kıbrıs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kıbrıs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2013 Salı

Cratos Premium Hotel Casino-Port-Spa / Kıbrıs


Bu sene şimdiye kadar geçirdiğim yıllar içinde en üzücü sene oldu benim için. Hayatta en değer verdiğim kişilerden biri olan Anneannemi kaybettim. O yüzden bu yaz stresten birazcık uzaklaşabilmek ve kendimle kalabilmek için Kıbrıs'a gittim. Otelde düşüp ayağımı incitip, 4 gün tekerlekli sandalye ile dolaşmama rağmen Cratos hakkında iyi izlenimler edindim. Cratos Hotel Kıbrıs'ın en lüks otellerinden biri. Spa'sı güzel, Casinosu ise diğer otel casinolarına göre çok büyük. Otelin iç tasarımı oldukça ihtişamlı ve şatafatlı. Her yer altın varaklar, kadife koltuklarla dolu. Yemekler genel otel yemekleri gözönüne alınırsa çeşitli ve lüks sayılabilecek çeşitlerden oluşuyor. Bu yemeklerin dışında Port kısmında dünya mufaklarından lezzetler sunan restoranlar da var. Açık havuz ise gördüğüm en büyük havuzlardan biriydi. Odalar ana bina odaları ve klüp odaları olarak ikiye ayrılmış. İç tasarımları ise aynı -banyo ve tuvalet kısmı ayrı tutulmuş ve küçük bir oturma bölümüne sahip-. Klüp odaları havuz manzaralı ama binaya biraz yürümek gerekiyor. 
 Yazıda kullanılan görseller çeşitli internet sitelerinden kullanılmıştır.

18 Ekim 2012 Perşembe

Kıbrıs/Girne Mercure Otel

Kıbrısa haziran ayında gittim ama daha sonra işlerimin ve diğer gezilerimin yoğunluğundan yazmaya vakit bulamadım ne yazık ki. Bende Kurban bayramı tatili öncesi en azından kaldığımız oteli yazmak istedim. Kurban bayramını Kıbrıs'ta geçireceklere bir fikir olur belki.


Mercure Otel hakkında iki görüş yazacağım. Biri benim görüşüm, diğeri de Ağustos ayında aynı otelde konaklayan iki arkadaşımın görüşü.
Benim görüşüm:
Mercure otel bence Girne'de ki en iyi otellerden biri. Otelin konumu şehir merkezine biraz uzak olsa da (gerçi arabayla 10 dakika bile sürmüyor merkeze varış) muhteşem denizi Mercure'de kalmak için yeter de artar bile. Öncelikle yemeklerden bahsetmek gerekirse; ben plus dedikleri şekilde konakladığım için yemek, tatlı ve içkiye doydum Mercure'de. İlk iki gün insanın gözü dönüyor ve herşeyden yemek-içmek istiyor. Yemek, salata ve tatlılar gerçekten de çok lezzetliydi. Benim aldığım hizmet türünde günde 7 öğün yemek servisi veriliyordu (sabah 2 saatte kahvaltı, öğle yemeği, havuz başı büfesi, akşam yemeği, gece 12'ye kadar açık büfe ve sabaha kadar oda servisi). Bu kadar yoğun bir yemek servisinde ise en memnun kaldığım şey yemeklerin lezzeti, sunumu ve temizlikti. Otelde çalışan bütün personel son derece güleryüzlü ve çalışkandı. Odalar temiz ve düzenliydi. Oda servisi ise kusursuz çalışıyordu. Mercure otel'in en keyifli yerlerinden biri ise Kıbrısta her otelde olduğu gibi kumarhanesiydi. Doğruyu söylemem gerekirse kumarhanede biraz gözüm döndü. Kollu makinaların albenisi insana saatin nasıl geçtiğini unutturuyor. Hele bir de yanınızdaki adamın 20 bin TL kazandığını gördüğünüz an ne olduğunuzu şaşırıyorsunuz. Neyseki küçük rakamlarla oynadığım için büyük bir hezimete uğramadım ama her yerde olduğu gibi burada da sınırını bilmeyen çok insan vardı. Kumarhanede de sınırsız yemek, içki hatta sigara servisi yapılıyor. Sabah yediye kadar açık olan mekan sanırım insanların uyumamasını sağlamak için oldukça soğuk tutuluyor. Sonuç olarak ben otelden her anlamda çok memnun kaldım.



Arkadaşlarımın görüşüne gelince;
İki arkadaşım benden 2 ay sonra burada konakladılar. Dönüşte onları dinlediğimde ise çok şaşırdım. Benim o yere göğe koyamadığım otelin yerinde yeller esiyordu. Yemekler ve hizmet son derece kötüymüş. Kaldıkları için pişman olmuşlar deyim yerindeyse. Odaları temizlenmemiş, yemekler az ve lezzetsizmiş. (Gerçi bunun sebebi otelin bu iki aylık sürede el değiştirmesi ve yeniden yapılanma sürecine girmesiymiş. Duyduklarına göre bu süreç sona erdiğinde Mercure Otel Girne'nin en iyi otellerinden biri haline gelecekmiş).
İnşallah o sürecin sonunda benim aklımda kalan haline hatta daha iyisine dönüşür de bir sonraki Kıbrıs seyahatinde tekrar orada kalırım...

Ekleme:
Mercure daha doğrusu şimdiki adıyla Merit otel'e daha sonra tekrar gittim ve yine çok keyif aldım. Otel el değiştirmiş ama hizmet yine çok iyi. Gitmek isteyenlere duyurulur...

23 Nisan 2012 Pazartesi

Kıbrıs Girit Olmasın, Rauf R.Denktaş

Kıbrıs Girit Olmasın, Rauf Denktaş, Remzi Kitabevi, 2004, İstanbul

    Kitap,Kıbrıs’ın tarihini de göz önüne alarak,Kıbrıs meselesini tüm açıklığı ile ortaya koymaktadır.Özellikle belirli yaşanmış olaylar ve Rauf Denktaş’ın Birleşmiş Milletlerle yapmış olduğu yazışmalar çok önem arz etmektedir.Kitap ayrıca yaklaşık 90 sayfalık Rauf Denktaş’ın diğer düşüncelerine ve yazışmalarına yer vermiştir.
        ‘’Kıbrıs ve o zamanki Girit sorunu arasında büyük benzerlikler vardır’’diyen Kostantin Mitsotakis(1998 Yılında) bu benzerliği açıkça ortaya koymuştur.
‘’Giritliler neden kurtuldular biliyor musunuz? Bir gece hep birlikte ayaklandılar ve Türkleri boğazlayarak ortadan kaldırdılar.Bizim elimize Kıbrıs Türklerini kesip doğrama fırsatı geçti ama liderlerimiz her şeyi berbat ederek yüzlerine gözlerine bulaştırdılar…Türk Türk’tür.köpeklere benzer hepsi de’’(To Periodiko  Dergisi)
       ‘’ Giritlilerin 85 yıl beklemeyi de içeren bir özgürlük mücadelesi verdiklerini hatırlamak gerekir.Elenizm,beklemesini de ısrarla olmasını da bildiğini geçmişte kanıtlamıştır.Kıbrıs Elenlerinin de,diğer Elenlerden  geri kalmayacakları bilinmelidir.’’(Agon Gazetesi)
       ‘’Çünkü Kıbrıs nedir? Yunanistan değil midir? Eğer bazıları buna inanmazsa ben onlardan değilim. Tam aksine buraya gelen yunanlılara diyorum ki geldiğiniz yer yabancı bir yer değil,Yunanistan dır. Bugün Kıbrıs ta Giritli Rumlar yaşasaydı,kuzeyde tek bir Türk bile kalmayacaktı’’.(General Yeoryios Siradakis eski Yunan Komutanı)
      Yukarıdaki yazıların ne anlama geldiği kitapta çok detaylı anlatılmıştır.
       Rauf Denktaş,kitapta, Rum tezlerine karşı nelerin yapılması gerektiğini, tarihi belgeleri de ortaya koyarak,  açıklamıştır.:
      ‘’Çare kendi egemenliğimize self-determinasyon hakkımıza kısacası devletimize sonuna kadar sahip çıkmakta ve uzlaşma yollarını daima açık tutarken, geçici ‘’hediyelere’’kanıp,Rum un şemsiyesi altına girmemektedir’’.
    ‘’Dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir baskı, tehdit ve uydurma haberlerle halkımıza 9000 sayfalık,içeriği bilinmeyen bir paket kabul ettirilmiştir. Bunun içinde Kıbrıs Türklerini bağlayıcı anayasa bile vardır! Şöyle bir anayasa ki KKTC’ni yok etmekte egemenliği sıfırlamaktadır. KKTC Meclisi’nin asla kabul edemeyeceği, hatta ele alamayacağı bir anayasa!’’
        ‘’Kıbrıs meselesi nedir?’’sorumuza ‘’iki  taraf anlaşmadır’’ cevabını   verenlere, Kıbrıs Rumlarının  meşru hükümet olamayacaklarını  1960 Antlaşmalarına, Anayasa’ya atıf   yaparak  anlatmaya  çalıştığımda  bana ‘’Kıbrıs  meselesi hukuki mesele  değildir, siyasal karar  verilmiştir; Kıbrıs  treni  AB  yolunda ilerliyor ; treni  kaçırıyorsunuz  ‘’ diyenlere ‘’Kıbrıs  treni’’  dedikleri  trenin bir  Rum  treni  olduğunu;  görüşmeler yoluyla   bunu  ortak  bir tren haline  getirmeye  çalıştığımızı,  ancak AB’nin  hukuk  tanımayarak Rum  idaresini Kıbrıs  olarak algılayıp ona  göre  muamele  yapması  nedeniyle Kıbrıs’ta  yeni ve  kalıcı bir  ortaklığın    kurulmasını   engellemekte  olduklarını anlatmaya çalıştım. ‘‘Bu trende bizim eşit hakkımız olmalıdır. Gideceği istasyonda Yunanistan’ın yanında treni bekleyen Türkiye de bulunmalıdır diyerek yeniden 1960 antlaşmalarına ve anayasaya atıf da bulunmam derhal’ uzlaşmazlık ‘olarak değerlendirilmiştir’’.                                                   
   
    Kıbrıs Türk halkı içinde 20 temmuz 1974 barış harekatımızdan sonra Türk Silahlı Kuvvetlerine ideolojik nedenlerle tavır koyan ve KKTC’nin ilanına karşı çıkan unsurların bugün Annan planı’nı desteklemeleri ve Türkiye üye olmadan AB’ne üye olmayı isteye bilmeleri ne kadar dikkat çekici ise,Türkiye’nin bu konuda ciddi bir direniş göstermeyip, bu hakkı yok farz eden Annan planı’na sahip çıkması da o kadar düşündürücüdür.   
      Kitapta yazar müzakerecide olması gereken özellikleri şöyle açıklamaktadır:
   ‘’Görüşmecilik meslek değildir. Akıl işidir. Görüşmeci bir maksat için görüşür, tellal değildir. Elindeki mala en çok fiyatı verene malı teslim etmek gibi bir yaklaşımı yoktur.Siyasal görüşmelerde görüşmeciye verilmiş bir hedef  vardır; ondan bu hedefe varmak için izleyeceği yolda karşısına ne çıkarsa çıksın vazgeçmemesi,gereken prensipler konusunda çok titiz davranması istenir;hatta bunlardan hayati önemi olanlardan taviz istendiği takdirde ve bütün uzlaşmanın akıbeti de bu isteneni vermeye kaldığı hallerde bile uzlaşmadan vazgeçmesi, asla taviz vermemesi istenir. Kısacası görüşmeci belirli yetkilerle donanmış, görüşme koşulları önceden kararlaştırılmış, kırmızı çizgileri belli bir ortamda sorumluluk yüklenmiş,savunduğu davaya inanmıştır. Savunulacak davaya inanç esastır.Aynı zamanda müzakereci, dosyasını,davasını,geçmişi ve karşısındakileri çok iyi bilmelidir.en önemlisi karşı taraftaki müzakerecinin de elde etmeye çalıştığı bir hedefi olduğunu ve bu hedefe varmak için onun da elinde bir yetki belgesi bulunduğunu bilmesi gerekir’’