokul ortaokul lise,
ygs lys,
ygs ve lys başvuru tarihleri
11 Kasım 2012 Pazar
Parasız Yatılılık için ailenin maddi durumu limiti
2012-2013 eğitim-öğretim yılında parasız yatılı veya burslu öğrenci yerleştirme işlemlerinin mevzuata uygunAyrıca ilgi yazıda yıllık gelir limitini “Buna göre, öğretmen çocuğu kontenjanından parasız yatılılığa yerleştirilmesi talep edilen öğrencilerin, Öğrenci Ailesinin Maddi Durumunu Gösteren Beyannameyi (EK-1) okul
Etiketler:
ilkokul ortaokul lise,
ortaöğretim,
parasız yatılılık,
pybs
7 Ekim 2012 Pazar
1.Sınıf Anne ve Babası Olmak
Birinci sınıf anne babası olmak zor iştir. Sabır ve emek ister. Çocuklar önce eline kalem alırlar. Daha doğru düzgün tutamazlar bile. Sonra eline kalemi verir, düzgünce tutmayı gösteririz. Tabi sadece kalemi tutması yetmez defter üzerinde nasıl yazacağını gösteririz. İlk başta bunları bile zor yapar çocuklar. Tabi her çocuk bir olmaz; bazısı hemen eline alır karalamalar yapmaya başlar. Hemen aferin benim kızıma,oğluma deriz. Bazı ise defalarca uyarmamıza, göstermemize rağmen kalemi düzgün tutturması günler bile alabilir. Çocuğun gelişimiyle ilgili tabi ki bunlar. Bazı çocukların el kasları henüz pek güçsüzdür, zorlanırlar baya..Anne, babalar bu durumda çok kızarlar çocuklara. "Kızım, oğlum kaç defa dedim sana kalem öyle tutulmaz" diye... daha sonra karalama yaptırmaya başlarız . Elleri iyice alışsın kaleme deftere diye. Düzensiz çizgi çalışmalarıyla devam eder, sonra artık yavaş yavaş harflere benzer şekiller çizdirmeye başlarız, düzenli çizgi çalışmaları yani. Çocukların bazıları yine pek beceriklidirler hevesle yaparlar bunları ve de pek bir güzel. Anne babalar yine mutlu tabi. Yapamayanların anne babaları ise yine başta güzel güzel tekrar tekrar ellerinden tutarak yazdırırlar büyük bir sabır gösterirler. Sık sık öğretmenle görüşürler. Ya kendileri yardım istemek için gitmiştir ya da öğretmen çocuk okulda yapamıyor diye velisini çağırmıştır. Veli öğretmene, öğretmen de velisine dert yanar yapamıyor diye. Yani sık sık öğretmen -veli görüşmesi yapmaları gerekmektedir. Öğretmen neler yapılabileceğini daha iyi bilmektedir tabi. Veliyi yönlendirir. Nasıl çalıştırılması gerektiğini, eksiklerinin neler olduğunu söyler. Veli de evde çocuğuna bu konularda yardım eder. Velilerimiz çocukları okuma yazma öğrenirken her zaman yanında olmak, onlara yardımcı olmak isterler. Okula başlayan minikler ve velilerinin ilk karşılaştığı sorunlardır bunlar.
Birinci sınıfta tabi ki sadece bu sorunlarla karşılaşmıyor velilerimiz. Şimdiye kadar yazma boyutuna baktık; bir de okuma boyutu var. Verilen her ses önce hissettirilir, sesin söylenişi verilir. Sonra yazılışı gösterilir. Çocuk sesi hem yazabiliyor, hem de sesi okuyabiliyorsa tanımıştır sesi. Çocuklar sesleri birleştirmeyi kavradıklarında her şey çok kolay oluyor. Hemen olmuyor bunu kavramaları ilk verdiğimiz seslerde epey zorlanıyorlar, anlayamıyorlar. Velilerimiz burada çok telaşlanıyorlar. "Benim çocuğum sesleri okuyor, yazıyor ama birleştiremiyor. Ne yapmalıyım? " Önce çocuğa patlıyorlar "Kızım, oğlum kaç defa söyledim. Hala niye okuyamıyorsun? Daha şimdi söyledim ya bu ele diye... Bu örnekler uzayıp gider. Çocukta okumak ister tabi ki ama elinde değildir ki. Bu durumda onu azarlamak hiçbir işe yaramaz. Çocuğu okumaktan soğutur bazen bu sözler. Peki ne yapacak anne ve babalar. Sabırlı olup tekrar tekrar, ara ara okutmaya devam edecekler. Belki de ilk hafta olmayacak, başaramayacak, siz yine dert yanmaya devam edeceksiniz. Ama öğretmen diğer sesleri öğretmeye devam edecek. Her sesin öğretimine sınıf seviyesine göre belli bir zaman ayırdıktan sonra diğer bir sesi verecek. Siz daha çok telaşlanacaksınız büyük olasılıkla ama merak etmeyin çocuklar bir yandan yeni sesi öğrenirken, diğer yandan da eski öğrendiklerini yapılan çalışmalarla sürekli tekrar edecekler. Hem eski hem de yeni öğrenilenler tekrar edildikçe pekişecektir İşte yapılan bu tekrarlarda bir bakacaksınız ki çocuğunuz geçen gün okuyamadığı sözcükleri artık okuyor. Çünkü zamanla çocuklar bu birleştirme işinin mantığını kavrayacaklar. Sonra ise çok daha kolay olacaktır.
Çocuğunuz belki biraz geriden gelecek.Ama bu dönemde çokta önemli değil. Her çocuk aynı zaman da öğrenmez zaten. Hiç kimse de bunu beklemez. Bazı çocuklar 1-2 göstermede öğrenirken bazıları 10 kere de , bazıları ise diğerlerinden aylar sonra öğrenebilir. Bu normaldir. Her çocuk farklıdır ve her çocuğun öğrenmek için bir zamanı vardır. Siz ne kadar çabalarsanız çabalayın o zaman gelmemişse siz boşuna kendinizi yıpratırsınız. Özellikle anneler bu konuda daha sabırsızdırlar. Çocukları defalarca tekrara ve çalıştırmaya rağmen başarılı olamıyorsa annelerden şu cümleleri sık sık duyabilirsiniz."Çıldırmak üzereyim. Sinirden kaç saattir ağlıyorum. Bu çocukta bir sorun var galiba…vb" Aslında bilseler ki çocuk zamanı geldiğinde okuyup yazacak ; eminim ki kendilerini bu kadar yıpratmazlardı. Sene sonu geldiğinde bir sınıftaki öğrencilerin en fazla 2 veya 3'ü okumaya geçemez. Bunlarda da ya dil problemi vardır, ya evde anne baba okuma yazma bilmiyordur ya da çocukta zihinsel bir problem vardır. Bunlardan ilk ikisi ileriki yıllarda okuma yazmaya geçebilir ama genellikle ilk yıl başarılı olamazlar çünkü daha fazla ilgi ve çalışma gerekir bu da okuldaki kısıtlı zamanda -evden de yardım almadığı için- pek mümkün değildir. Zihinsel bir problem varsa da profesyonel bir yardım almak .
Bazı çocuklarda verilen ses ve sözcükleri ezberliyorlar o zaman iş biraz zor tabi. Başta ezber olsa da mantığını kavratmak gerekiyor. Yoksa öğrendikleri her sözcüğü ezberlemek çok zor . Önce sesi tanıyacaklar, okuyacaklar; sonra yazacaklar ve en son da öğrenilen sesleri birleştirip okuyacaklar. Okuma yazma öğretiminde en önemli aşama öğrenilen sesleri birleştirmektir. Sesleri birleştirmeyi öğrenen çocuk okumayı başarır. Yazması içinde bol bol bakmadan yazma,dikte çalışması yapmak gerekir. Öğrenilen ses ve sözcükler tekrar tekrar okutulduktan sonra önce bakarak yazma çalışması ve en son olarak da bakmadan yazma çalışması mutlaka yaptırılmalıdır. Sesleri birleştirerek okuyan ve bakmadan yazabilen öğrenci artık okuma yazmayı başarmış demektir. Bundan sonra bol bol okuma yazma çalışması yaparak okumanın hızlandırılmasına çalışılmalıdır. Çocuklar okuma yazmayı yeni öğrendiklerinde tekrar yaptırmak çok önemlidir. Yeni öğrenilen bilgiler çok çabuk unutulabilmektedir. Zaman zaman velilerimiz çocuğum okuma yazmayı öğrendi diye okuma yaptırmayı ihmal edebiliyor. Bu durumda çocuklarda gerilemeler oluyor. Okuması hızlanmayabiliyor. Her gün düzenli olarak okuma yazma çalışması yaptırmayı unutmayın. Yoksa yaptığınız tüm çalışmalar boşa gidebilir. En baştan itibaren düzenli olarak okuma yazma çalışmasını ihmal etmeyin.
Okumaya geçen çocuklara bol bol tekerlemeler okutun. Bu dönemde çocuklar uzun yazılar okumaktan memnun olmazlar. Okudukları parçaları çok kısa olması önemlidir. Bunun için en uygun okuma materyalleri hem kısa hem de eğlenceli olan tekerlemeler, şiirler ve bilmecelerdir. Çocuklar bunları eğlenerek okur ve çok çabuk ezberlerler. Bu da okumalarını hızlandırmada önemlidir. Bu dönemde okunacak hikayeler de bol resimli, az yazılı ve büyük puntolu olmalıdır. Dil ve anlatımı da çocukların seviyesine uygun basit, anlaşılabilir olmalıdır. Okunan hikayeler mutlaka anlattırılarak çocuğun anlatım yeteneği de geliştirilmelidir. Bu arada kitaplardaki resimler de anlattırılmalı,kitapta yazanlarla ilgisi olup olmadığı sorulmalıdır.
Okuma yazma öğretiminde velilerimizin en çok dert yandığı konulardan bazıları da şunlar oluyor. "Çocuğum çok çabuk sıkılıyor?, Ders yapmak istemiyor? ,Ders yaparken çok zorlanıyor ve ağlıyor? Ne yapmalıyım?
Çocukları çok bunaltmamak gerekiyor aslında .
Bu dönemde çocuklar yaşları gereği en çok oyun oynamayı seviyorlar. Ama gerek okulda, gerekse evde okula başladıklarından itibaren o kadar çok dersle meşgul ediliyorlar ki bu onları çok sıkıyor. Düşünün okullar açılmadan 1 ay öncesine kadar diledikleri gibi oynayabiliyorlar, istedikleri gibi çizgi film izleyebiliyorlardı. Okullar açıldı ve çocuklar çok daha farklı bir dünyayla tanıştılar. Tabi bazı çocuklar anaokuluna gittikleri için daha kolay adapte olabilirler. Ama inanın onlar bile bocalıyorlar. Anaokulunda bol bol oyun oynuyor, şarkılar söylüyor, resim yapıyorlardı. Yeni bilgilerde öğreniyorlardı tabi ama bu 1. sınıftakinden daha farklıydı. Şimdi ise 1.sınıfa başladılar. Okuma yazma öğrenmeleri gerekiyor. Bu da çok kolay ve çok çabuk olacak bir iş değil. Büyük bir olay çocuğun yaşamında. Bu dönemde velilerimiz sabırlı olurlarsa ne yapmaları gerektiğini bilirlerse çok daha kolay atlatılabiliyor. Veliler çocuklarını tabi ki bu dönemde yalnız bırakmayacaklar. Ödevleri, çalışmaları beraber yapacaklar. Ancak bazı velilerimiz çocuğu çalıştırırken ille de öğreneceksin diye çocuğu zorlayabiliyorlar. Ama çocuk her gösterileni hemen öğrenemeyebilir. Ona zaman tanıyın. Bugün beraber çalıştınız ama hala öğrenemedi olsun yarın yine çalıştırırsınız. Yarın yine olmadı olsun öbür gün yine çalışmaya devam. O zaman öğrenene kadar çalıştırmaya devam ama kızmadan, bağırmadan elbet bir gün öğrenecek, demek ki zamanı gelmemiş diyerek...Çocuktaki çok ufak bir ilerlemeyi bile görerek "Aferin bak biraz daha dikkat edersen olacak. Biraz daha çalışırsak başaracaksın." gibi cümlelerle en ufak ilerlemeleri çocuğa göstererek onu heveslendirmek gerekiyor. Yoksa "Hala okuyamıyorsun. Sen hiç okuyamayacaksın." gibi sözler söylersek çocuk başarılı olamayacağını, ne yaparsa yapsın okuyamayacağını düşünür ki bu durumda çalışma isteği tamamen bitebilir. Onu güzel sözlerle ödüllendirmek; kızıp, bağırmaktan çok daha etkili bir yöntemdir. Çocuğun üstüne gereğinden fazla düşerek onu bunaltmak hiç doğru değil. Bu tür bir davranış faydadan çok zarar verir. Çocukların okuma yazmadan soğumalarına neden olur . Çocuklara ders yaparken sıkıldıklarında ara vermek gerekir. Uzun süre ders yaptırmak yanlış bir tutumdur. Kısa kısa aralar vererek çalışma yaptırmak çok daha iyidir. Aralarda da sevdiği, istediği bir şeyler yapmasına izin vermek gerekir. Çocuklara okuma yazma öğretirken oyunlardan da yararlanmak gerekiyor. Oyun şeklinde eğlenceli çalışmalar yaptırılabilir. Çocuklar okulda 6 dersin büyük çoğunluğunda okuma yazma çalışması yapıyorlar . Bir de eve geldiklerinde anneler başlıyor saatlerce ders çalıştırmaya. Çocuklarda sıkılıyorlar tabi ki. Kendinizi bir de onun yerine koyun ve düşünün durumlarını. Okuldan geldikten sonra biraz çocukları serbest bırakmak gerekiyor. Oyun oynamaya ve dinlenmeye yeterli zamanı verdikten sonra çalışmaya başlamalıdır. Ne zaman çalışma yapılacağına önceden çocukla beraber karar verilmelidir. Çocuk neyi ne zaman yapacağını bilmelidir. Bu şekilde çocuğa ders çalışma disiplini de kazandırılmalıdır. Böylece çocuk planlı ve programlı olmayı da öğrenir. Bu ileriki yıllarda da devam ettirilmelidir. Böyle bir tutum okul başarısını olumlu yönde etkileyecektir. Sizde sürekli "Ders çalış. Dersini yap." demek zorunda kalmazsınız. Bu durumda çocuk ne zaman ders çalışacağını bilir.
Birinci sınıfta tabi ki sadece bu sorunlarla karşılaşmıyor velilerimiz. Şimdiye kadar yazma boyutuna baktık; bir de okuma boyutu var. Verilen her ses önce hissettirilir, sesin söylenişi verilir. Sonra yazılışı gösterilir. Çocuk sesi hem yazabiliyor, hem de sesi okuyabiliyorsa tanımıştır sesi. Çocuklar sesleri birleştirmeyi kavradıklarında her şey çok kolay oluyor. Hemen olmuyor bunu kavramaları ilk verdiğimiz seslerde epey zorlanıyorlar, anlayamıyorlar. Velilerimiz burada çok telaşlanıyorlar. "Benim çocuğum sesleri okuyor, yazıyor ama birleştiremiyor. Ne yapmalıyım? " Önce çocuğa patlıyorlar "Kızım, oğlum kaç defa söyledim. Hala niye okuyamıyorsun? Daha şimdi söyledim ya bu ele diye... Bu örnekler uzayıp gider. Çocukta okumak ister tabi ki ama elinde değildir ki. Bu durumda onu azarlamak hiçbir işe yaramaz. Çocuğu okumaktan soğutur bazen bu sözler. Peki ne yapacak anne ve babalar. Sabırlı olup tekrar tekrar, ara ara okutmaya devam edecekler. Belki de ilk hafta olmayacak, başaramayacak, siz yine dert yanmaya devam edeceksiniz. Ama öğretmen diğer sesleri öğretmeye devam edecek. Her sesin öğretimine sınıf seviyesine göre belli bir zaman ayırdıktan sonra diğer bir sesi verecek. Siz daha çok telaşlanacaksınız büyük olasılıkla ama merak etmeyin çocuklar bir yandan yeni sesi öğrenirken, diğer yandan da eski öğrendiklerini yapılan çalışmalarla sürekli tekrar edecekler. Hem eski hem de yeni öğrenilenler tekrar edildikçe pekişecektir İşte yapılan bu tekrarlarda bir bakacaksınız ki çocuğunuz geçen gün okuyamadığı sözcükleri artık okuyor. Çünkü zamanla çocuklar bu birleştirme işinin mantığını kavrayacaklar. Sonra ise çok daha kolay olacaktır.
Çocuğunuz belki biraz geriden gelecek.Ama bu dönemde çokta önemli değil. Her çocuk aynı zaman da öğrenmez zaten. Hiç kimse de bunu beklemez. Bazı çocuklar 1-2 göstermede öğrenirken bazıları 10 kere de , bazıları ise diğerlerinden aylar sonra öğrenebilir. Bu normaldir. Her çocuk farklıdır ve her çocuğun öğrenmek için bir zamanı vardır. Siz ne kadar çabalarsanız çabalayın o zaman gelmemişse siz boşuna kendinizi yıpratırsınız. Özellikle anneler bu konuda daha sabırsızdırlar. Çocukları defalarca tekrara ve çalıştırmaya rağmen başarılı olamıyorsa annelerden şu cümleleri sık sık duyabilirsiniz."Çıldırmak üzereyim. Sinirden kaç saattir ağlıyorum. Bu çocukta bir sorun var galiba…vb" Aslında bilseler ki çocuk zamanı geldiğinde okuyup yazacak ; eminim ki kendilerini bu kadar yıpratmazlardı. Sene sonu geldiğinde bir sınıftaki öğrencilerin en fazla 2 veya 3'ü okumaya geçemez. Bunlarda da ya dil problemi vardır, ya evde anne baba okuma yazma bilmiyordur ya da çocukta zihinsel bir problem vardır. Bunlardan ilk ikisi ileriki yıllarda okuma yazmaya geçebilir ama genellikle ilk yıl başarılı olamazlar çünkü daha fazla ilgi ve çalışma gerekir bu da okuldaki kısıtlı zamanda -evden de yardım almadığı için- pek mümkün değildir. Zihinsel bir problem varsa da profesyonel bir yardım almak .
Bazı çocuklarda verilen ses ve sözcükleri ezberliyorlar o zaman iş biraz zor tabi. Başta ezber olsa da mantığını kavratmak gerekiyor. Yoksa öğrendikleri her sözcüğü ezberlemek çok zor . Önce sesi tanıyacaklar, okuyacaklar; sonra yazacaklar ve en son da öğrenilen sesleri birleştirip okuyacaklar. Okuma yazma öğretiminde en önemli aşama öğrenilen sesleri birleştirmektir. Sesleri birleştirmeyi öğrenen çocuk okumayı başarır. Yazması içinde bol bol bakmadan yazma,dikte çalışması yapmak gerekir. Öğrenilen ses ve sözcükler tekrar tekrar okutulduktan sonra önce bakarak yazma çalışması ve en son olarak da bakmadan yazma çalışması mutlaka yaptırılmalıdır. Sesleri birleştirerek okuyan ve bakmadan yazabilen öğrenci artık okuma yazmayı başarmış demektir. Bundan sonra bol bol okuma yazma çalışması yaparak okumanın hızlandırılmasına çalışılmalıdır. Çocuklar okuma yazmayı yeni öğrendiklerinde tekrar yaptırmak çok önemlidir. Yeni öğrenilen bilgiler çok çabuk unutulabilmektedir. Zaman zaman velilerimiz çocuğum okuma yazmayı öğrendi diye okuma yaptırmayı ihmal edebiliyor. Bu durumda çocuklarda gerilemeler oluyor. Okuması hızlanmayabiliyor. Her gün düzenli olarak okuma yazma çalışması yaptırmayı unutmayın. Yoksa yaptığınız tüm çalışmalar boşa gidebilir. En baştan itibaren düzenli olarak okuma yazma çalışmasını ihmal etmeyin.
Okumaya geçen çocuklara bol bol tekerlemeler okutun. Bu dönemde çocuklar uzun yazılar okumaktan memnun olmazlar. Okudukları parçaları çok kısa olması önemlidir. Bunun için en uygun okuma materyalleri hem kısa hem de eğlenceli olan tekerlemeler, şiirler ve bilmecelerdir. Çocuklar bunları eğlenerek okur ve çok çabuk ezberlerler. Bu da okumalarını hızlandırmada önemlidir. Bu dönemde okunacak hikayeler de bol resimli, az yazılı ve büyük puntolu olmalıdır. Dil ve anlatımı da çocukların seviyesine uygun basit, anlaşılabilir olmalıdır. Okunan hikayeler mutlaka anlattırılarak çocuğun anlatım yeteneği de geliştirilmelidir. Bu arada kitaplardaki resimler de anlattırılmalı,kitapta yazanlarla ilgisi olup olmadığı sorulmalıdır.
Okuma yazma öğretiminde velilerimizin en çok dert yandığı konulardan bazıları da şunlar oluyor. "Çocuğum çok çabuk sıkılıyor?, Ders yapmak istemiyor? ,Ders yaparken çok zorlanıyor ve ağlıyor? Ne yapmalıyım?
Çocukları çok bunaltmamak gerekiyor aslında .
Bu dönemde çocuklar yaşları gereği en çok oyun oynamayı seviyorlar. Ama gerek okulda, gerekse evde okula başladıklarından itibaren o kadar çok dersle meşgul ediliyorlar ki bu onları çok sıkıyor. Düşünün okullar açılmadan 1 ay öncesine kadar diledikleri gibi oynayabiliyorlar, istedikleri gibi çizgi film izleyebiliyorlardı. Okullar açıldı ve çocuklar çok daha farklı bir dünyayla tanıştılar. Tabi bazı çocuklar anaokuluna gittikleri için daha kolay adapte olabilirler. Ama inanın onlar bile bocalıyorlar. Anaokulunda bol bol oyun oynuyor, şarkılar söylüyor, resim yapıyorlardı. Yeni bilgilerde öğreniyorlardı tabi ama bu 1. sınıftakinden daha farklıydı. Şimdi ise 1.sınıfa başladılar. Okuma yazma öğrenmeleri gerekiyor. Bu da çok kolay ve çok çabuk olacak bir iş değil. Büyük bir olay çocuğun yaşamında. Bu dönemde velilerimiz sabırlı olurlarsa ne yapmaları gerektiğini bilirlerse çok daha kolay atlatılabiliyor. Veliler çocuklarını tabi ki bu dönemde yalnız bırakmayacaklar. Ödevleri, çalışmaları beraber yapacaklar. Ancak bazı velilerimiz çocuğu çalıştırırken ille de öğreneceksin diye çocuğu zorlayabiliyorlar. Ama çocuk her gösterileni hemen öğrenemeyebilir. Ona zaman tanıyın. Bugün beraber çalıştınız ama hala öğrenemedi olsun yarın yine çalıştırırsınız. Yarın yine olmadı olsun öbür gün yine çalışmaya devam. O zaman öğrenene kadar çalıştırmaya devam ama kızmadan, bağırmadan elbet bir gün öğrenecek, demek ki zamanı gelmemiş diyerek...Çocuktaki çok ufak bir ilerlemeyi bile görerek "Aferin bak biraz daha dikkat edersen olacak. Biraz daha çalışırsak başaracaksın." gibi cümlelerle en ufak ilerlemeleri çocuğa göstererek onu heveslendirmek gerekiyor. Yoksa "Hala okuyamıyorsun. Sen hiç okuyamayacaksın." gibi sözler söylersek çocuk başarılı olamayacağını, ne yaparsa yapsın okuyamayacağını düşünür ki bu durumda çalışma isteği tamamen bitebilir. Onu güzel sözlerle ödüllendirmek; kızıp, bağırmaktan çok daha etkili bir yöntemdir. Çocuğun üstüne gereğinden fazla düşerek onu bunaltmak hiç doğru değil. Bu tür bir davranış faydadan çok zarar verir. Çocukların okuma yazmadan soğumalarına neden olur . Çocuklara ders yaparken sıkıldıklarında ara vermek gerekir. Uzun süre ders yaptırmak yanlış bir tutumdur. Kısa kısa aralar vererek çalışma yaptırmak çok daha iyidir. Aralarda da sevdiği, istediği bir şeyler yapmasına izin vermek gerekir. Çocuklara okuma yazma öğretirken oyunlardan da yararlanmak gerekiyor. Oyun şeklinde eğlenceli çalışmalar yaptırılabilir. Çocuklar okulda 6 dersin büyük çoğunluğunda okuma yazma çalışması yapıyorlar . Bir de eve geldiklerinde anneler başlıyor saatlerce ders çalıştırmaya. Çocuklarda sıkılıyorlar tabi ki. Kendinizi bir de onun yerine koyun ve düşünün durumlarını. Okuldan geldikten sonra biraz çocukları serbest bırakmak gerekiyor. Oyun oynamaya ve dinlenmeye yeterli zamanı verdikten sonra çalışmaya başlamalıdır. Ne zaman çalışma yapılacağına önceden çocukla beraber karar verilmelidir. Çocuk neyi ne zaman yapacağını bilmelidir. Bu şekilde çocuğa ders çalışma disiplini de kazandırılmalıdır. Böylece çocuk planlı ve programlı olmayı da öğrenir. Bu ileriki yıllarda da devam ettirilmelidir. Böyle bir tutum okul başarısını olumlu yönde etkileyecektir. Sizde sürekli "Ders çalış. Dersini yap." demek zorunda kalmazsınız. Bu durumda çocuk ne zaman ders çalışacağını bilir.
Etiketler:
1.sınıf,
anne ve baba,
ilkokul ortaokul lise
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





