Antik Yapılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Antik Yapılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Baalbek Tapınakları - Beyrut

















Baalbek Beyrut'a 85 km. uzaklıktaki Bekaa vadisinde. Fakat yolda birçok askeri kontrol noktasının bulunmasından dolayı yol biraz daha uzun sürüyor (askeri kontrol noktalarından dolayı pasaportlarınızın yanınızda olmasında fayda var bu arada). 

Baalbek Tarihi:
Baalbek Fenikeliler tarafından kurulmuş bir şehir. Baalbek Baal tanrısına tapanların merkezi ve Bekaa eyaletinin en büyük Fenike şehriydi. (Baalbek aynı zamanda Selahaddin Eyyubi'nin de doğduğu şehirdir.) Baalbek daha sonraları Yunanlıların işgaline uğradı. Yunanlılardan sonra da Romalıların hakimiyetine girdi ve Antonius zamanında çok gelişti.Üç tanrıya tapınan bu Fenike şehri, Helenistik dönemde Heliopolis olarak biliniyordu.Heliopolis Romalılar döneminde de dinsel işlevi korudu. Baalbek, devasa yapıları ile Roma İmparatorluk mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Baalbek'de üç tapınak dikkat çekicidir. 
Bunlar Jüpiter, Baküs ve Venüs tapınaklarıdır. Bunlardan en büyüğü Jüpiter tapınağıdır. Tapınağın M.S. 3. yüzyılda yapılan büyük bir giriş kapısı vardı. Kapıdan girilince önce ön avluya, sonra da büyük avluya ulaşılıyordu. Büyük avlunun eni 104,5 metre, genişliği ise 117 metredir. Avludan sonra geniş bir kapıdan girilen tapınağın 84 granit sütunu vardı. Bugün bunlardan sadece 6 tanesi ayaktadır. Diğerlerinin bir kısmı kırılmış, bir kısmı da başka yerlere götürülmüştür.
Baküs tapınağı daha iyi korunmuştur. Bu tapınağın herbiri 18 metre yükseklikte 46 sütunu hala ayaktadır. Giriş kapısının yüksekliği 12 metre, genişliği ise 7 metredir. Venüs tapınağı da onarılmış durumdadır. Zaman içinde şehre en büyük tahribatı Haçlılar vermiş. Daha sonra da Timur tarafından yağmalanmış. Osmanlı hakimiyeti sırasında da tamamen kaderine terk edilmiş. Fakat 1899'da Türkler, Almanlara burada kazı yapma izni verilmiş. 
Birinci Dünya savaşından sonra Lübnan, Fransızların eline geçmiş ve buradaki kazılara da Fransızlar devam etmişler. Daha sonra Lübnanlılar bütün kalıntıları ortaya çıkarmışlar.
Baalbek 1984 yılında UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır.

Amatör Gezgin'in notları:
Önce biraz yollardan bahsedeyim. Baalbek Hizbullahın hüküm sürdüğü Bekaa vadisinde. Sanırım bu yüzden de yolda birçok askeri kontrol noktası var. Ama öğrendiğimize göre Hizbullah bu bölgenin halkı tarafından çok seviliyor. Örgüt yaptırdığı okul, cami ve hastanelerle bölgeyi geliştirmeye çalışıyormuş. Yol boyunca her yerde asılan posterlerde liderlerinin halkla ve çocuklarla çekilmiş fotoğrafları var. Baalbek kapısında ise Hizbullah etkisi biraz daha hissediliyor. Kapıdaki satıcılar geleneksel başörtüsü diye hizbullahın simgesi olan poşulardan satmaya çalışıyor gelen turistlere. Her neyse gelelim Baalbek'e;
Baalbek tam anlamıyla muhteşem ötesi bir yapı. Adımınızı attığınız andan itibaren kendinizi başka bir zamanda, başka bir uygarlıkta hissetmeye başlıyorsunuz. Bunun sebeplerinden biri de Baalbek'in çok iyi korunmuş olması ve yapılan kazıların ve restorasyonların büyük bir titizlikte yapılması. Burada bulanan ağırlığı 2 bin tona yaklaşan 23 metrelik yekpare taşlar ise insanı daha da şaşırtıyor. İnsan bütün yapının arkasında gizemli bir şeyler arıyor ister istemez.

Baalbek'e giriş diğer çoğu yerde olduğu gibi 12 dolar ve biletleri çıkışta görevliye veriyorsunuz. Bu yüzden çıkana kadar biletinizi atmamakta fayda var... (En üst fotoğrafta Kaiser Wilhelm'in burayı ziyareti anısına Abdülhamid tarafından yerleştirilen tabletleri görebilirsiniz. Bir de Fransız turist grubunun rehberinin anlattığına göre Bizans İmparatorluğu döneminde son imparator Jüstinyen Baalbek'deki bazı tapınakların korunması için para yardımı yapmış ama buradaki sütunlardan ve çeşitli heykellerden bazılarını Ayasofya'ya getirtmiş. )

12 Ağustos 2011 Cuma

Pessinus Antik Kenti






Hakkında bilgi:
Pessinus, Eskişehir Sivrihisar İlçesi, Ballıhisar Köyü yerleşimi altındadır. Antik Pessinus kenti, antik Kral Yolu üzerindedir. Ticaretin yanı sıra Kybele ve Attis için yapılan ayinleri ile de ün salmıştır. Pessinus, çok eski çağlardan beri Kybele Kültünün en önemli merkezidir. Ana Tanrıça Kybele'nin başında kuleye benzer yüksek bir taç vardır; Bu taç, onun, kentlerin ve tarımsal ürünlerin tek egemeni sayıldığının simgesidir. Aynı zamanda genç kızların da koruyucusudur. Kybele kültünün Frig Krallığının ilk zamanlarına, çok masraflı bir ilk tapınağın yapılmasını hatta şehrin kuruluşunu Frig Kralı Midas'a bağlayan geleneğe rağmen, şehrin kuruluşu daha eski çağlara dayanır. Söz konusu tapınak etrafında bir baş rahip tarafından yönetilen bir "Rahip Prensliği" gelişmiştir. M.Ö.205'ten itibaren I. Attalos'la Pessinus baş rahibinin arasında dostluk bağları kurulmuştur. Sibil kehanetinden sonra M.Ö.205/4 yıllarında Roma'yı Annibal'dan kurtarmak için Palatin'deki zafer tapınağına konulmak üzere Kybele'nin heykelini almak üzere bir Roma heyeti Bergama kralı aracılığı ile Pessinus'a gelmiştir.
Helenistik Çağda (M.Ö.3 yy.) Grek hakimiyeti altına giren Pessinus şehrinin yapı ve planları Yunan anlayışına göre düzenlenir. Mabet tamamen onarılır. 
Meclis binası, stoa, yollar, kanal ve tiyatro kurulur. Pessinus, M.Ö.25 tarihinde Augustus zamanında Roma hakimiyeti altına girerek, şehir bu çağda çok gelişir ve büyür. Şehrin içinden geçmekte olan su kanalı mermerlerle onarılarak iki yanı heykellerle süslü muhteşem bir duruma getirilir. Hatta şehrin iç kısmandaki kanal tamamen mermer döşenerek içine merdivenlerle girilen bir havuz havasına bürünür. Şehir kendi adına para basma imtiyazına sahip olur. Mahalli Kybele dini inanç ve ayinlerine saygı daha da artar. Bizans Çağında şehir çok bakımsız kalır. Yeni bir şey yapılmaktan ziyade, eski yapılar sökülerek basit iskan malzemesi olarak kullanılır. Şahane sanat eserleri kırılarak temellerde yapı malzemesi olarak kullanılır. M.S. 800 yıllarından sonra ise şehir bütün vasıflarını kaybeder. Bundan faydalanan Jüstinianapolis (Sivrihisar) üstünlüğü ele alır. 
Antik Pessinus Kenti'nde ilk kazılar 1967-1973 yılları arasında Prof. Dr. Pierre Lambrechts başkanlığında Belçika Gent Üniversitesi tarafından gerçekleşmiştir. Ara verilen arkeolojik araştırma ve kazılara, 1983 yılından bu yana Prof Dr. John Devreker başkanlığında devam edilmektedir. Kazıdan çıkan buluntuların taşınabilir olanları Eskişehir Arkeoloji Müzesinde, büyük buluntular, mimari parçalar da Pessinus Depo ve Açık Hava Teşhirinde yer almaktadır.
Kaynak: Turizm ve Kültür Bakanlığı.


Sivrihisar ilçesi Ballıhisar (Pessinus) antik kentinde, Belçika Gent Üniversitesi tarafından başlatılan kazılar, günümüzde Avustralya Melbourne Üniversitesi tarafından yürütülmektedir.
Eskişehir Valiliği'nin desteği ve Eskişehir Arkeoloji Müzesi'nin katkıları ile 1988 yılında bir açıkhava müzesi düzenlenmiştir. Antik kentte sürdürülen Kazılar sonucu ortaya çıkarılan taş eserlerin bir kısmı müzenin bahçesinde, küçük parçalar ise tek katlı yapıda sergilenmektedir.
Kaynak: Eskişehir Rehberi

Kişisel Notlar: 
Pessinus'a varmak açıkçası biraz sıkıntılı oldu. Çünkü ilk gördüğümüz tabeladan sonra hiçbir yerde bir tabelaya rastlayamadık ve gittiğimiz yolun doğru yol olduğundan emin olamadık. Pessinusa vardığımızda ise açıkçası biraz hayalkırıklığına uğradım. Köyün tam ortasında yer alan antik kentte bulunan taşlar ve yapıların bir kısmı sanırım köylülerin ot yakma çabaları sonucu otlarla beraber yanmış ve isten kararmıştı. Kapıya da kocaman bir girilmez yazısı asılmıştı. Bu yüzden ayrıntılı gezme, görme hevesimiz ne yazık ki kursağımızda kaldı....

31 Mayıs 2011 Salı

Apollon Tapınağı Fotoğrafları / Didim







Apollon Tapınağı / Didim





Tapınağı yazmadan önce sanırım Apollon'un kim olduğu hakkında kısa bir bilgi vermek faydalı olur.

Apollon, mitolojide müziğin, sanatların,güneşin,ateşin ve şiirin tanrısıdır. Ayrıca kehanet yapan, bilici tanrıdır.Aynı zamanda kahinlik yeteneğini diğer insanlara da transfer edebilir. Zeus ve Leto'nun oğlu, Artemis'in ikiz kardeşidir.
Altın bir lir çalar. Gümüş yayıyla oku en uzağa o atabilir; okların tanrısıdır. Tıbbı insanlara o öğretmiştir; hekimliğin tanrısıdır. Asla yalan söylemez; ışığın ve gerçeğin tanrısıdır. Kutsal ağacı defne, hayvanları yunus, atmaca, kuğu ve kargadır. Lakapları "okçu", "Likya'lı" ve Latince'de yırtıcı kuşlara ilişkin olarak kullanılan, "yırtıcı" anlamına gelen "Vulturus"dur. Olymposluları altın liriyle eğlendiren, çok uzaklara ok atabilen, hastaları iyileştiren, iyileştirme sanatını hastalara ilk öğreten gümüş yayın efendisi okçu Tanrı olarak Yunan şiirlerine geçmiştir. Aynı güneş ışınları gibi Apollon'un okları da hem hasta edici hem de iyileştiricidir. Bu yüzden güneşle de özdeşleştirilmiştir.
Kutsal ağacının defne olmasının nedeni, nehir perisinin kızı Daphne'dir. Apollon Daphne adlı nympheye hayrandır. Fakat Daphne, bakire kalmaya yemin etmiştir. Peşine düşen Apollon'dan kaçabilmek için Artemis'ten kendisini saklamasını ister ve orada bir defne ağacına dönüştürülür.


Apollon'un yaptığı sayısız işlerden bazıları şunlardır:
Apollon, adını Pythia adlı kahinelere verecek olan Python ejderini bir mağarada ya da yeraltı yarığında öldürür ve öldürdüğü yerde Trakyalı Orfe Delf inisiyasyonunu başlatır.Zagreus’un kemiklerini Apollon Delf’e gömer: Zeus’un buyruğu üzerine musaların (müzler) yardımıyla Zagreus’un parçalarını bir araya getirir. dünya’nın merkezi yakınına gömer.
Hermes’e sihirli bir altın asa verir. Hermes ateş çıkartabildiği bu asa sayesinde habercilerin efendisi olur.
Üç uçlu yabayla yaptığı bir hareketle yunusu göğe bir takımyıldız olarak yerleştirir.


Apollon tapınağı 
Didim’deki Apollon Mabedi 20 km kuzeydeki Milet şehri ile diğer yöre halklarının geleceklerini öğrenme ve dertlerine çare bulma isteklerini karşılamak için yapılmıştır. Ionya’nın en büyük kenti Milet’in Didim’de kurduğu Apollon Tapınağına “Didiymeion” denirdi. O çağlarda, şimdi “Tek Ağaç” muhiti diye anılan yerde bulunan birbirine paralel iki Tepeye “Didymeion” denildiğini Fransız tarihçi Charles Texsier belirtiyor. Arkaik devre ait olan bu eski Apollon Mabedi bir çok hükümdar, hatta Lidya Kralı Krezüz tarafından ziyaret edilmişti. Perslerin M.Ö. V. Yüzyılda Anadolu’da yaptıkları saldırılar sonunda Dara “Darius” bu tapınağı şehriyle birlikte yıkmış ve içerisinde bulunan bronz Apollon heykelini bir çok esirle götürmüştü. Bu saldırı ve yıkımdan sonra yaklaşık 150 – 180 yıl harap ve terkedilmiş bir halde kalan mabed, Büyük İskender’in Pers’lere karşı zaferinden sonra bu gün gördüğümüz şekilde yeniden yapılmaya başlanmıştı.
Yapım işi çok büyük çapta tutulur. Mimar olarak Efes’te yanan Artemis Mabedi’ni yeniden yapan Panienie Mileti Dephnis görevlendirilir. Tapınak bitince dünyanın sekizinci harikası olacaktır. Yapım işi uzun yıllar sürer ve bu arada Milet’in hazinesini de bir hayli sarsar. Bu konu ile ilgili yazılı belgeler Milet’te son yıllarda yapılan kazılarda bulunmuştur.
Bütün bu zorluklara rağmen mabedin yapımı M.S. II. Yüzyıl ortalarına kadar sürdürülmeye çalışılmıştır. Ama ne varki aradan geçen yüzyıllar içinde nesillerle birlikte inançlar da doğal olarak değişmiş, İsa’nın ilan ettiği Hiristiyanlık dini Didim’deki halk tarafından da benimsenmişti. Dolayısıyla Tanrı Apollon unutulmuş ve onun adına yapımı sürdürülmeye çalışılan mabet de eski önemini yitirmişti. İnşaat Roma krallarının gayretlerine rağmen bitirilemeden yarım bırakılmıştır. Duvarlarının bir kısmına son işçiliğinin yapılması, bazı taşların traş edilmemesi, güneşli tarafta görülen yüksek tek sütunun yevsiz oluşu bunu belirtmektedir. Didim – Didyma Mabedi temellerinde depreme karşı dayanıklı ızgara plan uygulanmış, çevresine 124 sütun konulması (çatıyı tutması için) düşünülmüştür. Sütunların yüksekliği 19,4 metredir.


Mabedin en ilgi çeken tarafı 1,45 metre eşik bulunan anıtsal kapısıdır.Sağında, solunda ve tabanın’da 7 şer metre uzunluğunda ve yaklaşık 60 ton ağırlığında tek parça mermer bloklarla çevrelenmiş bu dev eşik mimari bir zorunluluktan ötürü yapılmış değildir. Bunda o zamanki, dini görüşün oldukça rolü vardı. Çağın inanışına göre ibadete gelen halk mabedlerin içerisine giremezler, önündeki sunağın çevresinde toplanırlardı. Ancak Rahipler ve Apollon kültürü ile ilgili kahinler mabede girerlerdi.M.S. XV. Yüzyılın bitimine doğru meydana gelen bir deprem ve yangınlar mabedi çok büyük ölçüde tahrip etmiş ve yıkmıştır.
Gezginler ve arkeologlar uzun yıllar yıkıntı haliyle kalan bu yapıyla ancak XVIII. Yüzyıldan sonra ilgilenmeye başlamışlardır. İlk defa Newton ve C. Texier gibi gezginlerin yazılarında sözü edilen mabed üzerinde çalışmalara 1858 yılında İngilizler tarafından başlanılmıştır. 1872 yılında tapınakta Fransızlar, Thomas ve Rayet başkanlığında çalışmışlardır. Sistemli kazılar ancak 1904 de Berlin Müzesi adına Almanlar tarafından yapılmaya başlandı. Bu kazı devrin ünlü Arkeoloğu Prof. Theodor Wiegan başkanlığında 1913 yılına kadar devam etti.1924 – 1925 yıllarında Almanlar tapınakta yine çalıştılar ve bugünkü görüntüyü meydana çıkardılar. Bu kazının toplu sonuçları 1941 yılında HI Kneckfusa tarafından “Didyma” adlı bir kitapta yayımlandı. Son yıllarda ise Alman Arkeoloji Profösörü Dr. K. Tuchelt başkanlığında tapınakta yeniden çalışmalara başlanıldı. Nitekim bu çalışmalar sonunda varlığı bilinen “Mukaddes Yol”un kalıntıları gün ışığına çıkartılmıştır.


Bu mukaddes yol tapınakla, bugünkü Mavişehir’in bulunduğu yerdeki Panormos limanı arasındadır. Dua ve bir takım istekleri için gelenler Panormos Limanında karaya inerler ve 4 km. çevresi aslan ve Branhid heykelleriyle süslü mermer “Mukaddes Yolu yürüyerek Tapınağa varırlardı.Son yıllarda Altınkum sahil yerleşiminin sınırlarını alabildiğince genişleterek sıkıştırdığı Didyma Apollon Tapınağı’nı ziyaret edenlerin, bir zamanlar ücra bir köşede kalmış bu yerin o zamanki güzelliğini tahayyül edebilmeleri neredeyse mümkün değildir. Son zamanlarda resmi makamlar tarafından “Eski Görkemiyle” yeniden ayağa kaldırılması talep edilen Apollon Tapınağı ve yakın çevresi, başka hiçbir yerle karşılaştırılamayacak kadar etkileyicidir. Çünkü başlangıçta Königlich Preussischen Museen zu Berlin adına Theodor Wiegand daha sonra Martin Schede ve 1972 yılından itibaren de uzun süre Klaus Tuchelt yönetiminde yapılan kazılarda, milattan önce 4 üncü yüzyılda öncüleri örnek alınarak başlanmış olan ve Büyük İskender tarafından da desteklenen, devasa mimarinin faniliğini gösteren yıkık durumdaki sütun tamburlarıyla bu tapınak dışında, Artemis Kutsal Alanı ve Kutsal Alanın ziyaretçileri için çeşitli yapılar araştırılmıştır. Bu bağlamda önemli ticaret merkezi Milet ile Didyma’yı Arkaik dönemden beri birleştiren kutsal cadde de araştırılmıştır. 26 kilometrelik bu tören yolu, büyük heykellerle donatılmış dinlenme durakları tarafından bölümlere ayrılıyordu ve imparatorluk döneminden beri en azından son kısmı özenli taş döşeliydi ve sütunlu galerileri vardı. Şimdiye kadar ancak bir kısmı bilinen bu kutsal alan, bir kent gibi programlı oluşturulmuş bir bütün olarak algılanmalıdır.
19. yüzyılın sonlarında tapınağın hemen yukarısında, genellikle tapınak malzemelerinin kullanıldığı ve yalnız terkedilmiş büyük kilisesi günümüze ulaşmış ve halkı Rumlardan oluşan bir köy vardı. Örenyerinin en yüksek noktası, böyle yerleşimler için karakteristik olan ve tapınağın devasa parçalarının yanında son derece narin duran bir yel değirmeni için en uygun yerdi.19.Yüzyıl boyunca İngiliz ve Fransız araştırmacılarının birkaç kez giriştikleri kazılara rağmen, daha önce kimsenin tasavvur edemediği bu devasa yapının boyutları ancak 1906 yılından sonra büyük teknik zorluklarla gerçekleştirilen kazılarla ortaya çıkmıştır. Ayrıca, 1979 yılında keşfedilen duvarların yüzeyine çizili ayrıntılı planların ortaya çıkması da büyük heyecan uyandırmıştır.


2003 yılında Andreas Furtwangler yönetiminde başlayan çalışmalar, kutsal alanın erken dönemlerinin anlaşılmasına yönelik olup, aynı zamanda eserlerin ortaya çıkartılmasından hemen sonra onarım ve yeniden ayağa kaldırma çalışmaları sürdürülmektedir. Ayrıca var olan mimari parçaları korumak ve tapınağın etkileyici görünümünü muhafaza etmek için yangınlardan zarar gören mermer parçaların özenle onarılıp çok zaman gerektiren ince çalışmalarla emniyete alınması sürdürülmektedir.

Kaynak: Didim Belediyesi Internet Sitesi

15 Ekim 2010 Cuma

Milet Antik Kenti Fotoğrafları







Milet Antik Kenti / Söke







Milet Anadolu'nun batısında, Ege bölgesinde (klasik adı Meander olan) 'Büyük Menderes Nehrinin hemen ağzına yakın deniz kıyısında bir antik liman şehridir. Şimdi Aydın'in Söke kazasında Akkoy'un 5km. kuzeyinde ve Balat köyü yakınında bir harebe halinde olup limanı Büyük Menderes tarafından doldurulduğu için yaklaşık 10km denizden içeride bir mevkidedir.
Tarihçe
Cilalı taş devri
Milet'in taş devrinden beri yerleşke olduğu bilinmektedir. Fakat Milet ve etrafında bulunan adalarda taş devrinde yaşayanlar hakkında arkeolojik delil bulunmamaktadır ve bu Ege Denizi'nin sularının yükselemesine ve Büyük Menderes'in ağzının birkaç kere değişmesine atfedilmektedir. Arkeolojik araştırmalarla elde edilen bilgilere göre ise Milet ilk olarak MÖ 3500-3000 yıllarında cilalı taş devrini yaşıyanların bir yerleşkesi olmuştur.[1]Bafa Gölü dibinden alınan sondaj örneklemlerinde yapılan polen sayımlarına göre Büyük Menderes vadisinde Milet'den daha içeride bulunan alanlarda yaprak döken ağaçlıklı çayırsal alanlar bulunmakta ve cilalı taş devri yerleşkeleri için hayvancılık yapmaya uygunluk sağlamaktadır. Cilalı taş devri yerleşkelerinin su kaynaklarına yakın, stratejik olarak iyi korunabilecek (örneğin Büyük Menderes kenarında ve sahilde yüksek uçurumlu) mevkilerde ve ada kıyılarında bulunduğu, hayvancılık ve deniz ürünleri ile geçindikleri kabul edilmektedir.
Bronz devri ve Girit Minoa ilişkileri
Milet'de Bronz Devri arkeolojik kalıntıları MÖ 1900 civarında ticaret ile ele geçirilmiş olan Girit Minoa medeniyeti tarafından üretilmiş bronz eşyalar halinde görülmektedir. Bundan çıkarılan sonuca göre, Milet bu devirde, Anadolu'nun içleriyle ilişkilerle değil, Ege Denizi'nden gelen ilişkileri ile gelişmiştir. Antik Milet şehrinin bulunma efsanesine göre şehrin ilk yaşayanları Girit üzerinden gelmiştir. Çok ünlü Roma zamanında yaşamış (d. MÖ 63/64 – ö. MS 24) Yunan geografyacısı Strabo'ya göre [2]
Ephorus şunu bildirmiştir: Miletus'un bulunduğu yere yakın, denizden epeyce yüksek bir tepe mevkinde ilk defa Giritliler tarafından bir yerleşke kurulmuş ve bu onlar tarafından tahkim edilmiştir. Eskiden Lelegler tarafından yerleşilmiş olan ve onların elinde bulunan şimdiki Miletus mevkindeki araziler üzerine, Sarpedon eski Giritliler tarafından kurulan şehirden getirdiği koloniciler ile yeni bir şehir kurmuş ve bu yeni kurulan şehir Miletus anısına adlandırılmıştır.
Diğer antik şehirlerin aksine olarak, Milet hakkında eski klasik tarihçiler ve coğrafyacılar şehrin kurulması hakkında daha renkli efsaneler anlatmamaktadırlar.
Hitit dönemi
Miletus hakkında ilk yazılı arkeolojik kaynaklar Geç Bronz Dönemi'ne ait olup bunlar Hitit kaynaklıdır. Bu yazılı belgeler Milet şehrinin o zamanlar bir Hitit şehri olduğunu doğrulamaktadırlar. Diğer taraftan, Milet şehrinin surlarının da diğer Hitit surlu şehirler planına göre inşa edildiği gösterilmiştir.[3]
Tarihi tesbit edilen Milet ismi geçen ilk yazılı belge Milet'in Millawanda şehri adıyla Hitit Kralı olan II. Murisili'nin vakanamelerinde bulunmaktadır. Yaklaşık MÖ 1320de Milliwanda şehri Arzawa'lı Uhha-Ziti'nin isyanına destek göstermiştir. II. Murisili generalleri olan Mala-Ziti ve [Gulla]]'ya Milliwanda'ya hücum etmelerini emretmiş ve onların hücumu sırasında şehrin bazı kısımları yanmıştır. Milet'te yapılan arkeolojik kazı buluntuları o zamana kalıntı katlarında Milet'te bir büyük yangın olduğunu doğrulamaktadır[4]
Hitit Boğazköy arşivlerinde Milet hakkında tarihleri tam olarak saptanamayan çivi yazısı vesikalar da bulunmuştur. Bu vesikalarda Milet ismi değişik şekillerde (Milawata, Milwata) yazılmıştır.
Manapa-Tarhunta mektupları serisinde bulunan Tawagalawa mektubuna göre Milawatanın valisinin ismi Atpa olup, bu vali Ahhiyawa idaresi altındadır (Ahhiyawanin Miken Yunan devleti olduğu sanılmaktadır). Ayni mektuba göre Atriya adlı bir şehir de Atpa'nın Milawata'daki idaresi altında bulunmaktadır. Manapa-Tarhunta serisindeki bir başka mektupta da Atpa adı anılmaktadır. Bu mektubun ilgilendiği ana olay birçok maceradan sonra Milawata'ya gelen Piyama-Radu adlı bir eşkiya, Atpa önünde Manapa-Tarhuntayı çok rencide eden sözlerle rezil etmiştir; bu mektubu yazan bundan şikayet etmektedir. Bir Hitit alt kralı Piyama-Raduyu Milawanta'ya kadar kovalamış gelmiştir. Tawagalawa mektubuyla bu eşkiyanın kendilerine verilip Hatti hukukuna göre yargısının sağlanması istenmektedir.
İkinci seri ise Milwata mektupları olarak Milet'i adlandırır. Bu seriye göre Hitit kralı ve ona bağlı olan bir Luwi alt kralı (büyük olasılıkla Mira'lı Kupanta-Kurunta) ile birlikte Milwata üzerine bir sefer düzenlemişlerdir. Bu Milwata'nin Miletus'un yeni Hitit ismi olduğu kabul edilmektedir. Bu mektubun devamına göre de Milwata ve Atriya o zaman Hitit idaresine geçmiş bulunmaktatır.[5]
Antik çağlarda
Yunan eserlerine göre Milet'de ilk yaşayanlar Karyalılar ve Leleglerdir. Homer'in yazdığına göre[6] Truva Savaşı sırasında Milet bir Karya şehri idi. Trova savaşının sonlarında Pylos'da bulunan iç kalede Milet'den gelmiş "Mil[w]atiai" asıllı kadın esirler bulunduğu da belirtilmiştir.
Bronz döneminin sonunda ortaya çıkan denizden gelen kavimler (Mısır'da Hiksoslar) göçleri ile Milet'in tekrar zarar uğradığı ve yanıp yıkıldığı bildirilmektedir.
Yunan tarihsel karanlık çağlarında Heraklid'lerin geri dönüşünden sonra efsane yazanlara göre Yunanistan'dan Anadolu'ya yeni koloniciler gelip yerlesmişler ve bunlar Yunanca konuşan İyonya halkını oluşturmuşlardır. Milet şehri efsanesine göre Atina'lı Kodru'un oğlu Neleus koloniciler başında Milet'e gelmiş ve Miletli erkeklerin hepsini öldürerek onların karılarını alıp Milet'i bir koloni olarak yeniden kurmuşlardır. Efsaneye göre Milet'li kadınlar bundan hoşlanmamış ve yeni kocaları ile bir masaya oturmamaya karar vermişlerdir.
Antik Yunan çağlarında bir bağımsız şehir olan Milet önce Neleus soyundan geldiklerini iddia eden krallar tarafından idare edilmiş; MÖ 800den sonra şehri idare eden aristokrat soylular olmuştur. MÖ 687den itabaren şehrin idare şekli, tiran adı verilen tek olarak mutlak idareci, diktatörlere geçmiştir. Milet şehiri Anadolu'da oniki İyonya şehrinin kurmuş olduğu İyonya Ligi üyesi olduğu görülmektedir. MÖ 8. yüzyılda yapılan Lelantin Savaşları'a katılan İyonya şehirlerinden biri Milet'ti.
Kendisi bir koloni olarak kurulan Milet MÖ 6. yüzyılın ilk yarısında bir deniz imparatorluğu merkezine dönüşmüştür. Milet, Karadeniz kıyısında, içinde Trabzon, Sinop ve Kırım'ı da kapsayan, kendine bağlı 90 adet koloni kenti kurarak muhteşem bir güce ulaşmıştir.
Klasik Yunanistan daha yeni gelişmekte iken, İyonya'da merkez durumundaki Milet, Anadolu kıyılarında birdenbire bir sanat, ilim ve felsefe merkezi olarak parlamıştır. Antik Yunan medeniyetinin bilimde ilerlemesi Milet ekolu yoluyla başlamıştır. Klasik çağların çok ünlü Milet asıllı tabiat alimleri arasında Thales, Anaksimenes, [[Anaksimendros], ve Hecataeus sayılabilir. Thales M.Ö. 582'de güneş tutulmasını önceden hesaplayıp astronomi ve geometride yeni teoriler üretmiş; Anaksimenes varoluşu açıklamaya çalışmış; Anaksimendros tanrılara dayanmayan evrensel kanunları taşlara kazdırmış; Hecataeus corafyada üstünlük göstermistir. Birbirine parallel ve birbirine dik sokaklardan oluşup bir ızgara gibi dikdortgen bloklar ortaya çıkaran yeni şehir planlama sistemi Milet şehri planlamacısı Hyppodamos tarafından geliştirilmiş; Milet'e uygulanmış ve sonra Roma İmparatorluğu'nun özellikle ordu merkezi ve ordu mensuplarının kurduğu koloni yeni şehirlerinde uygulanmıştır.
Milet Lidya'nın gelişmesi ile Lidya kralı ile özel ilişkiye girmiş; fakat MÖ 547-546da Lidya Kralı Kroesus Pers Akimenit İmparatorluğu'na yenilince Pers idaresi altına girmiştir. MÖ 502de Nakse Adasında başlayan Perslere karsi İyonya İsyani'nina Milet tiranı Aristagoras önce Perslere yardım etmek üzere Nakse Adasına hücum etmekle başlamış; fakat bu adayı ele almada başarı kazanamayınca Perslere karşı olan isyanın lideri olmuştur. Persler bu isyanı çok şiddetle bastırmış ve Milet'i yakıp yıkıp ağır cezalandırmışlardır. Bütün İyonya ve Yunanistan bunun acısını çekmiştir. Örneğin bir yıl sonra Atina'da bir yazar Milet'in Zaptı adlı bir oyunu sahneye koymaya girişince, oyunun yazarı büyük kayıpları hatırlatma sucu ile para cezasına çarptırılmıştır.
MO 479da Yunanliların Perslere karşı Mycale (Samsun Dağı) deniz savaşında galip gelmelerinden sonra Yunanistan yarımadası ve İyonya (bu arada Milet) tekrar Pers nüfuzundan kurtulmuştur. Bu dönemde Milet, Atina devlet adamı Perikles'in metresi olan yüksek sınıf hayat kadını Aspasia'nın ve Yunan edebiyatında çok açıksacık şakalarla ve hareketlerle dolu oyunlar yazarı olarak tanınan Aristides'in doğum yeri olarak ün yapmıştır. Ayni devirde Milet yeniden Hippodamos şehir planlaması teorilerine göre inşaa edilmiştir. Ama MÖ 403den sonra Milet tekrar Pers idaresi altina girmiş ve Mö 4. yüzyılda Perslere bağlı olan Kariya Satrapları tarafından idare edilmişlerdir.
Helenistik, Roma ve Bizans dönemleri
Milet MO 304de Büyük İskender tarafından Perslerin elinden alınmıştır. Büyük Iskender'in ölümünden sonra MÖ 313de Antigones ve MÖ 301de Selevkidler eline geçmiştir. MÖ 188de Milet şehri tekrar bağımsızlığını kazanmıştır. Fakat MO 133de son Bergama Kralı ülkesini Romalılara miras olarak verdikten sonra Milet bağımsiz kalmamış Roma'ya bağlanmıştır.
Roma'nin cumhuriyet ve imparatorluk devirlerinde Milet sehri merkezi Bergama'da olan Asya Eyaleti'nin parçası olmuştur. Günümüzde görülen kalıntılar daha çok Roma Dönemi'ne aittir. 15.000 seyirci alabilen tiyatrosu, Anadolu'nun en büyük Roma hamamı ve Faustina Hamamı, şaşırtıcı büyüklükteki Agoralar (pazar yerleri) Milet'in görkemini gözler önüne serer.
Hristiyanlığı ana kitabı olan İncil'in Ahdi Atik kitaplarında Milet'in ismi birkaç defa geçmektedir. Tarsuslu Evliya Paul'un MS 57de üçüncü misyonerlik seyahatinde St.Paul'un Milet'te Liman Anıtı önünde oturup Efes'ten gelen ilk Hristiyan liderleri ile konuşup onlara orada veda ettiği bildirilir. St.Paul daha sonra da MS 65/66da Milet'i ziyaret etmiştir.
Imparator Diocletian'in MS 297de yaptığı Roma yörel idare reformlarına göre Milet şehri merkezi Efes olan Asiana Diakos idaresine ve yine ayni şehir merkezli Asya eyaletine bağlanmıştır. Roma İmpartorluğu'nun uzun idaresi altında genel olarak eyalet merkezi olmayan şehirlerin önemlerini kaybettiği bilinmektedir. Fakat Milet önemli bir liman şehri olduğu için bu sürec diğer Asya eyaleti şehirlerine kıyasla çok daha yavaş olmuştur.
Buyuk Konstantin Roma İmparatorluğu'nu ikiye boldugu zaman Milet konumu nedeniyle Doğu Roma/Bizans İmparatorluğu idaresinde kalmıştır. Hristiyanligin resmi din olamasının Büyuk Konstantin ile kabulu ile Konstantinoplis Patrik'ine bağlanmıştır. Milet'te bir Hristiyan psikoposluk kurulmuştur. Milet Bizans İmparatorluğu içinde iken hem önemli idare merkezi olmadığı hem de limanının Büyük Menderes tarafından doldurulması dolayısıyla şehrin önemi gittikce azalmış ve şehir küçülmeye devam etmiştir. Böylece şehir açık hava tiyatrosu arkasında bulunan Palatia adı ile anılan Bizans kalesi çevresine çekilmiştir.
11. yüzyıl sonlarında Selçuklular Anadolu'yu işgal etmeye başlamışlar ve Türkmen göçmenler Ege kıyılarına da yerleşmeye başlamışlardır. Selçuklular zamanında Milet limanı yine Venediklilerle ticaret için liman olarak kullanılmıştır. Birinci Haçlı Seferi'nden sonra Bizanslılar Ege kıyılarını tekrar ellerine geçirmişlerdir.
Selçukluların Moğollara Kösedağ savaşında yenilip devletleri dağılmaya başladığında Milet'in Menteşe Oğulları eline geçtiği bilinmektedir.
Sonunda Osmanlilar eline gecen Milet limaninin kullanilmasi devamn ettigi bilinmektedir. 1494de Menteşe Beyleri ecdadindan İlyas Bey Milet'te bir cami, medrese ve oluşan bir kulliye yaptırmıştır Fakat liman dolmasiyla Milet terkedilmis sehir harabeleri bugun deniz kiyisindan 10km kadar icerde kalmistir. Fakat yine de bir koy ismi olarak Balat (Palatia'dan alinma) koyu bulunmaktadir.
Arkeolojik kazılar ve kalıntılar
Milet'de ilk arkeolojik kazılar 1873de Fransız arkeologu Olivier Rayet tarafından yapılmıştır ve onu Alman arkeologu Theodor Wiegand'ın yaptığı kazılar takip etmiştir. Fakat kazılar devamlı yapılmamış; zaman zaman harpler ve diğer nedenlerle aksamıştır. Şu anda Milet'te kazılar Almanya Bochum'daki Ruhr Üniversitesi tarafından organize edilmektedir.
20. yüzyıl başında Theodor Wiegand arkelojik araştırma ve kazılarına ait eserinde Milet'te bulunan Helenistik ve Roma dönemden kalma eserler şöyle sıralanmıştır:
• Buleuterion: Şehir Senatosu'nun toplantı salonu. 1.500 kişi alacak kapasitede.
• Kuzey Agorası
• Güney Agorası: Bu pazar yerine girişte yapılmış olan giriş anıtı parçalarına bölünerek Berlin'e taşınmıştır.
• Nimfeaum: Heykellerle bezenmiş mermerden üç katlı halk havuzu ve çeşmesi
• Batı Agorası: Atena Tapınağı yanında
• Delphinion: Apollon Delphinios için tapınak ve sığınma yeri. Şehrin ana tapınağı. Bu tapınak- sığınak yüksek duvarla çevrilidir. Ortasında Helistik devirden kalan bir yuvarlak bir kahraman anısına anit-bina (heroon) bulunmaktadir
• Stadium: 230m uzunlukta 74m genislikte olup bir duzluk arazide sehrin en eski binalari uzerine etrafina kemerler kusaklar halinde uzerine seyirci oturma yerleri ile yapilmistir .
• Faustina Hamamı: Roma devrinde (MS. 161-180) de Roma İmparatoru Marcus Aurelius'un karısı Faustina tarafından verilen para ile yapılmıştır.
Diğer eserler de şöyle sıralanabilir:
• Roma Hamami: MÖ 1. yuzyılda yapılmış; üstü açık atletik eksersizler için bir pleastra ve büyük bir avlu etrafında 5 büyük odadan ve bazı küçük odalardan oluşmaktadır.
• Tiyatro : 15.000 kişilik. MÖ 4. yuzyılda yapılıp; Helenistik devride genişletilmis ve şimdiki şekilini Roma döneminde almıştır. 140m çapında bir yarim daire seklinde olup seyirci oturma yerleri bir tepenin güney tarafında olup tiyatronun üst katlarından şehirin 4 limanı da görülmekte; önünde 30m yükseklikte bir şimdi yıkık giriş ve sahne arkası ve ama şimdi tam olarak bir sahne yeri bulunmaktadır.
• Atena Tapınağı: MÖ 5. yüzyılda yapılan bir İonik usulde tapınak ve anıttır. Şehrin en eski binasıdır.
• Kutsal Yol: Bu sokak 100m uzunlukta ve tretuvarlar hariç 28m genişliktedir. Kaldırım taşları Roma İmparatoru Trajan zamanında tamir görmüştür.
• Kutsal Kapı: Demir Kapı olarak bilinmekte; şehir savunma kapısı olup Kutsal Yola açılmaktadır. MÖ 5. yüzyılda yapılıp Roma İmparatoru Trajan (MS. 98-117) zamanında restore edilmiştir.
• Liman Anıtı: MÖ 31'de yapılan Actium Deniz Savaşı anısınadır ve yarı balık yarı insan bir Triton röliyefi halindedir.
• Diğer tapınma binaları: Şehrin tarihsel önemini ve kozmoplit yaşamını gösteren çeşitli tarihi tapınma yerleri bulunmaktadır:
o Serapis: Mısır'da Ptolemi hanedanının resmi dini olup eski Mısır tanrılarını ve tapınma gelenek ve göreneklerini de içerlemektedir. MÖ 3. yüzyılda basilika planına göre yapılmış olup önünde üç sutunlu bir anıtsal kapı bulunmakta.
o Asclepius tapınağı. Sağlık için tapinak. Buleuterion'un hemen sağında bulunan bina.
o Sinagog:Liman Anıtının kuzeyindeki iki küçük tepe arasındadır.
o Bizans kiliseleri:
Roma Hamamı güneyinde Piskopos Sarayı ve yanındaki Bizans kilisesi.
Delphinion yanında yüksek duvarları kısmen restore edilmiş bir Bizans kilisesi.
Nimfaeum'nin hemen doğusunda geniş bir apse ile üç iç yoldan oluşan bir büyük Bizans kilisesi
İlyas Bey Camii: 1494de Menteşe Beyi İlyas Bey tarafından yaptırılmış olan külliyeden tek kalan parça. Agora'dan 200m, Kutsal Yol'dan 1km uzaktadır. Tek minareli ve tek kubbelidir. Mimberi ve mihrabı çok güzel işçilikle yapılmıştır. Duvarlar ve taban mermerle kaplıdır. Selcuk devleti çöküşü ile ortaya çıkan ufak beyliklerde İslam-Turk sanat anlayışının kaybolmadığına bilakis geliştiğine çok güzel göstergedir.
Yirminci yüzyıl başlarında, yapılan Theodor Wiegand idaresindeki Alman arkeolojik araştırma ve kazıları sonunda hemen hemen tümüyle Güney Agorasi için anıt şekilde olan Milet Pazar Kapısı taş taş parçalara ayrılmış; taşlar Almanya'ya taşınmış ve yapı yeniden birleştirilmiştir. Ortaya çıkan bu şaşaalı antik eser Berlin'de Bergama Müzesi'nde özel bir odada gösterilmektedir.
Milet'de bulunan birçok eser yurtdışına (özellikle Paris Louvre Müzesi'ne) götürülmüştür. İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde de Milet'ten çıkarılan bazı eserler bulunmaktadır. Sonraki kazılarda çıkan diğer önemli eserler 1963'den beri Didim, Aydın'da bulunan Miletus Müzesinde saklanıp gösterilmektedir.

Priene Antik Kenti / Söke






Priene Aydın Söke'de Efese yaklaşık 100 km uzaklıkta kurulmuş bir İyon (Antik Yunan) şehridir. Şehir Menderes nehrinin 10 km kuzeyindedir. Şehir kurulduğunda deniz kıyısındaydı. Menderesin alüvyonu nedeniyle şimdi kilometrelerce kara içerisindedir.

Belus'un oğlu Aegyptus yönetiminde İyonlar tarafından kurulduğu kabul edilir. M.Ö. 6. yüzyılın ortalarında şehrin "Bilge"si Bias yönetiminde, şehir tekrar canlandı ve zenginleşti. M.Ö. 545 yılında Pers Kralı Cyrus (Kurash) tarafından ele geçirildi. Şehir Perslere karşı İyon Başkaldırısı na (M.Ö. 499) 12 gemi ile katildi. Komşusu Samos (Sisam) ile ortaya çıkan anlaşmazlıklar veBüyük İskender in ölümünün ardından çıkan karışıklar dolayısıyla şehir güçsüzleşti. Roma 155 yılında şehri, Bergama (Pergamon) ve Kapadokya krallarının elinden kurtarmak durumunda kaldı.
Kapadokya kralının asi oğlu Orophernes, Romalıların şehri alması ile Priene’ye gömdüğü hazinesine ulaştı ve adak olarak şehirdeki Athena tapınağını onardı. Roma ve Bizans yönetimi altında zengin bir şehir olarak kaldı. M.S. 13. yüzyılda şehir Türklerin eline geçti.
Şehir, 4. yüzyıl da tekrar kuruldu. Şehrin yeni planı, yolların birbirini dik açı ile kestiği bir dikdörtkendir. Bu plan günümüzün modern şehir planı Grid in öncüsünü oluşturur. Şehrin üzerine kurulduğu dik yamaç güneye bakar. Şehrin Akropolis'i 230 m yukarıdadır. Şehir güvenlik kuleleri olan 2 metre kalınlığında taş duvar ile çevrilidir. Şehre giriş, üç ana kapıdan yapılır.
Akropolisin aşağısındaki yamaçta Demeter tapınağı bulunmakta idi. Şehrin, 7m genişliğinde doğu-batı doğrultusunda altı ana yolu ve buları dik kesen genişliği 3.5 m olan 15 tali yolu vardır. Şehirdeki tüm kavşaklar arasındaki mesafe aynıdır. Dolayısıyla şehir 80 eşit alanlı bloğa ayrılmıştır. Özel evler, her bloğa sekiz ev seklinde düzenlenmiştir. Şehirde temiz su ve kanalizasyon yapıları açıkça görülebilir. Priene evleri ile eski Pompei evleri arasında benzerlikler vardır. Athena Polias tapınağı, şehrin bati yarısında, ana yolun kuzeyinde yüksek bir terasa kurulmuştu. Yüksek bir isçiliğin eseri bir merdivenle çıkılan bu tapınak ön yüzünde 6 kolonu bulunan (hexastyle) bir yapıya sahiptir. Tapınağın mimarı aynı zamanda Dünyanın Yedi Harikasından biri Mausoleum'un da mimari Pytheos'tur. 1870'te Athena heykelinin kaidesinin altında, Kapadokya tarafından yapılan restorandan kalması olası, Orophernes resimli gümüş yirmi-drahmiler ve bazi mücevherler bulunmuştur. 
Ana yolun bir yanında, yüzü yola bakan bir seri toplantı binaları diğer yanında ise güzel bir alışveriş merkezi vardır. Kuzeyde, Belediye binaları, Roma tipi gymnasium ve iyi korunmuş bir tiyatro vardır. Şehir planının ortasındaki tüm yapılar gibi, Isis ve Asclepius tapınakları tamamen harap haldedir. Büyük bir stadyum, şehrin en alçak yerinde, güneyde duvarların içinde kurulmuştu ve İyon zamanından kalan gymnasium ile bağlantısı vardı.

11 Eylül 2008 Perşembe

Tarihe olan saygısızlığımız...


Efes Antik kentinde gezip yüzyıllar öncesinin medeniliğine, mimarisine ve yaşamına hayran olurken maalesef karşımıza çıkan manzara bu. İşte biz ancak bu kadar medeniyiz...