İnsan Beyninin Akılalmaz Özelliği
Beyin fizyolojisi alanında araştırmalarıyla dikkat çeken akademisyen Sinan Canan, insan beyninin kocaman bir bellek olduğunu belirtti.
Beyin fizyolojisi alanında araştırmalarıyla dikkat çeken akademisyen Sinan Canan, insan beyninin kocaman bir bellek olduğunu belirterek, “İnsan hafızası bizim teknolojimizi aşan bir durum. Ancak bilgisayara benzeterek bir tahminde bulunabiliyoruz. Yaklaşık 20 milyar civarındaki hücre ve bunlar arasındaki bağlantıları hesaplarsak yaklaşık 2,5 milyon gigabyte hafızamız var. Bu 300 yıl süren bir HD filmi kaydetmek demektir” dedi.Uludağ Üniversitesi Mete Cengiz Kültür Merkezi’nde öğrencilerle bir araya gelen akademisyen Sinan Canan, beynin nasıl çalıştığı ve özellikleri konusunda çarpıcı bilgiler verdi. Beyin fizyolojisi konusunda araştırmalarıyla dikkat çeken Canan, beynin bilgisayara hiç benzemediğini söyledi. Bir santimetreküplük beyin dokusu içinde bulunan hücreler arası bağlantıların sayısının Samanyolu'ndaki yıldızlardan daha fazla olduğunu belirten Canan, "Beyinde iki tane birbirine benzeyen sinir hücresi yok. Beyindeki bağlantı haritası sayesinde hepimiz tek ve ayrı bireyler olarak yaşamımızı sürdürüyoruz. Hücreler dallı budaklı gibi görünebilir. Uzantıların çoğu hücrelerin antenleri. Binlerce hücreye sinyal gönderiyorlar. Sadece karmaşıklık, hücredeki dal budaklığında değil. Hücrelerin içine de bakmak lazım. Hücrenin içinde halatlar, teleferik sistemleri ve aktarım rayları bir sürü sistem var. Çok yoğun bir protein yapısı mevcut" dedi.Sinan Canan, beynin ön orta kısımların yüksek kişilik özelliklerini içeren kodları bulundurduğunu kaydederek, “Bu bilgiler doğuştan veya daha sonra hasar görürse toplumdaki uyumsuz ve suçlu kişiliklerin ortaya çıkması son derece kolay hale gelir” diye konuştu.
“BEYNİMİZİ HİÇ KULLANMIYORUZ”
Hücre içerisinin ayrı bir alem olduğunu kaydeden Canan, beyin hücresini çorbaya benzetti. Hücre içindeki bazı bölümlerde klasik fiziğin ortadan kalktığına dikkat çeken Canan, “Bu kadar karışık bir şeyle uğraşıyoruz. Sinir sistemini böyle işlevsel yapan şey, hücreler arasındaki bağıntılar. Bizim için önemli olan beynin ağırlığı değil, hücreler arasındaki bağlantıların ve bunların kalitesidir. 1980’lere kadar sinir sistemi ile ilgili bütün ders kitaplarında ‘doğduktan sonra beynin sinir hücresi yapmayacağı’ anlatılırdı. ‘Sinir hücresi öldü mü, beyniniz gider’ mantığı vardı ama bugün artık biliyoruz ki, beynimizin birçok yeri harıl harıl hücre üretme yeteneğine sahip. ‘Beyin değişmez’ düşüncesi rafa kalktı. Beynimiz inanılmaz bir yapıya sahip. Bu yüzden bilgisayara benzemez. İşlemcisi sökülen bir bilgisayarın monitörünün işlemci görevini üstlendiğini gördünüz mü? Beynimizde inanılmaz bir potansiyel var. Herkes soruyor ya, biz beynimizin kaçta kaçını kullanıyoruz? Aslında biz beynimizi hiç kullanmıyoruz” ifadelerini kullandı.
"İNSAN HAFIZASI 2,5 MİLYON GB"
Hafıza konusunda dikkat çekici açıklamalarda bulunan Canan, şöyle devam etti:
“İnsanlığın hafızası ne kadar? ‘Benim niçin hafızam doldu?’ diye bir düşünce var. İnsan hafızası bizim teknolojimizi aşan bir durum. Ancak bilgisayara benzeterek bir tahminde bulunabiliyor. Yaklaşık 20 milyar civarındaki korteksimizde hücre var. Bunlar arasında trilyon kere bağlantı olursa yaklaşık 2,5 milyon GB hafızamız var. Gördüğünüz gibi kocaman bir bellek. Bu hafıza 300 yıl süren HD filmi kaydetmek anlamına geliyor ama mesela ilkokuldaki bir hatıranızı hatırlayın, detaya girin. Hiçbir dijital filmde böyle bir çözünürlük yok. Aslında beynimizin hafıza kaydı sınırsız.”
teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Ekim 2013 Cuma
23 Eylül 2013 Pazartesi
iran batıya koşuyor
Fatih Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Savaş Genç, Esed'in kimyasal silah kullanmasının ardından bölgede meydana gelebilecek muhtemel senaryolara dair ilginç iddialarda bulundu. Genç'e göre Ortadoğu'da 600 milyar dolar İran parası dolaşıyor.
Seda Şimşek'in röportajı
İran'ın arabuluculuk teklifinin arkasındaki planı deşifre eden Doç. Dr Savaş Genç, "Ruhani, Arap atıyla doludizgin Batı'ya koşuyor" diye konuştu.
Suriye krizinin başladığı günlerden bu güne Moskova ile Washington arasındaki mesafe gün geçtikçe yakınlaştı. Başta Rusya olmak üzere İran ve Esed, gerek Mısır darbesi gerekse kimyasal silah kullanımı sonrası Batı'nın Ortadoğu politika ve beklentilerini çok doğru ve seri bir şekilde okudular. Ortak bir çözüm planında uzlaşılabileceğini gösterdiler.
İran ve Rusya, Batılı ülkelere "biz de Suriye'de tıpkı sizin Mısır'da istemediğiniz gibi Sünni İslamcıların eliyle gelecek demokrasiyi istemiyoruz. Ortadoğu'yu güçlerimizi birleştirerek fabrika ayarlarına geri döndürebiliriz" dediler. Yani, Ortadoğu, İran-Rusya ve Batılı demokrasiler eliyle fabrika ayarlarına geri döndürülüyor.
YENİDEN ŞEKİLLENECEK
*Yani fabrika ayarlarından anladığımız şey, Camp David düzeni mi?
Bireysel özgürlüklerin iyileştirildiği, sandığın sistem içinde daha şeffaf ve göreceli olarak kısmen daha etkin olduğu ama merkezinde İsrail'in ve enerji nakil hatlarının güvenliğinin olduğu Ortadoğu, post Arap Baharı döneminde yeniden şekillendirilmeye çalışılacak.
*Yani post Arap Baharı dönemi ile İran da kurtulacak mı?
İran tıpkı İsrail gibi Arap sokak hareketlerinden tedirgin oldu. Başlangıçta, domino etkisini kendi topraklarına ulaşmaması için sokak hareketlerini, İran devriminin etkisinde yeni bir İslam rönesansı olarak göstermeye çalıştı.
Devrilen domino taşları Suriye'ye geldiğinde ise sokakta Müslümanlara destek olmaktansa seküler Esed yönetiminin yanında İsrail ile birlikte tavır alarak raydan çıkan Ortadoğu'yu Batı'ya yakınlaşmak için bir enstrüman olarak kullanmaya başladı. 3 sene önce Ortadoğu'nun yüzünü çevirdiği ve suların aktığı istikamette bulunan aktör Türkiye'ydi, post Arap Baharı dönemde çıkarlar ekseninde bu rolü İran üstlenmeye çalışacak.
RUHANİ BATI'YA KOŞUYOR
*Ruhani, İran'ın Türkiye'nin rolünü üstlenme tercihinin ortaya çıkardığı bir aktör mü?
Tahran rejimi, çatışma ve gerginlikle uluslararası sistemde alabileceği yolun sonuna geldiğini gördü. Ruhani tercihi post Arap Baharı dönemde, İran'ın oynamak istediği role dair bir tercihtir.
İsrail'in varlığını kabul eden, Suudi Arabistan ile barışmaya hazır olduğunu açıklayan, yani komşu ve bölge ülkeleriyle sıfır sorun yaşamak istediğini söyleyen İran, bunu Türkiye gibi değerler ekseninde yapmasa da yeni Ortadoğu'ya has kurallar çerçevesinde yapmaya çalışmakta.
İran, şüphesiz Ortadoğu'nun değişimi için model bir ülke değildir ama eski model Ortadoğu'nun fabrika ayarlarına dönerek yoluna devam etmesi adına Batı'nın mecburi bir partneridir.
Dün Ahmedinejat'ın konuştuğu BM Genel Kurulu'nda diplomatlar bir bir salonu terk ederken bugün Ruhani, Washington Post'ta. Obama, İran gazetelerine röportaj verirken, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, Ruhani ile randevulaştı. Çok kısa zaman içinde Ruhani, Obama ile görüşürse kimse şaşırmasın. Ortadoğu'da İran potansiyel sorun çıkartma gücünü göstererek göz ardı edilmemesi gereken bir bölgesel güç olduğunu uluslararası sisteme kabul ettirmiştir. Ruhani Arap atıyla doludizgin Batı'ya koşuyor ve Batı, bu tablodan oldukça mutlu.
NÜKLEERDEN VAZGEÇER
Obama Suriye'ye kimyasal silah kullanımı için müdahaleye dair yaptığı konuşmalarda hep İran'ı işaret etti ama.
Bir sonraki hamlede, yeni Ortadoğu şartlarında İran talep ettiklerini alabilirse İsrail için belki de hiçbir zaman tehdit olmayacak olan nükleer programından kademeli olarak vazgeçebilir.
Ortadoğu'da 600 milyar dolar İran parası dolaşıyor
*İran Mısır'daki darbeye sevindi mi?
Tahran yönetimi uzun süre Mursi'yi kontrol altında tutmaya çalıştı. Tahran, Mısır üzerinde etkinliğini artırmasını sağlayacak şartların temin edilmesi karşılığında Mursi'ye çok ciddi miktarda maddi destek vermeyi teklif etti. En zor günlerinde bile Mursi bu teklifi kabul etmedi.
Şimdiki Mısır yönetimi de Katar'a yardımı iade ediyor. İran, Ortadoğu'da etkinlik alanını sınırlandırabilecek İhvan hareketinin tasfiye edilmesini, farklı ülkelerde de başarısızlığa mahkûm edilmesini büyük bir sevinçle karşıladı. Mısır'da sadece Mursi devrilmedi, Batı'nın demokrasi duyarlılığı da devrildi.
Mısır darbesi Tahran için aynı zamanda Suriye'de aşağı yukarı kendisinin arzuladığı bir finalin habercisi oldu. Türkiye, istikrarlı, öngörülebilir, demokratik ve şeffaf bir Ortadoğu'dan büyüyerek çıkabilir.
Körfez ülkeleri ise enerji fiyatları bu seviyede devam ettiği sürece bu tür ön şartlara dayalı hesaplar yapmak zorunda değiller. İran basınında Ahmedinejad döneminde 8 yılda 600 milyar dolar ülkeden para çıkışı olduğuna ve bunun bir miktarının Türkiye'ye geldiğine dair haberler çıktı. Eğer bu haberler doğruysa, bölgede bir yerlerde İran parası dolaşıyor.
Suni Camp David sistemi derebeyliklere çevriliyor
*Ortadoğu'da özgürlük ateşi mi mezhep ve kimlik ateşi mi tutuşturuldu?
2. Körfez Savaşı, ardından Suriye'de mezhepsel ve etnik eksende şekillenen iç savaş, Ortadoğu'nun kodlarıyla oynamış oldu, genetiğine müdahalede bulunuldu. Bugün, Gürcistan dahil olmak üzere Türkiye'nin etrafında milli devletler yerini yavaş yavaş otonom gruplara bırakmaya başladı, şüphesiz bu Ankara için yeni ve içinde çok daha büyük riskler barındıran güvenlik politikaları anlamına geliyor.
*Ortadoğu'da derebeylikler dönemi mi başlıyor?
Suni Camp David sistemi, çatışmalar ekseninde etnik ve mezhepsel derebeyliklere evriliyor ama bu da tıpkı Avrupa'da olduğu gibi sürdürülebilir değil. Kutsal Roma İmparatorluğu'ndan sonra Avrupa'da düzinelerce derebeylik ve feodal yapı oluştu.
Çok büyük ve uzun savaşlar sonrasında milli devletlerin egemenliklerini Brüksel'e devrettikleri Birleşik Avrupa fikri doğdu. Şüphesiz Rönesans, reform, aydınlanma, sanayi devrimi gibi süreçleri içinden çıkartamayan Ortadoğu'da paralel senaryolardan bahsedemesek de, düşüş ve parçalanma döneminin Ortadoğu'da da bir yerlerde durdurmanın yolları aranacaktır.
Esed Batı'yı test etmiş olabilir
Esed ordusunun Şam'da mevzi kaybettiği günlerde bile kimyasal silaha başvurmadığını söyleyen Doç. Dr. Savaş Genç, "Esed, kimyasal silahlarla Batı'yı test etmiş olabilir" dedi.
*Kimyasal silahların denetime açılması Suriye krizinin çözülmesi için bir başlangıç mı?
Suriye krizinin çözülmesi için bir başlangıç değil ama krizin hangi eksen ve değerler üzerinde çözüleceğine yönelik önemli ipuçları veren somut bir gelişme. Kimyasal silahların kullanımı sonrasında harekât planlanırken Obama, ısrarla harekâtın sınırlı ve süre olarak limitli olacağını defalarca belirtti ve kesinlikle Suriye'de rejim değişikliğine gitmeyeceklerini, öyle bir amaçlarının olmadığının teminatını verdi. Birçok uzman İsrail'in Suriye'deki tercihlerine bakarak birçoğumuzun kimyasal silah krizi akabinde ancak görebildiklerini başından beri söylüyordu.
*İsrail'in istediği noktaya mı evrildi Suriye krizi?
İsrailli karar alıcılar, "Biz tanıdığımız düşmanı, yani Esed'i tanımadığımıza tercih ederiz" diyerek Suriye'de bir tercih yapmak zorunda kaldıkları gün Esed'i tercih edeceklerinin sinyallerini veriyorlardı. Yine Suriye sorununun başladığı Mart 2011'den beri Tel Aviv ve Washington'un ısrarla dikkat çektikleri, altını çizdikleri en önemli husus kimyasal silahlardı.
*Neden kimyasal silahlar Başkan Obama'nın kırmızı çizgisiydi?
Suriyeli sivilleri değil de İsrailli sivilleri düşündüğü için. Esed'in elindeki kimyasal silahların başta Hizbullah olmak üzere İsrail karşıtı aşırı İslamcı grupların eline geçmesi en büyük endişeleri.
*Esed kimyasal silah kullanarak bu kimyasal silahların İsrail karşıtı aşırı İslamcı grupların eline geçebileceği riskini mi gösterdi onlara?
Çok sıkıştığı, Şam'da mevzi kaybettiği günlerde bile bu yoğunlukta kimyasal silaha başvurmamıştı. Esed, kimyasal silahlarla Batı'yı test etmiş olabilir ve bu test sonrası Suriye'de kendi planlarına yakın nihai bir çözümün senaryosu da yazılmış olabilir.
ABD VE İSRAİL'İN SURİYE HAYALİ
*ABD ve İsrail'in nasıl bir Suriye hayali var?
ABD ve İsrail farklı düşmanlarını Suriye'deki çatışmalarından ve dolayısıyla çatışmaların uzamasından ve İsrail için güvenlik tehdidi oluşturmayacak kadar zayıflamalarından memnun. Avrupa ülkelerinin kamuoylarında Ortadoğu'da herhangi yeni bir operasyon destek bulmuyor. Rusya-Çin ittifakından çekindikleri için Suriye sorununda aktif rol alma hedefleri ve planları yok. Geçen sene Suudi Arabistan, Esed'in devrilmesi karşılığında Rusya'dan çok yüklü silah satın alabileceği vaadinde bulundu.
Putin bu kârlı teklifi kabul etmedi. Fazla iddialı olabilir ama muhtemelen Suudi Arabistan bu teklifi Washington'a yapsaydı onlar da kabul etmezdi. Yani, ABD'nin üstüne kâr edebileceği bir anlaşmayla bile Esed statükosunu veya yönetimini değiştirmeyi kabul etmeyeceğini iddia edebiliriz.
Alternatifleriyla mukayese edildiğinde Esed yönetimi Batı için hâlâ daha seküler ve daha öngörülebilir. Son 2,5 yıl içinde Suriye'nin Dostları Grubu toplantılarına katılan ülkelerin Suriye hayallerinin çok da dostane olmadığı görülüyor. En az Suriye cephesinde çatışan farklı muhalif gruplar kadar birbirlerinden farklılar.
Ömrünü hiç kimse garanti edemez
*Suriye'de Esed'siz bir çözüm arayışı rafa mı kaldırıldı?
Muhaliflerin Esed'i deviremeyeceği, Esed'in de tüm Suriye'ye tam hâkim olamayacağı görüldü. Makul bir ateşkes ve sonrası yeni Suriye'nin masa üstünde şekillendirilmesi gerekiyor. Silahları susturup, sonra Suriyelilerin arabulucular vasıtasıyla yeni Suriye'nin şartlarını konuşulmalı. Bu, Esed'li ya da Baas'lı bir çözüm demek. Uluslararası kamuoyu muhaliflerin başat olduğu bir çözümü alternatifler arasında görmüyor.
*Esed paçayı kurtardı mı?
Muhaliflerle yaptığım görüşmelerden çıkardığım sonuç şu: Çatışmalar bir barış anlaşması ve tepede bir uzlaşı olsa bile uzun yıllar devam edecek. On binlerce insan ölürken, yüz binlerce insan da yakınlarını, evlatlarını kaybetti.
Ortadoğu'da silahla başlayan kan davalarını masa başında kısa sürede bitirmek mümkün olmuyor. Esed'in geri kalan ömrünü ve iktidarını kimse garanti edemez. Lâkin, Suriye'nin tamamını yöneten, güçlü, tüm sokaklarda resmi ve heykelleri olan Esed rejimi tarihe karışmıştır.
Suriye ırmağında Esed rejiminin ikinci kez yıkanma şansı yok. Esed ve Baas, İran ve Rusya'dan aldıkları aktif destek sayesinde ülke yönetiminde olacak ama hiçbir zaman eski gücüne kavuşamayacak
Seda Şimşek'in röportajı
İran'ın arabuluculuk teklifinin arkasındaki planı deşifre eden Doç. Dr Savaş Genç, "Ruhani, Arap atıyla doludizgin Batı'ya koşuyor" diye konuştu.
Suriye krizinin başladığı günlerden bu güne Moskova ile Washington arasındaki mesafe gün geçtikçe yakınlaştı. Başta Rusya olmak üzere İran ve Esed, gerek Mısır darbesi gerekse kimyasal silah kullanımı sonrası Batı'nın Ortadoğu politika ve beklentilerini çok doğru ve seri bir şekilde okudular. Ortak bir çözüm planında uzlaşılabileceğini gösterdiler.
İran ve Rusya, Batılı ülkelere "biz de Suriye'de tıpkı sizin Mısır'da istemediğiniz gibi Sünni İslamcıların eliyle gelecek demokrasiyi istemiyoruz. Ortadoğu'yu güçlerimizi birleştirerek fabrika ayarlarına geri döndürebiliriz" dediler. Yani, Ortadoğu, İran-Rusya ve Batılı demokrasiler eliyle fabrika ayarlarına geri döndürülüyor.
YENİDEN ŞEKİLLENECEK
*Yani fabrika ayarlarından anladığımız şey, Camp David düzeni mi?
Bireysel özgürlüklerin iyileştirildiği, sandığın sistem içinde daha şeffaf ve göreceli olarak kısmen daha etkin olduğu ama merkezinde İsrail'in ve enerji nakil hatlarının güvenliğinin olduğu Ortadoğu, post Arap Baharı döneminde yeniden şekillendirilmeye çalışılacak.
*Yani post Arap Baharı dönemi ile İran da kurtulacak mı?
İran tıpkı İsrail gibi Arap sokak hareketlerinden tedirgin oldu. Başlangıçta, domino etkisini kendi topraklarına ulaşmaması için sokak hareketlerini, İran devriminin etkisinde yeni bir İslam rönesansı olarak göstermeye çalıştı.
Devrilen domino taşları Suriye'ye geldiğinde ise sokakta Müslümanlara destek olmaktansa seküler Esed yönetiminin yanında İsrail ile birlikte tavır alarak raydan çıkan Ortadoğu'yu Batı'ya yakınlaşmak için bir enstrüman olarak kullanmaya başladı. 3 sene önce Ortadoğu'nun yüzünü çevirdiği ve suların aktığı istikamette bulunan aktör Türkiye'ydi, post Arap Baharı dönemde çıkarlar ekseninde bu rolü İran üstlenmeye çalışacak.
RUHANİ BATI'YA KOŞUYOR
*Ruhani, İran'ın Türkiye'nin rolünü üstlenme tercihinin ortaya çıkardığı bir aktör mü?
Tahran rejimi, çatışma ve gerginlikle uluslararası sistemde alabileceği yolun sonuna geldiğini gördü. Ruhani tercihi post Arap Baharı dönemde, İran'ın oynamak istediği role dair bir tercihtir.
İsrail'in varlığını kabul eden, Suudi Arabistan ile barışmaya hazır olduğunu açıklayan, yani komşu ve bölge ülkeleriyle sıfır sorun yaşamak istediğini söyleyen İran, bunu Türkiye gibi değerler ekseninde yapmasa da yeni Ortadoğu'ya has kurallar çerçevesinde yapmaya çalışmakta.
İran, şüphesiz Ortadoğu'nun değişimi için model bir ülke değildir ama eski model Ortadoğu'nun fabrika ayarlarına dönerek yoluna devam etmesi adına Batı'nın mecburi bir partneridir.
Dün Ahmedinejat'ın konuştuğu BM Genel Kurulu'nda diplomatlar bir bir salonu terk ederken bugün Ruhani, Washington Post'ta. Obama, İran gazetelerine röportaj verirken, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, Ruhani ile randevulaştı. Çok kısa zaman içinde Ruhani, Obama ile görüşürse kimse şaşırmasın. Ortadoğu'da İran potansiyel sorun çıkartma gücünü göstererek göz ardı edilmemesi gereken bir bölgesel güç olduğunu uluslararası sisteme kabul ettirmiştir. Ruhani Arap atıyla doludizgin Batı'ya koşuyor ve Batı, bu tablodan oldukça mutlu.
NÜKLEERDEN VAZGEÇER
Obama Suriye'ye kimyasal silah kullanımı için müdahaleye dair yaptığı konuşmalarda hep İran'ı işaret etti ama.
Bir sonraki hamlede, yeni Ortadoğu şartlarında İran talep ettiklerini alabilirse İsrail için belki de hiçbir zaman tehdit olmayacak olan nükleer programından kademeli olarak vazgeçebilir.
Ortadoğu'da 600 milyar dolar İran parası dolaşıyor
*İran Mısır'daki darbeye sevindi mi?
Tahran yönetimi uzun süre Mursi'yi kontrol altında tutmaya çalıştı. Tahran, Mısır üzerinde etkinliğini artırmasını sağlayacak şartların temin edilmesi karşılığında Mursi'ye çok ciddi miktarda maddi destek vermeyi teklif etti. En zor günlerinde bile Mursi bu teklifi kabul etmedi.
Şimdiki Mısır yönetimi de Katar'a yardımı iade ediyor. İran, Ortadoğu'da etkinlik alanını sınırlandırabilecek İhvan hareketinin tasfiye edilmesini, farklı ülkelerde de başarısızlığa mahkûm edilmesini büyük bir sevinçle karşıladı. Mısır'da sadece Mursi devrilmedi, Batı'nın demokrasi duyarlılığı da devrildi.
Mısır darbesi Tahran için aynı zamanda Suriye'de aşağı yukarı kendisinin arzuladığı bir finalin habercisi oldu. Türkiye, istikrarlı, öngörülebilir, demokratik ve şeffaf bir Ortadoğu'dan büyüyerek çıkabilir.
Körfez ülkeleri ise enerji fiyatları bu seviyede devam ettiği sürece bu tür ön şartlara dayalı hesaplar yapmak zorunda değiller. İran basınında Ahmedinejad döneminde 8 yılda 600 milyar dolar ülkeden para çıkışı olduğuna ve bunun bir miktarının Türkiye'ye geldiğine dair haberler çıktı. Eğer bu haberler doğruysa, bölgede bir yerlerde İran parası dolaşıyor.
Suni Camp David sistemi derebeyliklere çevriliyor
*Ortadoğu'da özgürlük ateşi mi mezhep ve kimlik ateşi mi tutuşturuldu?
2. Körfez Savaşı, ardından Suriye'de mezhepsel ve etnik eksende şekillenen iç savaş, Ortadoğu'nun kodlarıyla oynamış oldu, genetiğine müdahalede bulunuldu. Bugün, Gürcistan dahil olmak üzere Türkiye'nin etrafında milli devletler yerini yavaş yavaş otonom gruplara bırakmaya başladı, şüphesiz bu Ankara için yeni ve içinde çok daha büyük riskler barındıran güvenlik politikaları anlamına geliyor.
*Ortadoğu'da derebeylikler dönemi mi başlıyor?
Suni Camp David sistemi, çatışmalar ekseninde etnik ve mezhepsel derebeyliklere evriliyor ama bu da tıpkı Avrupa'da olduğu gibi sürdürülebilir değil. Kutsal Roma İmparatorluğu'ndan sonra Avrupa'da düzinelerce derebeylik ve feodal yapı oluştu.
Çok büyük ve uzun savaşlar sonrasında milli devletlerin egemenliklerini Brüksel'e devrettikleri Birleşik Avrupa fikri doğdu. Şüphesiz Rönesans, reform, aydınlanma, sanayi devrimi gibi süreçleri içinden çıkartamayan Ortadoğu'da paralel senaryolardan bahsedemesek de, düşüş ve parçalanma döneminin Ortadoğu'da da bir yerlerde durdurmanın yolları aranacaktır.
Esed Batı'yı test etmiş olabilir
Esed ordusunun Şam'da mevzi kaybettiği günlerde bile kimyasal silaha başvurmadığını söyleyen Doç. Dr. Savaş Genç, "Esed, kimyasal silahlarla Batı'yı test etmiş olabilir" dedi.
*Kimyasal silahların denetime açılması Suriye krizinin çözülmesi için bir başlangıç mı?
Suriye krizinin çözülmesi için bir başlangıç değil ama krizin hangi eksen ve değerler üzerinde çözüleceğine yönelik önemli ipuçları veren somut bir gelişme. Kimyasal silahların kullanımı sonrasında harekât planlanırken Obama, ısrarla harekâtın sınırlı ve süre olarak limitli olacağını defalarca belirtti ve kesinlikle Suriye'de rejim değişikliğine gitmeyeceklerini, öyle bir amaçlarının olmadığının teminatını verdi. Birçok uzman İsrail'in Suriye'deki tercihlerine bakarak birçoğumuzun kimyasal silah krizi akabinde ancak görebildiklerini başından beri söylüyordu.
*İsrail'in istediği noktaya mı evrildi Suriye krizi?
İsrailli karar alıcılar, "Biz tanıdığımız düşmanı, yani Esed'i tanımadığımıza tercih ederiz" diyerek Suriye'de bir tercih yapmak zorunda kaldıkları gün Esed'i tercih edeceklerinin sinyallerini veriyorlardı. Yine Suriye sorununun başladığı Mart 2011'den beri Tel Aviv ve Washington'un ısrarla dikkat çektikleri, altını çizdikleri en önemli husus kimyasal silahlardı.
*Neden kimyasal silahlar Başkan Obama'nın kırmızı çizgisiydi?
Suriyeli sivilleri değil de İsrailli sivilleri düşündüğü için. Esed'in elindeki kimyasal silahların başta Hizbullah olmak üzere İsrail karşıtı aşırı İslamcı grupların eline geçmesi en büyük endişeleri.
*Esed kimyasal silah kullanarak bu kimyasal silahların İsrail karşıtı aşırı İslamcı grupların eline geçebileceği riskini mi gösterdi onlara?
Çok sıkıştığı, Şam'da mevzi kaybettiği günlerde bile bu yoğunlukta kimyasal silaha başvurmamıştı. Esed, kimyasal silahlarla Batı'yı test etmiş olabilir ve bu test sonrası Suriye'de kendi planlarına yakın nihai bir çözümün senaryosu da yazılmış olabilir.
ABD VE İSRAİL'İN SURİYE HAYALİ
*ABD ve İsrail'in nasıl bir Suriye hayali var?
ABD ve İsrail farklı düşmanlarını Suriye'deki çatışmalarından ve dolayısıyla çatışmaların uzamasından ve İsrail için güvenlik tehdidi oluşturmayacak kadar zayıflamalarından memnun. Avrupa ülkelerinin kamuoylarında Ortadoğu'da herhangi yeni bir operasyon destek bulmuyor. Rusya-Çin ittifakından çekindikleri için Suriye sorununda aktif rol alma hedefleri ve planları yok. Geçen sene Suudi Arabistan, Esed'in devrilmesi karşılığında Rusya'dan çok yüklü silah satın alabileceği vaadinde bulundu.
Putin bu kârlı teklifi kabul etmedi. Fazla iddialı olabilir ama muhtemelen Suudi Arabistan bu teklifi Washington'a yapsaydı onlar da kabul etmezdi. Yani, ABD'nin üstüne kâr edebileceği bir anlaşmayla bile Esed statükosunu veya yönetimini değiştirmeyi kabul etmeyeceğini iddia edebiliriz.
Alternatifleriyla mukayese edildiğinde Esed yönetimi Batı için hâlâ daha seküler ve daha öngörülebilir. Son 2,5 yıl içinde Suriye'nin Dostları Grubu toplantılarına katılan ülkelerin Suriye hayallerinin çok da dostane olmadığı görülüyor. En az Suriye cephesinde çatışan farklı muhalif gruplar kadar birbirlerinden farklılar.
Ömrünü hiç kimse garanti edemez
*Suriye'de Esed'siz bir çözüm arayışı rafa mı kaldırıldı?
Muhaliflerin Esed'i deviremeyeceği, Esed'in de tüm Suriye'ye tam hâkim olamayacağı görüldü. Makul bir ateşkes ve sonrası yeni Suriye'nin masa üstünde şekillendirilmesi gerekiyor. Silahları susturup, sonra Suriyelilerin arabulucular vasıtasıyla yeni Suriye'nin şartlarını konuşulmalı. Bu, Esed'li ya da Baas'lı bir çözüm demek. Uluslararası kamuoyu muhaliflerin başat olduğu bir çözümü alternatifler arasında görmüyor.
*Esed paçayı kurtardı mı?
Muhaliflerle yaptığım görüşmelerden çıkardığım sonuç şu: Çatışmalar bir barış anlaşması ve tepede bir uzlaşı olsa bile uzun yıllar devam edecek. On binlerce insan ölürken, yüz binlerce insan da yakınlarını, evlatlarını kaybetti.
Ortadoğu'da silahla başlayan kan davalarını masa başında kısa sürede bitirmek mümkün olmuyor. Esed'in geri kalan ömrünü ve iktidarını kimse garanti edemez. Lâkin, Suriye'nin tamamını yöneten, güçlü, tüm sokaklarda resmi ve heykelleri olan Esed rejimi tarihe karışmıştır.
Suriye ırmağında Esed rejiminin ikinci kez yıkanma şansı yok. Esed ve Baas, İran ve Rusya'dan aldıkları aktif destek sayesinde ülke yönetiminde olacak ama hiçbir zaman eski gücüne kavuşamayacak
16 Ağustos 2013 Cuma
Windows'un şaşırtan açığı
Windows kullanıcılarını, sistemlerini kilitleseler bile tehdit eden bu açık bakın nelere yol açıyor.
Windows'larda bulunan ve kilit ekranından parolayı girmeden sisteme erişmenizi sağlayan bu açık bir süredir biliniyor, ancak bu açığı kullanmanın ne kadar kolay olduğunu görünce şaşırabilirsiniz.
"Carnal0wnage" tarafından yayınlanan bir yazıda Windows 7'deki "Yapışkan Tuşlar" özelliğinin komut satırı uygulaması ile nasıl değiştirildiği anlatılıyor. Bu sayede kilitli bir sisteme tam anlamıyla giriş mümkün hale geliyor.
Sistemde bu açığı kullanabilmeniz için kısa bir süre yönetici haklarına sahip bir komut satırına erişip aşağıdaki komutu yazmak yeterli oluyor:
REG ADD "HKLM\SOFTWARE\Microsoft\Windows
NT\CurrentVersion\Image File Execution Options\sethc.exe" /v Debugger /t
REG_SZ /d "C:\windows\system32\cmd.exe"Bu işlemin ardından Windows kilitli durumdayken SHIFT tuşuna beş kere basarak (normalde Yapışkan Tuşlar'ı etkinleştirir) yönetici haklarına sahip bir komut satırı açılabiliyor. Bu komut satırında herhangi bir işlemi çalıştırmak ve oturum açmışçasına her şeyi yapmak mümkün oluyor. Buna Explorer da dahil.
Açık şu an yamanmamış görünüyor ve Windows 7, Windows Server 2008 R2'de çalışıyor. Açığın Windows 8'in Tüketici Önizleme sürümünde de var olduğu söyleniyor. Benzer bir hack'lemeyi bir RDP oturumu üzerinden gerçekleştirmek de mümkün oluyor.
Önemsiz gibi görünse de bu hack, kurumlarda büyük güvenlik sorunlarına yol açabilir. Kötü niyetli bir kullanıcı, iş yerinde bu açığı kullanarak oturum açma ekranından verileri silebilir.
Açığın çalışması için Yapışkan Tuşlar özelliğinin devre dışı bırakılmamış olması gerekiyor.
Kaynak:hurriyet.com.tr
12 Haziran 2013 Çarşamba
Teknolojinin Hayatımızdaki Yeri Nedir?
Sevgili dostlar, kardeşlerim, abilerim, ablalarım bu yazımda teknolojinin biraz karşıt bakmak istiyorum, evet karşıt diyorum çünkü teknoloji hayatımızda varlığı hissedilmez ancak yokluğu hissedilebilir bir karşıt. Öncelikle eğer bu yazıya ulaşabildiysen büyük bir ihtimalle teknolojiylearan iyidir, en azından bilgisayarında oturum google dan araştırma yapıp da bu sayfayı bulacak kadar iyisin :) (Kötülemek için demiyorum ancak bilgisayar kullanıcılarının yaklaşık %25-30 civarı sadece tek-tip sayfalarda dolanıyor ve neredeyse çok az arama yapıyorlar).
Eğer teknoloji elininin altında ve istediğine ullaşabilecek gibi hissediyorsan yanılıyorsun çünki teknoloji o aşamada seni kullanıyor. Bilgisayarı hayatımıza sadece oyun oynamak için girmiş bir cihaz olarak düşünürsek şuan bu yazıyı bulup okuyor ve benimde yazıyor olmam teknolojinin bizi kullanmasındandır.
Peki Teknoloji Nasıl Kullanılır?
Bilerek yada ben bu konuda uzmanım diyerek balıklama atlamıyorum konuya ancak bildiğim şu ki teknolojinin esiriyiz. Bugün eğer uzaktan kumanda kaybolursa evde isyan çıkaran ve bulduğunda kayı evladını bulmuş gibi sevinen bir insan için söyleyeceklerim var ve bunu kimse ben böyle değilim diye inkar edemez!
Teknoloji öncelikle amaca hizmet için vardır ancak fazlası bize zarar verir, nasıl mı? Örneğin bir tablet kullanıcısı, tabletini yaptığı projeleri yanında taşımak için aldıysa ve meraklı bir kişiyle ilk yaptığı aldığı ürünü incelemek olur ve amaçtan sapma bu aşamada gerçekleşir. Google Play, oyunlar, uygulamalar, twitter, facebook, skype derken tabletini elinden düşürmez ve yapışık ikiz gibi dolaşırlar.
Ancak bilinçli bir kullanıcı olmak, ki burada önermek istediğim de bu, sandığımızdan daha kolay yöntemlerle mevcut kılınabilinir.
Öncelikle Teknolojik cihazı kullanırken neden kullanıldığı ve avantajı yanında dezavantajınında olduğu bilinmeli
Örnekle açıklayalım konumuzu;
Ali geçen ay çıkan ürünün ülkesine gelmesiyle heyecanlanır ve hemen sahip olmak ister, ancak Ali'nin bilmesi gerekenler var.
Öncelikle kendisinin ihtiyaç duyduğu bir ürün mü? Cevap hayır ise Ali aldığı ürüne mahkum olur ve yaklaşık 1 ay boyunca Ali kimseyle ilgilenmeden aldığı ürünün bütün özelliklerini kontrol eder.
Eğer cevap evet olsaydı ürüne duyulan ilginin nedeni araştırlmalıydı. Bu cihazzın bir minibook olduğunu varsayarsak ne için kullanacağı ve amacının dışına sapınca neler olacağıda bilinçli bir kullanıcının bilmesi gereken şeylerdendir.
Ancak bunları zaten biliyor ve yüksek bir ihtimalle uygulamıyorsunuz peki teknolojiden kendinize nasıl bir pay çıkartırsanız yaraını görürsünüz?
Öncelikle internet bilgisayarla gelişti fakat şimdi bilgisayar internetin hizmetinde onun için en büyük fayda ve zarar internette dolanıyor. Asılına bakarsanız internette yararlı dosya aramak okadar zor değil ancak gelişen bu büyük ağ ve gereksiz her sözcük bulmanız gereken sonuçlardan sizi uzaklaştırıyor.
İnternette zararlar ve yaralar olduğu kadar ne zarar ne yarar sağlayan içeriklerde var örneğin oyunlar zaman harcamak için internete gelenlerin hiçbirşey karşılığı vakit verdiği şeyler ancak zevk meselesi ben bişey diyemem :)
Teknoloji hayatımızda nerelerde olur bilinmez ancak hep yarar yada sırf zarar değildir bazı gerçekleri öldürür ancak bilinmeyenleri de anlatır bize, Türkiye'de yaşarken Amerika'da bir arkadaş edinemezsiniz ancak teknoloji bunu imkanlı kılar. Sözü gereksiz uzatmış ve kendi görüşlerimle sizi sıkmışsak affedin. Ancak bir nebze yararı olursa da ne mutlu
Hepinize Mutlu Günler Sevgili Okurlar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


