Côte d'Azur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Côte d'Azur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2015 Perşembe

Eze - Fransa

Eze Cote d'Azur da denilen güney Fransa'da küçük ve çok sevimli bir kasaba. Geçmişi ortaçağa (12.yy'a) kadar dayanıyor. Nice ve Monako arasında yer alıyor. Kışları nüfusu neredeyse 100 kişiye kadar düşen köy yazları ise turist akınına uğruyor ve nüfusu 2000-3000'e kadar çıkıyormuş. Bu köyün en önemli özelliklerinden biri ünlü düşünür Nietzche'nin bir dönem burada yaşamış olması ve dünyada çok az olduğu söylenen parfüm fabrikalarından (daha doğrusu öz üreten fabrikalardan) Fragonard ve Galimard'ın burada bulunması. Alfred Hitchcock ise "Kelepçeli Aşık" filmini burada çekmiş.
Bu arada yanlış hatırlamıyorsam ilk fotoğraftaki evlerden biri eskiden ünlü film yıldızı Zsa Zsa Gabor'unmuş. Çok büyük bir Atatürk ve Türkiye hayranı olan Gabor evi satışa sunduğunda tek bir şartı varmış. O da çatıda bulunan bayrak direğine her gün mutlaka Türk bayrağı dikilmesiymiş. Ben hangi ev olduğunu göremedim ama rehberimizin dediğine göre yeni ev sahibi ünlü yıldızın bu isteğine saygı göstermiş ve kötü havalar haricinde bayrağımız dalgalanmaya devam ediyormuş...
(Zsa Zsa Gabor'un ilk eşi 4 yıl evli kaldığı siyasetçi Burhan Asaf Belge Türkmüş)


Nietzche burada yaşadığı dönemde "Böyle buyurdu Zerdüşt" kitabını burada yazmış. Hatta köyde "Nietzche yolu" denen bir yol da var. Nietzche bu yolu hergün kullandığı için adı öyle kalmış.




Benim ne yazık ki bu büyüleyici köyü çok fazla gezme şansım olmadı ama parfüm fabrikalarından Fragonard'ı gezdim. Fragonard 1926 yılında kurulmuş ve şu anda tam olarak 75 parfüm bazını üretiyor. Burada bütün ürünler geleneksel yöntemlerle işleniyor. Çalışanlar hala çoğu ürünü el ile paketliyor. Dünyanın her yerinden malzeme alınıyor. (Isparta'dan da gül alıyorlar). Rehber eşliğinde fabrikayı gezdirdikten sonra ürün tanıtımı ve satış yapıyorlar. Fiyatlar oldukça yüksek ama ben yine de birkaç şey almadan duramadım doğrusu…
Parfümün yanısıra saf argan yağı, sabun, cilt bakımı kremleri de ürünler arasında...

http://www.fragonard.com

29 Aralık 2014 Pazartesi

Nice - Fransa

Nice Fransanın güneyinde Fransız rivierasında bulunan Fransa'nın 5. büyük kenti. Benim en sevdiğim şehirlerden biri oldu bu gezide. Belki de güneşin etkisiyle çok keyif aldım ve rahatlamış hissettim bu güzel şehirde.
Tarihine gelince; 
Nice M.Ö 500'lerde Yunanlılar tarafından kurulmuş. M.Ö. 200'ler gibi de romalıların hakimiyetine geçmiş. Uzun yıllar İtalyanların hakimiyeti altında kalan şehir 1860 yılında Fransızların eline geçmiş.
Ama bu güzel yeri sadece Fransız ve İtalyanlar değil, herkes hakimiyet altına almaya çalışmış. Bunlardan biri de Osmanlılar.
Osmanlıların attığı top güllelerinden birisi

1543 yılında Barbaros Hayreddin Paşa 110 kişilik bir donanmayla İstanbuldan yola çıkar. Niyeti akdenizde İspanyolların hakimiyeti altında bulunan liman şehirlerini ele geçirmektir. Ostia, Messina gibi İtalyan şehirlerini bombalar, Marsilyadan sonra Savoi düklüğünün hakimiyeti altındaki Nice şehrini kuşatır ve bir kaç gün içinde de şehri ele geçirir. Fakat şehirde bulunan kale hala savunmaya devam etmektedir. En sonunda kalenin direnci kırılır, askerler teslim olmak üzereyken kalenin surlarında bir kadın belirir (Catherine Segurana) Söylenceye göre burçların üstünde askerlere cesaret veren kadını gören bizim levendler bir anda çok şaşırırlar. Catherine "ben bu askerleri popomla yenerim" diyerek poposunu açıp levendlere gösterir. Bizim askerler de "tövbe estağfurullah" diyip arkalarını dönerler.  Bu anı fırsat bulan fransız askerleri de kalenin kapılarını açıp saldırıya geçerler ve kuşatmayı püskürtürler. Kaleyi almaktan ümidini kesen Barbaros Hayreddin Paşa da kuşatmayı kaldırmak zorunda kalır.  Kimi yerde Barbarosun kuşatmayı kaldırmadan önce Catherine'yi bulmak için şehirdeki bütün kadınları gemilere bindirip İstanbul'a getirdiği de söylenmektedir. Kuşatma Catherine yüzünden mi yoksa kışın gelmesi sebebi ile mi kaldırıldı bilinmez ama sonuçta Osmanlı donanması Nice'i alamamıştır. Segurana ise Fransanın milli kahramanlarından biri olmuştur.

Nice'de gezilecek yerler
Açıkçası Nice'i yıllardır Fransız sosyetesinin gözde tatil yeri diye duya duya gözümde çok büyütmüşüm. Gerçekten de çok güzel ama gidip de tatil yapamayacak pahalılıkta bir yer değil (aynısı Cannes için de geçerli ama orayı bu kadar sevmedim) Türkiye'ye döndükten sonra baktığımda kalınabilecek gayet keyifli ve uygun fiyatlı oteller buldum booking.com'da. Hatta eşimle özellikle bir yaz buraya tatile geliriz diye plan bile yaptık. Nice tatil şehri olmasının yanı sıra müzeleriyle de ünlü. Sahili bizim sahillerimiz gibi kum değil taşlık ama deniz pırıl pırıl. Birçok otelin deniz kenarında beach club'ı var. Kurulan iskeleler üzerinden denize giriliyor.
En keyifli yerlerinden birisi Promenade des Anglais (İngiliz yürüyüş yolu) denilen sahilde bulunan yol. Bu yol 1822 yılında yapılmış. O sene hasatlar kötü gidince boşta kalan işçilere İngilizler bu yolu yaptırmış. Yolun adı da böyle konulmuş.
Antika pazarı

Nice'de hergün kurulan Cours Saleya pazarı ise görülmesi gereken en keyifli yerlerden. Bu pazarda normalde meyve ve çiçek pazarı oluyormuş. Sadece pazartesi günleri antika ve ikinci el pazarı varmış. Bizim şansımıza da antika pazarına denk geldik. O kadar güzel şeyler satılıyordu ki aklım kalmadı desem yalan olur. Taşıyabileceğimi, bavula sığdırabilceğimi bilsem bir sürü şey alırdım buradan.


Ayrıca hep söylenen Fransız ukalalığı mı desem bilemedim o tavır yok burada. Herkes çok sıcakkanlı, çok yardımcı turistlere. Her yer rengarenk evler, pencereler... Sokaklarda gösteri sanatçıları, parklarda, meydanlarda gençler, güneşin keyfini çıkaranlar her yer cıvıl cıvıl. Nice'de yaşam sevinci fışkırıyor sanki her yerden...


Gelmişken sadece geceleri açılan ve en eski barlarından biri olan La Trappa'da birşeyler içmek de keyifli olabilir...
Place Massena Meydanı ise şehrin en önemli ve en büyük meydanı sanırım. Meydana açılan sokaklarda birçok cafe bulunuyor. Ayrıca meydanda bulunan ışıklandırma ve yaz aylarında serinletme amacıyla verilen soğuk su buharı da çok ilginç ve keyifli.

Massena meydanı ve su buharı

Nice'e gitmişken Hotel Negresco da görülmesi gereken yerlerden. Otel Pariste bulunan Eiffel kulesinin mimarı Gustav Eiffel tarafından tasarlanmış. Biz içini görmedik ama asıl görülmesi gereken yer içiymiş duyduğumuza göre.


Ayrıca Nice'de sanat severlerin mutlaka görmesi gereken iki müze var. Bunlar Matisse ve Chagall müzeleri. Turun gafletinden orayı da göremedim çok içimde kaldı ama tursuz bir dahaki sefere artık. Nice'e çok yakın olan Cagnes sur Mer kasabası da bir zamanlara Renoir'ın yaşadığı yermiş. Güzel sanatlar mezunu olan benim için en büyük hayal kırıklıkları oraları görememek...


Nice' de alışveriş
Buraya gelmişken lavanta ürünleri almamak olmaz tabii. 7-8 eu gibi fiyatlara çok şık lavanta torbaları satılıyor dükkanlarda. Bazılarında ise karışık kokulu otlar var. Ayrıca el yapımı sabunları da müthiş. Ünlü markaların da mağazaları var bolca. Zeytinyağı ve zeytinyağlı diğer ürünler de harika. Ayrıca buraya gelmişken Niçoise salatasını da denemenizi tavsiye ederim...

25 Aralık 2014 Perşembe

Monte Carlo - Monako



Monte Carlo Monako'nun en gözde ve en gösterişli semti. Kraliyet sarayının da bulunduğu Monako Ville bölgesinin alt kısmında kalıyor. Tıklım tıkış binaların ve son derece lüks yatların bulunduğu marinanın olduğu kısım yani. Monte Carlo bölgesine geçince lüksten ve ihtişamdan insanın gözleri parlıyor. Her yerde son model arabalar, çok şık kadınlar ve erkekler… Sanırım dünyanın en lüks arabaları Dubai'den sonra Monte Carlo'da bulunuyor.
Ayrıca Monako Ville'in aksine Monte Carlo bence gece görülmeli. Her yer o kadar ışıl ışıl ki. Yollardaki aydınlatmalar bile farklı.


Bunun yanı sıra En lüks, sosyetik cafe ve restoranlar da bu bölgede (Mesela Buddha Bar'a öyle elinizi kolunuzu sallaya sallaya pejmürde kıyafetlerle giremiyorsunuz. Zaten psikolojisi bozuluyor insanın oturanları görünce. Küçücük bir salatanın 30 eu olduğu restoranı tahmin edin zaten…)



Monte Carlo'nun en büyük özelliği ise meşhur kumarhaneleri ve F1 pisti. Kumarhanelere gezmek için bile girebiliyorsunuz ama kıyafetinizin düzgün olması gerekiyor. Terlik, şort vs gibi günlük kıyafetlerle almıyorlar içeriye. Herkes son derece şık ve bakımlı burada. Kumarhaneler sadece yabancılara açık Monako vatandaşı iseniz giremiyorsunuz. Kıbrısdaki uygulamayla aynı yani (gerçi kıbrısta giren çok vardı bir yolunu bulup ama burada daha sıkı sanırım denetlemeler). Eşimle kumarhanede şansımızı denemeyi çok istedik ama (özellikle sıkı bir poker sevdalısı olan eşim) şortlarla olduğumuz ve zamanımız da az olduğu için bu fırsatı kaçırdık. Başka zaman demeyeceğim çünkü bir daha geleceğimi pek sanmıyorum Monakoya.


Monako ve Monte Carlo bence bir kerelik görülecek yerlerden. Hem pahalı hem de turistik açıdan görülecek fazla birşey yok. Çok zengin olup, yatımla gelip kumarhanelerin keyfini çıkartsam başka tabii. 

Bunların yanı sıra futbol sevdalıları için enteresan bir nokta da sahil yolunda dünyaca ünlü futbolcuların ayak izleri ve imzaları dizili yan yana....

Ayrıntılı Monako / Monte Carlo ve diğer gezi fotoğraflarıma ana sayfada bulunan instagram adresinden ulaşabilirsiniz...

22 Aralık 2014 Pazartesi

Monako

Monako Ville'de kraliyet sarayı

Monako Ville sokakları

İtalya yazılarına devam edeceğim ama küçük bir ara vermek istedim. Monako ve Monte Carlo'dan bahsetmek istiyorum biraz…
Monako Vatikan'dan sonra dünyadaki en küçük ikinci bağımsız devlet. Yüz ölçümü bu kadar küçük olmasına rağmen Monako'da bir stadyum, havaalanı yerine de helikopter pisti var. Kara sınırları Fransa ile çevrili olan ülkede 40.000' e yakın kişi yaşıyor. Monako'nun başkenti yok sadece yerleşim birimlerinden oluşuyor. Bunlar: Monaco Ville, Monte Carlo, Fontveille ve La Condamine. Fontveille daha sonra deniz doldurularak oluşmuş bir semt. Monako Ville semtinde kraliyet sarayı bulunuyor ve bu semtte sadece kraliyet üyeleri yaşıyor en lüks semti ise Monte Carlo.
Tarihine gelince; ülke ilk olarak 1228 yılında Ceneviz sömürgesi olarak kurulmuş. 1297 yılında bu topraklar Grimaldi ailesinin eline geçmiş. O zamandan bu yana da ülke Grimaldi ailesi tarafından yönetiliyor. 1793 - 1814 yılları arasında Fransanın idaresi altında olan ülke 1861 yılından sonra bağımsız bir prenslik haline gelmiş. 1911 yılında kabul edilen anayasa ile Monako Prensi mutlak hakim sayılmış. Prens Rainer 2005 yılında hastalık sebebiyle tahtı oğlu Albert'e devrettikten kısa bir süre sonra ölünce Prens Albert Monako'nun hakimi olmuş.


Monako daha doğrusu Monako Ville bölgesi gerçekten enteresan. Sokakları tertemiz, her yer kameralarla izleniyor (hatta söylendiğine göre en ufak yanlış bir hareketinizde güvenlik güçleri dibinizde bitiveriyormuş) ve bütün binalar o kadar net, planlı ve düzgün ki  film platosu geziyor izlenimine kapılıyorsunuz (Monte Carlo semti hariç. Orada bütün binalar tıkış tıkış duruyor gibi). Ülke bir tepenin üzerine kurulduğu için kot farklılıkları var bu yüzden de her yere asansör yada merdivenlerle inip çıkıyorsunuz bir de. Kraliyet sarayı ise beklediğimin aksine çok sade (hele bizim yeni sarayımızla! karşılaştırılırsa). Bize denk gelmedi ama Kraliyet üyeleri sokaklarda normal insanlar gibi gayet rahat dolaşıyormuş. Bunların dışında Monako F1 yarışlarına da ev sahipliği yapıyor. Normalde de pahalı olan ülke o dönemlerde iyice çıldırıyormuş fiyat konusunda.
                                      

Monako denince ilk akla gelen şeylerden biri de Prenses Grace. Neredeyse her sokakta Prensesin fotoğrafları var. Görebildiğim kadarıyla bir çok cadde ve sokak da kraliyet üyelerinin özellikle de prensesin adını taşıyor. Prenses Grace kızı Stephanie ile yanlış bilmiyorsam Eze kasabası yakınlarında geçirdiği trafik kazası sonucu 1982 yılında hayatını kaybediyor. 2005 yılında ise Prens Rainer vefat ederek Grace'in yanına St. Nicholas katedraline defnediliyor. (Bu arada Eze'den Monako'ya inen yollar o kadar virajlı ve uçurumluk ki gerçekten de çok dikkatli kullanmak gerekiyor arabayı). Grimaldi ailesinde o kadar çok beklenmedik ölüm var ki (bunlardan biri de Prenses Caroline'in eşi olan Stefano Casiraghi. Stefano 1990 yılında henüz 30 yaşındayken Monako'da düzenlenen bir off-shore yarışında teknesinin ters dönmesi sonucu boğularak ölüyor).  Bu ani ve feci ölümlerin, mutsuzlukların arkasında ise Grimaldi laneti olduğu söyleniyor. Rivayete göre bu lanet 13.yy'dan beri ailenin üstünde. Prens 1.Rainer Flaman bir kadına tecavüz etmiş. Flaman kadın da aileyi evliliklerinizde asla mutlu olamayın, gerçek mutluluğu asla bulamayın diye lanetlemiş. Bütün bunların sebebi de bu lanetmiş...

Son derece zengin olan ülkenin geçim kaynakları ise turizm ve kumar. Düzenlenen F1 yarışları da önemli gelir sağlıyor. Monako'da yaşayan insan sayısı ülkenin yüzölçümüne göre o kadar fazla ki ev fiyatları tavana vurmuş biçimde. (Küçücük bir evin 4-5 milyon Eu'ya satıldığını gördük) Ayrıca Monako 90 yaş ile dünyanın en uzun yaşama ortalamasına sahip ülkelerden biri. Para var huzur var böyle oluyor galiba. E gidip orada yaşayayım derseniz o biraz zor (daha doğrusu yaşarsınız ama vatandaşı olamıyorsunuz) çünkü ya evlenmelisiniz birisiyle yada ailenizin kökeni Monako'ya dayanmalı. Öyle gidip vatandaşlık başvurusu yapamıyorsunuz yani. (evlenince bile vatandaşı olamıyorsunuz).

Monako'da gezilecek / görülecek yerler


Deniz müzesi: 1910 yılında 1. Albert tarafından açılan müzede çeşitli hayvan türlerinin canlılarının ve iskeletlerinin yanı sıra denizcilikle ilgili gereçlerde sergileniyor. Çocukluğumuzun ünlü kaptanı Cousteau'da 1957 - 1988 yılları arasında müzenin yöneticiliğini yapmış.


Monako Saint Nicholas Katedrali: 1875 yılında yapılan katedralin özelliği Prenses Grace'in ve daha birçok kraliyet mensubunun burada evlenmiş olması. Ayrıca Prenses Grace ve Prens Rainer burada gömülü.
Kraliyet sarayı: Belli saatlerde askerlerin nöbet değişimini izlemek keyifli olabilir. Ayrıca ailenin yaşamadığı bölümleri de rehber eşliğinde gezebiliyorsunuz.
En ilgi çeken kısım olan Monte Carlo ise bir sonraki yazıda...

Ayrıntılı Monako / Monte Carlo fotoğraflarına ana sayfada bulunan instagram adresinden ulaşabilirsiniz...